Şahan Gökbakar geçtiğimiz günlerde Instagram hesabından Recep İvedik 5 filminin tek başına Türkiye Sineması’nın yüzde otuzu ettiğini belirten bir paylaşımda bulundu. Bence Şahan Gökbakar kendisine haksızlık ediyor. Yüzde otuz az bir oran. Kendisi Türkiye Sineması’nın neredeyse tamamını tek başına yapıyor.

Yıllardır Şahan Gökbakar sohbetinin açıldığı tüm ortamlarda klasik söylenen bir şey vardır: ‘’Televiyonda yaptığı Zoka ve Dikkat Şahan Çıkabilir zamanında çok iyiydi.’’ O zamanlar Şahan Gökbakar’ın yaptıkları çok mu iyiydi tartışılır ama değişik bir konseptle ortaya çıktığı ve gençlerin sevgisini kazandığı ortadaydı. İlk zamanlarında Şahan Gökbakar, Recep İvedik karakterine can veriyordu fakat geçen zamanla birlikte Recep İvedik karakteri kendisine can vermeye başladı. Aslında kendisi Abuzer Kadayıf filmine paralel bir hayat yaşadı. Filmde Metin Akpınar, Ersin Balkan isimli bir akademisyeni canlandırıyordu. Geceleri ise sosyal tahlil yapmak ve projesine para biriktirebilmek için o dönemin moda tabiriyle ‘’Kıro Türkücü’’ kılığına giriyordu. Daha sonra Abuzer’in yavaş yavaş Ersin’i ele geçirdiğine şahit oluyorduk. Şahan Gökbakar da tam olarak bu evrimi yaşadı. Hal ve hareketleriyle, sinema anlayışıyla, söylemleriyle, paylaşımlarıyla, iktidar yalakalığıyla, para hırsıyla, cahilliği ve cahilliğe övgüsüyle bir Recep İvedik’e dönüştü. Bana göre kendisi Arda Turan ve Ali Ağaoğlu ile birlikte bu ülkede para ve şöhreti en kaldıramamış insanlardan biri. Bazı insanların ‘’Recep İvedik’i sonuçta halk seviyor. Takdir etmek lazım’’ anlayışına asla katılmıyorum. Kimse kusura bakmasın ama adeta ‘’Cahilliğe Övgü’’ mottosu üzerine çekilmiş Recep İvedik filmlerini ve ‘’Şahan Gökbakar Sineması’’nı burada övecek halimiz yok. Kendisinin projelerinde yer alan tüm set emekçilerini ayrı tutarak söylemek isterim ki, Şahan Gökbakar ve onun sinema anlayışı Türkiye Sineması’na gelmiş geçiş en büyük zararı vermek üzere, hatta verdi de diyebiliriz. Çünkü arkasından kendisine öykünen, muadillerine büyük bir gelir kapısı açtı ve son yıllarda ülkemizde gişe sinemasının hali ne yazık ki ortada.

Kendisinin “Recep İvedikleşme” sürecinde birçok olay yaşadık. 2013 yılında kendisi Atilla Dorsay hakkında “Sen zaten benim adımı hala bilmiyorsan, baba sen zaten bırak sinema köşesi yazmayı…” dedi. Şahan kendisine laf sokma derdindeyken, o sıralarda yaşça Şahan’dan çok büyük olan sevgili Atilla Dorsay, Emek Sineması’nın yıkılmaması ve toplumsal hafızamızın silinmemesi için uğraşıyordu.

Aslında bu olay Şahan’ın sinema dinamiğini bize çok iyi özetliyor: ”Ülkemizde son 15 yılda Akp iktidarında her alanda olduğu gibi eğitim düzeyi kendisinden üst derecede olduğu için ‘’elit’’ zannettiği kesime zaman mekan fark etmeksizin hakaret etmek. Otelde, üniversitede, mağazada, yakaladığı her yerde bu kitleyi küçümseyip kendi vasatlığını övmek.’’ İktidarın yükselmesiyle birlikte dönüşen toplumla beraber, Şahan da kendi evrimsel sürecini hızlandırdı ve her seferinde alanını genişleterek eğitimli insanları daha fazla “tokatlama” fırsatı yakaladı. Recep Tayyip Erdoğan’ın yıllar boyunca yaptığı açıklamalarının yanına Şahan Gökbakar’ın sosyal medya paylaşımlarını ve açıklamalarını koyup inceleyin. Ben inceledim. Açıklamaların gösterdiği paralelliğe inanamayacaksınız.

Şahan Gökbakar uzayı keşfetmedi. Bu ülkede aslında gayet normal bir şekilde hayatını yaşayan insanları ‘’elit’’ gösterip onlarla alay ederek, onların hareket alanını kısıtlayıp ötekileştirerek çoğunluğun gücünü arkasına alabileceğini keşfetti. Kendisi de bunu açıklamakta hiçbir beis görmüyor. “Elitlere, entellere veya kendisini bu ikisinden zannedenlere zeki gözükebilmeyi değil, sizleri güldürmeyi seçtim her zaman. Sizler de beni hep sevginizle ödüllendirdiniz. Bana tarifsiz gururlar yaşattınız. Yeni filmim için hazırlıklara başladım. Henüz adını yazmıyorum, şimdilik mevcutlarla idare edin, yakında size yine her zaman olduğu gibi kahkahaya doyuracağım.” Şu açıklamanın birkaç kelimesi değişik halini sayın Reis-i Cumhurumuzdan yıllardır duyuyoruz. Ayrıca üniversiteye kadar kolejde okumuş, üniversiteyi Bilkent’te bitiren birinden bu elitlik ahkamlarını duymak da oldukça ironik.

Şahan Gökbakar - FilmLoverss

Cahilliğe Övgü Üzerinden Kazanılan Milyonlar

İşte Şahan Gökbakar bu keşfiyle birlikte çektiği beş tane Recep İvedik, Celal İle Ceren, Osman Pazarlama filmleriyle toplamda 31.777.210 izleyici sayısına ve 300.863.148 TL hasılata ulaştı. Kazansın, daha fazlasını kazansın zira Şahan için para önemli. Tabii ki karşılaştırması bile bu arkadaşlar için acı olsa da, Bağımsız Türkiye Sineması’ndan birkaç filmin ulaştığı kişi sayılarını yaklaşık olarak buraya yazmak istiyorum. Kaygı (Ceylan Özgün Özçelik) – 8576, Çoğunluk (Seren Yüce) – 25.500, Sarmaşık (Tolga Karaçelik) – 25.500, Abluka (Emin Alper) – 23.700, Toz Bezi (Ahu Öztürk) – 7800, Tereddüt (Yeşim Ustaoğlu) – 22.000…

Kimse yanlış anlamasın burada tabii ki bu isimleri Şahan Gökbakar’la karşılaştırma hadsizliğinde bulunmuyorum. Yalnızca bu rakamları yazmam gerekiyordu. Çünkü insan ne olursa olsun üzülüyor. Çünkü Şahan; geçen hafta yaptığı paylaşımdaki gibi iyi filmin tanımını “gişe yapan film” olarak tanımlayan, pazarlamanın dibine vuran, sinema sanatının Türkiye’de bu kadar umursanmamasındaki baş aktörlerden olan, kendisine göre zengin bize göre kültürsüz bir insan. Kendisinin Bağzımsız Sinema’ya olan bakış açısı da muazzam.

”Şimdi ben alayım ağzıma bir sigara, başlayayım buradan Eminönü’ne kadar yürüyeyim. Arada denize bakayım bir şey demeden. al sana sanat filmi… Öyle fukaralık edebiyatı yaptıklarına da bakmayın , milyon dolarlar kazanıyorlar festivallerde aldıkları ödüllerden sonra… Oyunculara da para vermiyorlar bunlar. Mehmet sen gel , Ahmet sen gel diyerek tanıdıklarını oynatıyorlar. Bedavaya getiriyorlar filmi

Evet Türkiye Sineması’nın başarılı yönetmenleri… Orta sınıf, toplumsal hafıza, kent bilinci diye filmler çekmeye uğraşıyorsunuz ama hepinizi toplasak Türkiye Sineması’nın yüzde 1’i bile etmiyorsunuz. Çabuk ağzında sigarayla Eminönü’ne yürüttüğünüz karakterlerinizi evrimleştirip onu bunu tokatlayan, osuran, ‘’elit ezen’’ hale getirin ve Türkiye Sineması’ndaki payınız artsın.

Tam burada yıllardır tartışılan Recep İvedik neden bu kadar seviliyor meselesine bence en iyi yaklaşımlardan biri olan Ali Şimşek’in Yeni Orta Sınıf-Sinik Stratejiler kitabındaki tanımı paylaşmak istiyorum:

‘’…Gülmenin ezilenler ve madunlar için olağanüstü gücü vardır: Nesneyi yakına getirir, onu parmağın bildik bir hareketle her yanına dokunabileceği somut temas bölgesine çeker, baş aşağı döndürür, içini dışına çıkarır, ona yukarıdan bakar, ondan kuşkulanır, onu böler, parçalarına ayırır; soyup sergiler, özgürce inceler ve onunla deneyler yapar. Gülme bir nesne karşısındaki, bir dünya karşısındaki korkuyu ve acıma duygusunu ortadan kaldırır, onu tanınan bir nesneye dönüştürür, böylece özgürce araştırılması için zemin hazırlamış olur. Gülme, korkusuzluk gibi bir önkoşulun gerçekleştirilmesinde yaşamsal etmendir; bu önkoşul olmaksızın dünyaya gerçekçi yaklaşmak olanaksızdır. Gülme bir nesneyi kendine çekip bildik kılarak, onu gerek bilimsel, gerek sanatsal sorgulayıcı deneyin ve özgür deneysel düşgücünün korkusuz ellerine teslim eder” . Mizah uysal değil, isyankardır. Oysa 80 sonrası mizah ile maganda artık böyle bir konumun olmadığı bir dönemin tipleştirilmesidir. Çünkü alt sınıfların alaya alındığı, “incitildiği” bir döneme girilmiştir, bildikleştirme doksanlarda yer değiştirecektir; zirvesi “yurdum insanı” olacaktır. İşte İvedik alt sınıfların ve ezilenlerin elindeki groteski üst sınıflara yöneltme anlamında önemli bir uğrağı temsil etmektedir. O uyumsuzluğu, kabalığı ve komleksiyle bir “özgüven” anıtı ve orta sınıfların “düzen” hijyen gibi toplumsal matrislerini tepe takla eden bir tehdittir. Son 30 yıldır toplumun “beyaz” olduğunu düşünen kesimleri tarafından kendine yöneltilen sıfatı gaspederek “evet ben buyum”a çevirmektedir. Serinin özellikle orta sınıflar tarafından eleştirilmesinin ama izlenme rekoru kırmasının altında toplumsal bir rövanşı dillendirmesinin etkisi yüksektir. İvedik’in Güngörenliyim vurgusu ile aslında sınıfsal konumunu net ifade eder. Güngören İstanbul’un gecekondulaşma sonrası varoş olarak adlandırılan alt-orta sınıfların yaşadığı Anadolu hemşehri geleneğinin en yoğun yaşandığı yerlerden biridir. Günümüzde Güngören’in komşusu Bağcılar İstanbul’un en kalabalık ilçesi olarak bu özelliğini hala sürdürmektedir. Peki kimdir İvedik? O sanayiide sigortasız çalışan, ürününüzün barkodunu okutan kasiyer pizzayı evimize getiren motokurye, tostumuzu basan lise terk çocuktur, çakma marka giysilerine bakarak çoğu zaman Apaçi deyip küçümsediğimiz. Kısacası İvedik “mahalleye dönüş” mizahının tehlikeli de olabilecek ilk arızalarından biridir.’’

Tüm bunların yanı sıra Şahan Gökbakar’ın son yaptığı paylaşımdaki hastaglerle kime laf soktuğunu az çok hepimiz biliyoruz. İlginç bir şekilde Şahan Gökbakar’ın Cem Yılmaz’a olan öykünmesi, kıskançlığı ve aşağılık kompleksi yıllardır bitmedi. Hatta tam aksine artarak devam ediyor. Kendisinde eksik gördüğü yönleri telafi etmek için antisosyal davranışlar sergileyebiliyor. Şahan’ın çabasını bu minvalde değerlendirmek lazım. Kendisinde neyin eksik olduğunu iyi biliyor, asla Cem Yılmaz gibi olamayacağının da farkında ama yine de bu kompleksi bastırmak için garip davranışlar sergiliyor. Belki de kendisine ”Sen de komiksin, hiç fena değilsin aslında” deyip geçseydik her şey çok farklı olabilirdi.

Sevgili Şahan Gökbakar, seni dışlayan kendi deyiminle  ‘’elit ya da entel’’ kesime tavır alıp, kendi filmlerine giden kesime yanaşmak adına yaptığı halk çocuğu, halkın insanı ayaklarını inan bana ancak filmlerine giden belli bir kitle dışında kimse yemiyor. Kimse samimiyetine zerre inanmıyor. 10 yıldır bu ülkede her şeyde olduğu gibi sinemanın geriye gitmesinde, vasatlaşmasında çok büyük emeğin var.

‘’Biz biliriz’’, ‘’Sıkıntı yok karşim’’, ‘’Adamsın’’, ‘’Adamın kareköküsün’’, ‘’Aynen’’, ‘’Hallederiz o işi’, ‘’Vurucaksın geçiceksin kanka’’, ‘’Benim nargile elmalı olsun usta’’, ‘’Geçen hafta Vadi’yi izledin mi karşim’’, ‘’Önce lafa bakarım laf mı diye sonra söyleyene bakarım adam mı diye’’…

Buraya kadar bi’ nefeste okuyup, içi şişen tüm dostlara Ülkü Tamer’den gelsin:

”İyi nişan alırdı kendini asan zenci,
Bira içmez ağlardı, babası değirmenci,
Sizden iyi olmasın, boşanmada birinci…
-Çok canım sıkılıyor, kuş vuralım istersen.”

Kaynak

Ek Dergi

 

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi