Bu seneki Filmekimi boyunca büyük yönetmenlerin, beklenen yapımlarının yanı sıra aradan çıkan etkileyici ve naif filmler ne kadar ‘’şanslıyım’’ ki bana denk geliyor. Lucky de bu yılki programda pek göze batmasa da etkileyici yapımlardan biri. Filmin yönetmenliğini birçok yapımdaki karakter oyunculuğundan tanıdığımız John Carrol Lynch yapıyor. Lucky, yönetmenin ilk filmi. Yan rollerde Ron Livingston, Ed Begley Jr., Tom Skerritt, Beth Grant gibi isimler çok iyi bir oyunculuk sergilerken bir de sürpriz bir isim naif oyunculuğuyla hepimizin yüzünde bir gülümseme oluşturuyor. Yönetmen David Lynch. Lynch filmde kara kaplumbağası kaybolan takıntılı bir kasaba sakinini oynuyor. Ve  başrol. Bu filmi bu kadar güzel hale getiren, 15 Eylül’de hayatını kaybeden Harry Dean Stanton. Film, 90 yaşındaki aktör Harry Dean Stanton’ın hepimize bir oyunculuk dersi verdiği son filmi. Aktör bu filmde bize adeta kendi hayatının ''spoiler''ını veriyor. Ağzımız açık perdeye bakakalıyoruz ve her sahnede kendimize şunu söylüyoruz: ‘’Bu insan 90 yaşında.’’ Bir oyuncunun Hollywood gibi fabrikasyon bir üretim merkezinde neredeyse yer aldığı her yapımda  aynı saygıyı kazanması oldukça zor bir olayıdır. Fakat, Harry Dean Stanton, tam 63 yıldır yer aldığı yaklaşık 200 yapımda çizgisini zerre bozmamış, her filmiyle aynı saygıyı kazanmış bir karakter oyuncusu. Çarkın bir parçası olmamış oyuncunun en etkileyici rolü tabii ki Wim Wenders’ın Paris, Texas filmindeki Travis rolü. Bence Lucky’de de 90 yaşında olmasını göz önüne alırsak Paris, Texas’dakine eş değer hatta daha iyi bir oyunculuk ortaya koyduğumu söyleyebiliriz. Lucky: Bu Dünyadan Bir Harry Dean Stanton Geçti Amerikan bağımsız sinemasının genel olarak senaryo anlayışını çok seviyorum. Genelde muhteşem diyaloglarla ve doğallıkla bezeli öykülerin, hayatın içinden olan kahramanlarıyla senaryoları oldukça oturaklı ve sağlam oluyor. Bu klasik bağımsız Amerikan filminin de kahramanı çölde bir kasabada yaşayan Lucky. Sabahları güne yoga ve kahvaltıyla başlayan, ilerleyen yaşına rağmen ne sağlık ne de genel olarak hayata dair herhangi bir sorunla karşılaşmayan Lucky, bir ateisttir. Derken bir gün, bu “talihli günlerinin” de sona erebileceği aklına takılır ve Lucky’nin “aydınlanma” yolculuğu başlar. Filmdeki Lucky ile Stanton'un kariyerinin yorgunluğunu bir tutabiliriz, ve kendimize şu soruyu sorabiliriz: ''Geride ne bırakıyoruz?'' Lucky için algılanan cevap çok fazla değil. Hiç akrabası yok, hiç çocuk sahibi değil, evli değil. Belli rutinleri var. Kalkıyor, sabah sigara içiyor, birkaç egzersiz yapıyor, süt içiyor, kasabayagidip kendine bir kahve söylüyor, bulmacasını çözüyor, bir paket sigara alıyor, kendisini sigara içtiği için attıkları barın önünden geçerken ''kahpeler'' diye bağırıyor duruyor, televizyonda yarışma programlarını izliyor, akşam da kendisi gibi bu kasabada unutulmuş arkadaşlarıyla buluşuyor, Bloody Marry'sini yudumluyor. Lucky rutiniyle mutlu, arkada bir şey bırakma derdi yok. Lucky’nin günlük rutini dijital bir saatin kesintiye uğraması metaforuyla kırılıyor. Bayılıp düşen Lucky’nin aklına ölüm korkusu yerleşiyor ve burdan sonra filmin temposu da değişiyor. Artık Lucky’nin mana arayışına tanıklık ediyoruz. Bu arayışta yan karakterlerin hikayelerine de ufaktan dokunma fırsatımız oluyor. Özellikle David Lynch’ın karakteri ve bardaki yaşlı çiftimizin hikayelerini iki üç diyalogla da olsa yakalayabiliyoruz. İşte Amerikan bağımsız sinemasında en sevdiğim şeylerden biri bu. Çok yerinde ve tutarlı diyaloglarla yan hikayeleri çok kısa bir zamanda bize anlatabiliyorlar. Yine filmde çok kısa ve yerinde bir diyalogla Lucky’nin neden Lucky olduğunu öğreniyoruz. Kafede kendisi gibi eski asker olan…

Yazar Puanı

Puan - 80%

80%

80

Lucky, geçtiğimiz günlerde 91 yaşında hayatını kaybeden aktör Harry Dean Stanton’ın hepimize bir oyunculuk dersi verdiği son filmi. Aktör bu filmde bize adeta kendi hayatının ''spoiler''ını veriyor. Ağzımız açık perdeye bakakalıyoruz ve her sahnede kendimize şunu söylüyoruz: ‘’Bu insan 90 yaşında.’’

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
80

Bu seneki Filmekimi boyunca büyük yönetmenlerin, beklenen yapımlarının yanı sıra aradan çıkan etkileyici ve naif filmler ne kadar ‘’şanslıyım’’ ki bana denk geliyor.

Lucky de bu yılki programda pek göze batmasa da etkileyici yapımlardan biri. Filmin yönetmenliğini birçok yapımdaki karakter oyunculuğundan tanıdığımız John Carrol Lynch yapıyor. Lucky, yönetmenin ilk filmi. Yan rollerde Ron Livingston, Ed Begley Jr., Tom Skerritt, Beth Grant gibi isimler çok iyi bir oyunculuk sergilerken bir de sürpriz bir isim naif oyunculuğuyla hepimizin yüzünde bir gülümseme oluşturuyor. Yönetmen David Lynch. Lynch filmde kara kaplumbağası kaybolan takıntılı bir kasaba sakinini oynuyor.

Ve  başrol. Bu filmi bu kadar güzel hale getiren, 15 Eylül’de hayatını kaybeden Harry Dean Stanton. Film, 90 yaşındaki aktör Harry Dean Stanton’ın hepimize bir oyunculuk dersi verdiği son filmi. Aktör bu filmde bize adeta kendi hayatının ”spoiler”ını veriyor. Ağzımız açık perdeye bakakalıyoruz ve her sahnede kendimize şunu söylüyoruz: ‘’Bu insan 90 yaşında.’’

Bir oyuncunun Hollywood gibi fabrikasyon bir üretim merkezinde neredeyse yer aldığı her yapımda  aynı saygıyı kazanması oldukça zor bir olayıdır. Fakat, Harry Dean Stanton, tam 63 yıldır yer aldığı yaklaşık 200 yapımda çizgisini zerre bozmamış, her filmiyle aynı saygıyı kazanmış bir karakter oyuncusu. Çarkın bir parçası olmamış oyuncunun en etkileyici rolü tabii ki Wim Wenders’ın Paris, Texas filmindeki Travis rolü. Bence Lucky’de de 90 yaşında olmasını göz önüne alırsak Paris, Texas’dakine eş değer hatta daha iyi bir oyunculuk ortaya koyduğumu söyleyebiliriz.

Lucky: Bu Dünyadan Bir Harry Dean Stanton Geçti

Amerikan bağımsız sinemasının genel olarak senaryo anlayışını çok seviyorum. Genelde muhteşem diyaloglarla ve doğallıkla bezeli öykülerin, hayatın içinden olan kahramanlarıyla senaryoları oldukça oturaklı ve sağlam oluyor. Bu klasik bağımsız Amerikan filminin de kahramanı çölde bir kasabada yaşayan Lucky. Sabahları güne yoga ve kahvaltıyla başlayan, ilerleyen yaşına rağmen ne sağlık ne de genel olarak hayata dair herhangi bir sorunla karşılaşmayan Lucky, bir ateisttir. Derken bir gün, bu “talihli günlerinin” de sona erebileceği aklına takılır ve Lucky’nin “aydınlanma” yolculuğu başlar.

Filmdeki Lucky ile Stanton’un kariyerinin yorgunluğunu bir tutabiliriz, ve kendimize şu soruyu sorabiliriz: ”Geride ne bırakıyoruz?” Lucky için algılanan cevap çok fazla değil. Hiç akrabası yok, hiç çocuk sahibi değil, evli değil. Belli rutinleri var. Kalkıyor, sabah sigara içiyor, birkaç egzersiz yapıyor, süt içiyor, kasabayagidip kendine bir kahve söylüyor, bulmacasını çözüyor, bir paket sigara alıyor, kendisini sigara içtiği için attıkları barın önünden geçerken ”kahpeler” diye bağırıyor duruyor, televizyonda yarışma programlarını izliyor, akşam da kendisi gibi bu kasabada unutulmuş arkadaşlarıyla buluşuyor, Bloody Marry’sini yudumluyor. Lucky rutiniyle mutlu, arkada bir şey bırakma derdi yok.

Lucky’nin günlük rutini dijital bir saatin kesintiye uğraması metaforuyla kırılıyor. Bayılıp düşen Lucky’nin aklına ölüm korkusu yerleşiyor ve burdan sonra filmin temposu da değişiyor. Artık Lucky’nin mana arayışına tanıklık ediyoruz. Bu arayışta yan karakterlerin hikayelerine de ufaktan dokunma fırsatımız oluyor. Özellikle David Lynch’ın karakteri ve bardaki yaşlı çiftimizin hikayelerini iki üç diyalogla da olsa yakalayabiliyoruz. İşte Amerikan bağımsız sinemasında en sevdiğim şeylerden biri bu. Çok yerinde ve tutarlı diyaloglarla yan hikayeleri çok kısa bir zamanda bize anlatabiliyorlar.

Yine filmde çok kısa ve yerinde bir diyalogla Lucky’nin neden Lucky olduğunu öğreniyoruz. Kafede kendisi gibi eski asker olan dengiyle rastlaşan Lucky hemen karakterle tanışıp savaş hikayelerini takaslamaya başlıyor. Bu gibi ufak sekanslardan Lucky hakkında oldukça fazla bilgi edinebiliyoruz Lucky, savaşı hiç görmediği için şanslıydı, Donanmada bir aşçıydı. Lucky’nin lakabını ne zaman ve niçin kullandığını asla söylenmedi, ancak Sparks ve Sumonja’nın senaryosu, bunu fark etmiş olsun ya da olmasın, uzun süredir şanslı olduğunu gösteren birçok diyalogla örülü. Günde bir paket sigara içiyor ama akciğerleri hiçbir hastalık belirtisi göstermiyor, Deniz Kuvvetleri’nde görev yapıyor, ancak savaşın ortası yerine güvenli mutfakta aşçılık yapıyor, aşık olmuş ancak kalbi kırılmamış. Aslında fark ediyoruz ki Lucky Ölümün varlığından haberdar olmayacağı kadar sıradışı bir hayat yaşamış.

Sonuç olarak Lucky için Dean Stanton’un kariyerinin en aykırı ve etkileyici performansını gösterdiği film diyebiliriz. 90 yaşındaki Stanton performansıyla filmi alıp götürüyor. İyi oyunculukları ve sağlam diyaloglarıyla Lucky, bir karakter oyuncusunun adının dahi hatırlanmamasına rağmen performanslarıyla akılda kalma çabasının en büyük kanıtı. Filmekimi’nin en sürpriz, en naif filmlerinden biri.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi