Efsaneleşmiş Léon (1994) filminin yaratıcısı Luc Besson’un son filmi Lucy, tür içinde düşünüldüğünde kendi tarzını birçok sahnede ortaya koymasına karşın yönetmenin filmografisinde kendine özgün bir yer bulamayan son dönemin başarılı, Besson’un ise başarısız filmlerinden biri.

Oldukça büyük paralar karşılığında teslimat yapan erkek arkadaşının zorlamasıyla bir teslimatın içine giren Lucy bir anda büyük bir mafyanın kuryesi haline dönüşür. Fakat beklenmedik bir şekilde midesinin altına yerleştirilen sentetik uyuşturucu poşeti patlar ve kanına karışır. İşte bu andan sonra olanlar artık teslimatın çok ötesinde, insan beyninin daha önce hiç kullanılamamış bölümlerinin işler hale gelmesinin yol açtığı bilinmezliklerle doludur. Lucy zamanla normal bir insanın ancak yüzde onunu kullanabildiği beyninin daha fazlasını ve en nihayetinde yüzde yüzünü kullanmayı başarır. Fakat bu olanlar, o güne kadar bilinmeyenlerle dolu bir bilgi dünyasını da açığa çıkarmaktan geri durmayacaktır.

Aynı zaman da senaryosunu da kendisi yazan Besson, ortaya bilimsel anlamda altı doldurulmuş kaliteli bir hikaye çıkarmış. Ama filmin tamamını aksiyona dayamanın getirdiği bazı sakıncalar, bu hikayenin hakkını vererek işlenmesini engellemiş. Öyle ki bir yandan gelecek ve insanlığın varoluşuyla ilgili söylemler yapılırken bir yandan da hiçbir elle tutulur tarafı olmayan ucuz bir intikam hırsının peşine düşülüyor.

Lucy’nin türdeşleri arasında kendine has bir tarzı kesinlikle var. Özellikle filmin ilk bölümü, paralel kurgu tekniğinin zekice kullanımıyla oldukça etkileyici bir hal alıyor. Ve elbette ortada kocaman bir Scarlett Johansson etkisi de var. Son dönemki en başarılı performanslarından birini gerçekleştiren Johansson tonlama ve mimik kullanımında zirveye oynuyor. Morgan Freeman ve Oldboy’dan tanıdığımız Min-sik Choi gibi yıldızları da bünyesinde barındıran film bu karakterlerden yeterince faydalanamaması kötü bir handikap.

Yönetmenin kendine has mizah tarzını başarıyla yansıtması böylesine kaliteli bir hikayenin böylesine basit bir aksiyona heba edilmesi olayını daha da gün yüzüne çıkartıyor maalesef. Min-sik Choi’nin canlandırdığı Mr. Jang karakterinin büründüğü intikam hırsı Lucy’nin esas hikayesi yanında çok anlamsız kalıyor. Kaldı ki yönetmen Lucy’nin bu işe bulaşması ve sonunda hiç beklenmedik olayların yaşanmasını oldukça yaratıcı bir şekilde aktarmayı başarmışken ucuz aksiyon sahnelerini filmin merkezine alması gerçekten büyük bir hüsran.

Esas hikayede insanoğlu üzerinden geçmiş ve gelecek vurgusu yapan Besson neden diğer Hollywood yönetmenlerinden tarz olarak oldukça farklı olduğunu iyi bir şekilde açıklıyor ve neden Kubrick gibi bir dehanın yanına dahi yaklaşmayı başaramadığını. Hikaye çok güzel ama bir türlü gerçek potansiyeline ulaşamıyor. Sürekli olarak bu derin felsefesine karşın yürütmeye çalıştığı popülist yaklaşımlar filmin süresinden çaldıkça çalıyor ve sonunda daha tadını alamadan bitiriyor.

Sonuç olarak Lucy farklı tarzda, iyi oyunculuk ve sağlam hikayesiyle birlikte kötü yan hikayeleri ve bir türlü beklenilen derinliğe ulaşma cesaretini gösteremeyen odaksızlığıyla seyri keyifli ama çok dahi iyisi olabilecekken neden bu dedirten bir film.

Efsaneleşmiş Léon (1994) filminin yaratıcısı Luc Besson’un son filmi Lucy, tür içinde düşünüldüğünde kendi tarzını birçok sahnede ortaya koymasına karşın yönetmenin filmografisinde kendine özgün bir yer bulamayan son dönemin başarılı, Besson’un ise başarısız filmlerinden biri. Oldukça büyük paralar karşılığında teslimat yapan erkek arkadaşının zorlamasıyla bir teslimatın içine giren Lucy bir anda büyük bir mafyanın kuryesi haline dönüşür. Fakat beklenmedik bir şekilde midesinin altına yerleştirilen sentetik uyuşturucu poşeti patlar ve kanına karışır. İşte bu andan sonra olanlar artık teslimatın çok ötesinde, insan beyninin daha önce hiç kullanılamamış bölümlerinin işler hale gelmesinin yol açtığı bilinmezliklerle doludur. Lucy zamanla normal bir insanın ancak yüzde onunu kullanabildiği beyninin daha fazlasını ve en nihayetinde yüzde yüzünü kullanmayı başarır. Fakat bu olanlar, o güne kadar bilinmeyenlerle dolu bir bilgi dünyasını da açığa çıkarmaktan geri durmayacaktır. Aynı zaman da senaryosunu da kendisi yazan Besson, ortaya bilimsel anlamda altı doldurulmuş kaliteli bir hikaye çıkarmış. Ama filmin tamamını aksiyona dayamanın getirdiği bazı sakıncalar, bu hikayenin hakkını vererek işlenmesini engellemiş. Öyle ki bir yandan gelecek ve insanlığın varoluşuyla ilgili söylemler yapılırken bir yandan da hiçbir elle tutulur tarafı olmayan ucuz bir intikam hırsının peşine düşülüyor. Lucy’nin türdeşleri arasında kendine has bir tarzı kesinlikle var. Özellikle filmin ilk bölümü, paralel kurgu tekniğinin zekice kullanımıyla oldukça etkileyici bir hal alıyor. Ve elbette ortada kocaman bir Scarlett Johansson etkisi de var. Son dönemki en başarılı performanslarından birini gerçekleştiren Johansson tonlama ve mimik kullanımında zirveye oynuyor. Morgan Freeman ve Oldboy’dan tanıdığımız Min-sik Choi gibi yıldızları da bünyesinde barındıran film bu karakterlerden yeterince faydalanamaması kötü bir handikap. Yönetmenin kendine has mizah tarzını başarıyla yansıtması böylesine kaliteli bir hikayenin böylesine basit bir aksiyona heba edilmesi olayını daha da gün yüzüne çıkartıyor maalesef. Min-sik Choi’nin canlandırdığı Mr. Jang karakterinin büründüğü intikam hırsı Lucy’nin esas hikayesi yanında çok anlamsız kalıyor. Kaldı ki yönetmen Lucy’nin bu işe bulaşması ve sonunda hiç beklenmedik olayların yaşanmasını oldukça yaratıcı bir şekilde aktarmayı başarmışken ucuz aksiyon sahnelerini filmin merkezine alması gerçekten büyük bir hüsran. Esas hikayede insanoğlu üzerinden geçmiş ve gelecek vurgusu yapan Besson neden diğer Hollywood yönetmenlerinden tarz olarak oldukça farklı olduğunu iyi bir şekilde açıklıyor ve neden Kubrick gibi bir dehanın yanına dahi yaklaşmayı başaramadığını. Hikaye çok güzel ama bir türlü gerçek potansiyeline ulaşamıyor. Sürekli olarak bu derin felsefesine karşın yürütmeye çalıştığı popülist yaklaşımlar filmin süresinden çaldıkça çalıyor ve sonunda daha tadını alamadan bitiriyor. Sonuç olarak Lucy farklı tarzda, iyi oyunculuk ve sağlam hikayesiyle birlikte kötü yan hikayeleri ve bir türlü beklenilen derinliğe ulaşma cesaretini gösteremeyen odaksızlığıyla seyri keyifli ama çok dahi iyisi olabilecekken neden bu dedirten bir film.
Puan - 55 / 100

5.5

Lucy, tür içinde düşünüldüğünde kendi tarzını birçok sahnede ortaya koymasına karşın yönetmenin filmografisinde kendine özgün bir yer bulamayan son dönemin başarılı, Besson’un ise başarısız filmlerinden biri.

Kullanıcı Puanları: 3.63 ( 4 votes)
6
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi