Bir okulda öğretmenlik yapıyorsunuz. Toplum içerisinde oldukça sıradan bir konumunuz var ve apolitik de değilsiniz. Bozuk düzene karşı yaptığınız tek şey şarkılar söylemekse bile, elbette ileri demokrasi oyunları oynayan devletiniz oyuncağınızı elinizden almak için oyunun kurallarını bozmaya hazırdır.

Narayan Kambal’ın (Vira Sathidar) çocuklara Coğrafya dersi verdiği bir sahneyle açılış yapıyor film. Ardından sistemin dayattığı tekdüze hayat standartlarından bir otobüse binerek uzaklaşıyor. Narayan’ın bindiği otobüs, bir katliam anısına düzenlenen miting alanına götürüyor onu. Sanki sahneye aitmiş, orada olmalıymış gibi mikrofonu eline alıyor ve şarkısını söylüyor. Irkçılığı, milliyetçiliği, kast sistemini ve yaygın yolsuzlukları kınadığı şarkılarıyla bir “halk ozanı” olarak karşımıza çıkıyor. Halk arasında seviliyor ve sayılıyor, üstelik insanların temel hakları adına önemli şeyler söylüyor.

Yıllardır İngiltere ve Portekiz gibi sömürgeci güçlerin baskısına maruz kalmış Hint Devleti, kendini ispat etmek için özellikle muhalefet cenahtan belirledikleri bazı adamları çeşitli sebeplerden, olmayacak bahanelerle köşeye sıkıştırır. Bu sindirme yöntemi, diğerlerine gözdağı vermek içindir. Onlardan biri de Narayan Kambal’dır. Şarkı söylediği anda konseri yarıda kesilir ve kolluk kuvvetleri onu bir kanalizasyon işçisinin intihar etmesine sebep olduğu gerekçesiyle tutuklar. Film boyunca Narayan Kambal’ı çok az görürüz, o sırada etkin olan Hint yargı sistemi onu yutmuş ve sindirmiştir bir nevi. Mahkeme – Court; sebebin absürtlüğünden daha çok “adalet” kavramının nasıl küçük düşürüldüğüne, “yargı”nın kimlerin elinde olduğuna odaklanıyor. Yönetmen Chaitanya Tamhane, bunu yaparken işçi haklarına, eğitim sistemine ve devletin diğer uygulama alanlarındaki aksaklıklara değinerek özellikle anayasadaki boşluklara gönderme yapmaktan da geri durmuyor.

Narayan’ın avukatı Vinay Vora (Vivek Gomber), zengin bir adamdır ve hükumetin bu dayatmalarına karşılık her zaman zayıf halkanın destekleyicisi ve savunucusu olur. Karşısındaysa mahkeme salonlarında yıllarca aynı yüzleri gördüğünden yakınan, fakat bu düşüncesini pratik bir eyleme dönüştürmekten geri duran savcı bir kadın vardır. Savcının eyleme geçmemesini, kadınsız bir devrimin başarılı olamayacağına yapılan bir gönderme olarak yorumlamak mümkün. Mahkeme sürecinin ele alınışı, bende daha çok bir Aziz Nesin taşlaması okur gibi bir etki bıraktı. Oldukça ironik ve tanıdık olan bu süreçte; bir şahidin gelmemesi, bir kadının kolsuz elbise giyiyor olması ya da kanıtlanmamış herhangi bir suçlama sebebiyle duruşma ertelenebiliyor. Üstelik 100.000 rupi gibi bir kefaletle suçu ispatlanmamış mağdur, hapishanede çürümeye terk edilebiliyor. Hem kanunen hem vicdanen altı doldurulmamış, oldukça havada kalan sebeplerle insanların hayatları sömürülüyor.

Mahkeme ertelendikçe, insanlık dışı bürokrasinin etkilerini daha iyi anlıyoruz. Narayan hasta oluyor, yüksek kefalet parasını avukatı ödediğinde mahçup hissediyor ve asıl önemli olansa, film boyunca kendisini savunmuyor. Bu savunmama, teslim olma hali bize Franz Kafka’nın Dava’sındaki Josef K.’yı hatırlatıyor. Narayan için direniş, eline mikrofon verildiğinde başlıyor. İfade hürriyetinin sansürlenmesindeki saçmalık, evrensel sınırlar içerisinde ve tüm dünya ülkelerinde daha korkunç izler bırakmadan önce hiç değilse, ıslık çalmayı öğrensek iyi olur…

Bir okulda öğretmenlik yapıyorsunuz. Toplum içerisinde oldukça sıradan bir konumunuz var ve apolitik de değilsiniz. Bozuk düzene karşı yaptığınız tek şey şarkılar söylemekse bile, elbette ileri demokrasi oyunları oynayan devletiniz oyuncağınızı elinizden almak için oyunun kurallarını bozmaya hazırdır. Narayan Kambal’ın (Vira Sathidar) çocuklara Coğrafya dersi verdiği bir sahneyle açılış yapıyor film. Ardından sistemin dayattığı tekdüze hayat standartlarından bir otobüse binerek uzaklaşıyor. Narayan’ın bindiği otobüs, bir katliam anısına düzenlenen miting alanına götürüyor onu. Sanki sahneye aitmiş, orada olmalıymış gibi mikrofonu eline alıyor ve şarkısını söylüyor. Irkçılığı, milliyetçiliği, kast sistemini ve yaygın yolsuzlukları kınadığı şarkılarıyla bir “halk ozanı” olarak karşımıza çıkıyor. Halk arasında seviliyor ve sayılıyor, üstelik insanların temel hakları adına önemli şeyler söylüyor. Yıllardır İngiltere ve Portekiz gibi sömürgeci güçlerin baskısına maruz kalmış Hint Devleti, kendini ispat etmek için özellikle muhalefet cenahtan belirledikleri bazı adamları çeşitli sebeplerden, olmayacak bahanelerle köşeye sıkıştırır. Bu sindirme yöntemi, diğerlerine gözdağı vermek içindir. Onlardan biri de Narayan Kambal’dır. Şarkı söylediği anda konseri yarıda kesilir ve kolluk kuvvetleri onu bir kanalizasyon işçisinin intihar etmesine sebep olduğu gerekçesiyle tutuklar. Film boyunca Narayan Kambal’ı çok az görürüz, o sırada etkin olan Hint yargı sistemi onu yutmuş ve sindirmiştir bir nevi. Mahkeme – Court; sebebin absürtlüğünden daha çok “adalet” kavramının nasıl küçük düşürüldüğüne, “yargı”nın kimlerin elinde olduğuna odaklanıyor. Yönetmen Chaitanya Tamhane, bunu yaparken işçi haklarına, eğitim sistemine ve devletin diğer uygulama alanlarındaki aksaklıklara değinerek özellikle anayasadaki boşluklara gönderme yapmaktan da geri durmuyor. Narayan’ın avukatı Vinay Vora (Vivek Gomber), zengin bir adamdır ve hükumetin bu dayatmalarına karşılık her zaman zayıf halkanın destekleyicisi ve savunucusu olur. Karşısındaysa mahkeme salonlarında yıllarca aynı yüzleri gördüğünden yakınan, fakat bu düşüncesini pratik bir eyleme dönüştürmekten geri duran savcı bir kadın vardır. Savcının eyleme geçmemesini, kadınsız bir devrimin başarılı olamayacağına yapılan bir gönderme olarak yorumlamak mümkün. Mahkeme sürecinin ele alınışı, bende daha çok bir Aziz Nesin taşlaması okur gibi bir etki bıraktı. Oldukça ironik ve tanıdık olan bu süreçte; bir şahidin gelmemesi, bir kadının kolsuz elbise giyiyor olması ya da kanıtlanmamış herhangi bir suçlama sebebiyle duruşma ertelenebiliyor. Üstelik 100.000 rupi gibi bir kefaletle suçu ispatlanmamış mağdur, hapishanede çürümeye terk edilebiliyor. Hem kanunen hem vicdanen altı doldurulmamış, oldukça havada kalan sebeplerle insanların hayatları sömürülüyor. Mahkeme ertelendikçe, insanlık dışı bürokrasinin etkilerini daha iyi anlıyoruz. Narayan hasta oluyor, yüksek kefalet parasını avukatı ödediğinde mahçup hissediyor ve asıl önemli olansa, film boyunca kendisini savunmuyor. Bu savunmama, teslim olma hali bize Franz Kafka’nın Dava’sındaki Josef K.’yı hatırlatıyor. Narayan için direniş, eline mikrofon verildiğinde başlıyor. İfade hürriyetinin sansürlenmesindeki saçmalık, evrensel sınırlar içerisinde ve tüm dünya ülkelerinde daha korkunç izler bırakmadan önce hiç değilse, ıslık çalmayı öğrensek iyi olur...

Yazar Puanı

Puan - 70%

70%

70

İfade hürriyetinin sansürlenmesindeki saçmalık, evrensel sınırlar içerisinde daha korkunç izler bırakmadan önce hiç değilse ıslık çalmayı öğrensek iyi olur!

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
70
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi