Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa

Vladimir Nabokov tarafından 1955 yılında yayınlanan roman Lolita veya daha az bilinen diğer ismiyle Beyaz Irktan Dul Bir Erkeğin İtirafları edebiyat dünyasında bir boyut yakalamıştır. Bir beyaz orta yaşlı erkeğin hem fantezisini hem de gerçeklik içerisinde yaşadığı arzusal değişimleri gerçekçi bir dille herhangi bir anlatımsal eleştiri olmadan yansıtmıştır. Bu roman görsel açıdan birçok perspektifte farklı yorumlara açık olurken romanın sinema uyarlamasını Stanley Kubrick üstlenmiştir. 1962 yılında Kubrick; James Mason, Shelley Winters, Sue Lyon, Peter Sellers ve Jerry Stovin gibi muazzam bir oyuncu kadrosuyla sinema tarihinin belki de en üstü kapalı  erotik, kışkırtıcı ve heyecan verici filmlerinden birine imza atmıştır. Filmde orta yaşlı Fransız Edebiyatı üzerine eğitim veren İngiliz profesör Humbert Humbert ile tanışırız. Humbert küçük bir Amerikan kasabasına ders vermek için gelir ve hayatının yeni bir bölümü başlar. Humbert, Charlotte Haze isimli bir kadının işlettiği bir pansiyonda kalmaya başlar. Charlotte aşka aşık olan bir kadındır ve bu İngiliz profesörden etkilenir. Onunla yakınlaşmaya başlar ve bu yakınlaşma evlilik kurumu üzerine kurulu bir şekilde ilerler.

Charlotte Humbert Humbert’a yakınlaşmaya başladığında ikili arasında oluşan bir aşktan bahsediyoruz düşüncesi oluşur izleyicinin gözünde ancak Humbert’ın filmde devam eden dış sesi bize ilişkinin ‘gerçek’ yüzünü gösterir. Filmde Humbert Charlotte’ın 14 yaşındaki kızı Dolores ‘Lolita’ Haze’den tahrik olmaktadır. Buna kendisi aşk demektedir ancak izleyici her zaman buna eleştirel bir gözle yaklaşmaktadır. Humpert’ın yaşadığı bir orta yaş krizi ve gençliğin cazibesine kendini kaptırması mıdır yoksa bu gerçek aşk denilen hazzın beden olmuş hali midir her zaman bir soru işareti olmuştur. Film tüm bu sorunsallar içerisinde bir de bir başka Kubrick oyunu tarafından bölünür. Filmde bir zamansız akış vardır. Filmin ilk sahnesinde izleyicinin karşılaştığı Humbert ile Clare Quilty karşılaşması filmin sonuna doğru bir anlam kazanır ve bu kapışma ile beraber yeniden Humbert’ın arzusu izleyici için bir tartışma alanına dönüşür. Lolita filmi Kubrick’in yarattığı muazzamlık sonrası 1997 yılında Adrian Lyne tarafından tekrar beyazperdeye çekilmiş ve izleyici ile buluşmuştur. Eğer siz de Lolita’nın yarattığı soru işaretlerinde hala sürükleniyorsanız size yeni sorular sordurtacak Lolita’yı sevenlerin izlemesini tavsiye ettiğimiz 10 film listesine bakmalısınız!

Lolita’yı Sevenlerin İzlemesi Gereken 10 Film!

Baby Doll (1956)

baby-doll-filmloverss

Elia Kazan’ın 1956 yılında yönetmiş olduğu Baby Doll büyük bir tartışmanın merkezinde olan bir filmdir. Bir kadın kocası ile ilişkisine ara vermek ister çünkü kendini bir çocuk olarak görmektedir. Bu zihinsel inanış içerisinde kocası ile cinsel ilişkiye giremeyeceğini söyler ve ondan zaman ister. Bu zaman içerisinde ayrı yaşayan ikilide kadın müdürü ile yakınlaşmaya başlar. Çocuksu davranışlarıyla müdürün hazzını üstüne çeken Baby Doll müdürü ile ilişkiye girmeye başlar. Bunun üzerinde kocası Archie büyük bir sorgulama içerisine girer ve buna izleyiciyi de sürükler. Film cevapsız sonuyla beraber hala tartışmalara açıktır.

Manhattan (1979)

manhattan-filmloverss

Woody Allen’ın yönettiği ve başrolünde oynadığı film Manhattan bir adamın hayatı üzerine kurulu belki de kara komedi diyebileceğimiz bir filmdir. Filmde Allen entellektüel olarak kendini tanımlayan bir adamı, Isaac Davis’i canlandırır. Davis bir kitap yazmaktadır ve bu kitabın bölümleri arasında sıkışıp kalmıştır. Bununla beraber lezbiyen olan eski karısı yeni kitabında Davis’i açık bir şekilde tanıtmıştır. Davis bu kendini aramada genç bir kadın ile bir ilişki ağına girer ve hayat içerisinde fantezi arayışına başlar. Bu ilişki içerisine bir de başka kadına olan aşkı girince eril dünyadaki fantezi ve his karmaşası filmde patlak verir.

Labyrinth (1986)

labyrinth-filmloverss

Labyrinth filmi 1986 yılında yapılmış fantastik dünyanın gerçek dünyaya kendi kapısını açıp metaforlar üzerinden bir büyümenin ve hayat ile mücadele etmenin filmidir. Filmde genç Sarah küçük kardeşi Toby’nin yok olmasını diler. Bu dileği duyulur evren tarafından ve cevabı verilir. Toby Goblinler tarafından kaçırılır ve Goblin kentine götürülür. Sarah Toby’i kurtaramak için Goblin diyarına bir yolculuğa çıkar. David Bowie’nin Goblin kralı olarak gördüğümüz filmde kral ve genç kız arasında unutulmaz bir bilmece macerası başlar. Bu macerayla beraber genç kız hayata dair bir bilinmezler gerçeğiyle yüzleşir.

Stealing Beauty (1996)

stealing-beauty-filmloverss

Bernardo Bertolucci imzalı 1996 yılı yapımı Stealing Beauty bir genç kızın bir topluluk içerisinde bir noktada sömürülmesini ve bu sömürülme içerisinde gençlik ve güzellik algılarının ne denli değiştiğini ve nasıl bir haz arayışı ortaya çıkardığını gösteriyor. Liv Tyler’ın canlandırdığı Amerikalı Lucy, annesinin intihar girişimi sonrası onun arkadaşlarının arasında kalmak için Toskana’ya gelir. Burada ilk öpücüğünü aldığı çocuk ile tekrar karşılaşır ve bu karşılaşma 19 yaşının getirdiği dürtü ile beraber başka bir boyuta geçer. Aynı zamanda yanlarında kaldığı sanatçı toluluğu genç kızın gençliğine başka bir tutku duyarlar.

American Beauty (1999)

american-beauty-filmloverss

Alan Ball’un senaristliğini Sam Mendes’in yönetmenliğini üstlendiği 1999 yılı yapımı American Beauty’de Humbert Humbert ile başka bir perspektiften tekrar karşılaşırız. Kevin Spacey’nin canlandırdığı filmin ana karakteri Lester Burnham dış ses olarak izleyiciyi filmde karşılar ve nasıl öldüğünü anlatmak istediğini söyler. Burnham orta yaş krizinde olan bir adamdır ve gençliğin ateşini tekrar arzulamaktadır. Bu arzuluyu iki taraftan tatmin etmeye çabalar. İlk olarak kendi bedenini gençleştirmeye çabalar. Aynı zamanda da kızının yakın arkadaşını arzulamaya ve onun bedeniyle gençliği tekrar tatmayı arzular.

Önceki Sayfa1 / 2Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi