Dün gece 22.00 gibi başladı her şey. Eğer The Purge’deki gibi sadece 12 saat sürecek olsa, bu sabah 10:00 gibi de biterdi. Uykusuz bir gecenin ardından, cin gibi ayığım ve sabah 06.00. 4 saat sonra siren sesini duyup, anonsla her şeyin bittiğinden emin olmak istiyorum. Ama bu bir film değil. Her şey yeni başlıyor.

Dün Gece The Purge’ü Hatırlatıp Durdu Bana

Ülkenin hatırı sayılır kısmından evvel durumu fark ettim. Erkek arkadaşım ikinci köprünün girişinde aradı ve trafiğin durduğunu söyledi. Normalde beni almak için karşıya gelmeyecekti aslında. Arada buluşacaktık. Önce ben çıkamaya üşendim, sonra o trafiğe daha az takılmak için biraz geç çıkmaya karar verdi. Tam kendisi ikinci köprüye girmek üzereyken jandarma köprüyü kapatmıştı. Yanından silahla koşan askerler olduğunu söyledi, telefonda konuştuğumuz süre zarfında arka fonda siren sesleri vardı. Bir yandan sosyal medya üzerinden ne olduğunu öğrenmeye çalışıyordum. Görgü tanıkları harici hiçbir yerde hiçbir içerik yoktu. Ama adamın yanında darbe olduğunu söyleyen silahlı ve üniformalı birileri vardı.

Genelde üşengeç, elindeki şeyleri erteleyen bir insanım. Son dakika değişiklikleri rutinimdir. Hiçbir zaman insan bir şeyleri ertelemenin bedelinin sevdiği insanı bir sürü silahlı insanın olduğu bir ortamda, çıkamayacağı bir bölgede mahsur bırakacağını düşünmüyor. Tüm bunlara rağmen normal kalmışız da ondan belki, ama düşünmüyor. Her an hepimizin başına her şey gelebilir, ama kendimi bu denli sorumlu hissedebileceğim bir olay akışını asla öngöremezdim.

Köprünün çıkışlarından birine o kadar uzak değildi ve eve dönmenin bir yolunu buldu neyse ki. Telefonda korkudan elim tir tir titrerken,  bir yandan “bunun hakikaten darbe olduğunu sanmıyorum, ama çok acayip” deyip durdum.

Ana karakterlerimiz, türlü tesadüfler sonucu abuk bir olay silselesinin ortasında kendini buluyorlar. Aklıma nasıl The Purge gelmesin bu koşullar altında? Neyse ki gerçekten The Purge’de değildik, keza filmin doğası gereği ikimizden biri muhtemelen yolculuğu tamamlayamazdık. Ortalama bir ana karakterden daha pasif bir konumda olmam büyük şanstı. Ne de olsa o esnada arada buluşmaya karar versek boşaltılan metrobüslerden birinde olabilirdim. Ki köprünün kapatılmasının doğası gereği, o da hala Avrupa yakasına geçemez olurdu. O zaman hakikaten The Purge’e biraz daha yaklaşırdı halimiz muhtemelen.

Ama genel atmosfer The Purge’den pek de uzaklaşmadı. Darbe metni diye yayınladıkları metindeki yapmacık demokrasi kokusu, Yeni Kurucu Babalar’ın kaleme aldığı metni anımsatırken, Purge’ün evde güvende olmaya çalışan karakterleri gibi “bir sonraki emre kadar sokağa çıkmanın yasak” olduğunu dinledim önce. Sadece Kenan Evren’li belgesellerden duyacağımı sandığım ifadeler teker teker kulağıma çalındı. Metin, iddiası ve pratiği arasında The Purge’ün metni kadar mesafe edinmişti. Daha sonra Erdoğan sivilleri sokağa dökecek çağrısını yaptı. Korna sesleri, milliyetçi ve dindar naralarla sokağa döküldü insanlar.

The Purge’de maskelerle dolaşanlar ve dışarıda tekbir atarak dolananlar arasında hiyerarşik farkları yakalayamıyorum. Bütün gece “sonic boom” olarak adlandırıldığını öğrendiğimiz patlamamsı seslerle nasıl bir durumun içerisinde olduğunu anımsamak durumunda kaldık. Sosyal medya korkunç resimlerle doluydu. Ezilmiş, parçalanmış, delinmiş insan bedenlerinin resim ve videoları düştü bütün gece. Canlı olmalarını temenni ettiğim halde, canlı görmekten çok tırstığım insanlarla doluydu her yer. Patlamalardan boş kalan zamanlarda, ezan sesi OHAL hatırlatması olarak kulağımızda çınlandı tekrar tekrar… Ezanların arasında “arınmaya” çıkan insanların konvoylarından gelen sesler eklendi araya.

Ankara’da 42 kişi, yurt genelinde 60 kişinin öldüğü yazısı düşerken Twitter’da, yakınlardaki cami “Allah devletimize milletimize…” diye anonslar yapıyor. Tıpkı Purge’ün ertesi günü olduğu gibi. Fakat arada çok derin bir fark daha var elbette. Purge, insanları o veya bu şekilde hukuk kurallarına uygun davranan bir birey olmaya teşvik ediyor. Bir sene sonrasını dert etmeniz gerekiyor sadece eğer ki sabaha erişmeyi başardıysanız.

Oysa ki ben, değil bir sonraki seneyi, bir sonraki haftayı düşünemiyorum. Neler olduğunu yorumlamak pek zor değildi fakat neler olacağını öngörmek imkansız. Kesin olan şu ki, arınmadık. Çok daha pisiz, çok daha zor vakitlere doğru ilerliyoruz.

Uyandıktan Sonra

Sabah 11 civarı, cami imamının sesiyle uyandım.. Zaten camilerden ya konuşma ya ezan ya sela sesi geliyor. Yurtdışındaki insanlar bilgi edinmek için bize ulaşıp duruyorlar. Ölü ve yaralı sayısı elbette dramatik bir şekilde artmıştı, artmaya da devam edecek gibi gözüküyor. Bu geceyi de yalnız geçirmek istemediğim için, dışarı çıkmam gerek. Dolapta yaz sıcağına rağmen beni boğmayacak kapalı bir kıyafet arıyorum ki yolda başıma bir şey gelmesin.

Ne zaman bu halde geldi işler sahi? Gencecik bir çocuğun, kendi iradesiyle almadığı bir karar yüzünden boğazını kesenlerin insafına mı kaldık hakikaten? Küçükken annemlerle sinemada izlediğimiz bir filmde Kubilay’ın kafasının kesilme sahnesi vardı. O sahne bünyemde çok travmatik etkiler bırakmıştı bir süre. Sırf olay değil, askerin etrafındaki tipler de filmdekine benziyor görüntülere baktığımda. Pis bakışlı insanların insafına bırakıldı nice can. Bir geceye kaç korku filmi sığdı, güneş doğunca aydınlanmıyor ortalık…

Ana görsel: haber.sol.org.tr

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi