Çizgi romanların, beyazperdeye bir nevi oto sansür uygulanarak, daha küçük yaş gruplarına uygun pazarlanmak amacıyla uyarlanması süper kahramanların beyazperde yolculuklarının tek tip bir düzlemde ilerlemesine sebep oldu. Spider-Man ve Iron-Man gibi daha renkli dünyalara sahip karakterlerin yer aldığı filmlerde bu durum göze batmazken, daha karanlık atmosferlerde geçmesini beklediğimiz filmler, hep bir şekilde hayal kırıklığına sebep oldu. Batman uyarlamalarını ayrı tutacak olursak bu hayal kırıklıkları geçtiğimiz yıl vizyona giren Deadpool’a kadar devam etti. Diğer Marvel filmlerine göre daha düşük bir bütçeyle vizyona giren ve +18 olması sebebiyle gişede ne kadar başarılı olacağı tartışmalara yol açan film, dünya çapında büyük başarı yakaladı. Burada önemli olan Deadpool‘un gişede yakaladığı başarı değil, kendisini takip edecek yapımların izleyeceği yol oldu. Başarılı olan projeleri devam ettirmeyi seven Hollywood, Deadpool’un başarılı olmasını sağlayan şiddet sahnelerini artırarak daha üst yaş grubuna hitap etmesinin ne denli etkili olduğunu ilk kez Logan üzerinde denedi. Dünya prömiyerini çizgi roman uyarlamalarını görmeye alışık olmadığımız Berlinale’de yapan Logan, yarattığı beklentiyi ne denli karşılayabiliyor bunu inceleyelim.

Old Man Logan, Mutant Massacre ve X-23 isimli çizgi romanlardan esinlenerek James Mangold tarafından hikayeleştirilen film 2029 yılında geçiyor. İnsanlık, mutantların soyunu kurutmaya karar verirken, dünyada artık yeni mutant doğmuyor. Tüm seri boyunca yaşadıkları sonrası iyice güçten düşen Logan, hem Profesör X’in bakımını sağlamak hem de okyanusa açılmak -her şeyden uzaklaşmak diyebiliriz- için birikim yapabilmek amacıyla şoförlük yapıyor. İnsanlık ile mutantlar arasındaki savaştan uzak durmaya çalışan Logan, yolunun kendisine bir hayli benzeyen 11 yaşındaki Laura ile kesişmesi sonrası son bir maceraya atılıyor. Yolculuğun başladığı ilk andan itibaren artan şiddet sahneleri şaşırtıcı şekilde tatmin etmeyi başarırken, tercih edilen karanlık renkler ile oluşturulan kasvetli atmosfer aynı şekilde hikayenin içerisine girmemizi sağlıyor. Bu açıdan baktığımızda Wolverine (2013)’i çeken James Mangold ile Logan’ı çeken James Mangold’un aynı kişi olduğuna inanmak gerçekten çok zor. Yaklaşık üç sene içerisinde Mangold’un yönetmenlik açısından böylesine büyük bir gelişim göstereceği kulağa çok mantıklı gelmiyor. Durum böyle olunca, bir kez daha Hollywood’un yönetmenler üzerinde kurduğu baskının ne denli etkili bir faktör olduğundan bahsedebiliriz. Wolverine gibi bir karakteri, daha küçük yaş grubuna pazarlayabilmek, kan, şiddet ve seks sahnelerinden uzak tutmaya çalışmak, bir yönetmenin yeteneklerini ne kadar kısıtlıyor bir kez daha görmüş oluyoruz.

Son yıllarda çekilen çizgi roman uyarlamalarına göz atacak olduğumuzda, benzer formülü kullanarak yazılmış tek tip senaryoların hakim olduğunu görüyoruz. Nolan’ın son Kara Şövalye filminde de, Marvel’in süper kahramanları bir araya topladığı Yenilmezler’de de karakterlerin giriş bölümünde güçten düştüğünü, filmin gelişme bölümünde ise yeniden güçlenerek ya da birlik mesajı vererek toparlandığını, düşmanlarını alt ettiğine şahit oluruz. Logan, bu formülize edilmiş senaryo tipine yaslanmayı reddederek daha en başından kendisini türdeşlerinden ayırmayı başarıyor. Karakterin güçsüzlüğü bir yeniden doğuş değil; hikayenin giriş, gelişme ve sonuç bölümleri için yazılmış önemli bir detay olarak konumlandırılıyor.

Logan: Bir Mutantın Vedası

X-Men filmleri, Marvel’ın diğer çizgi romanlarından farklı olarak ayrımcılıkla ilgilidir. Dünya üzerinde azınlık olan her tür canlı için bir baş kaldırıdır. Mutantların sömürgeleştirildiği ve/veya köleleştirildiği yıllarda geçen film, yıllar içerisinde Logan üzerinde yapılan deneylerin artık kendisi üzerinde iyileşemeyecek yaralar açtığını ve gelinen noktada Logan’ın yardım alabilecek kimsesi kalmaması fikri iyi düşünülmüş, bu karanlık ve umutsuz dünya ise iyi yazılmış ve en önemlisi iyi çekilmiş. Nitekim, en karanlık zamanlarda dahi tutunabileceğimiz bir umut ışığının olması fikrinden yola çıkılarak yazılan Laura karakterinin hikayeye dahil olmasıyla birlikte film -kendimizi film süresince Logan ile özdeşleştirmeye çalışsak da- bir büyüme ve yol hikayesine doğru evriliyor. Bu yolculuk hikayesi ve umut teması fikir olarak Türkçeye de Son Umut olarak çevrilen Alfonso Cuaron’un hayranı olduğum filmi Children of Men‘i anımsatıyor diyebilirim. Bu anlamda mutantların son umudu diyebileceğimiz Laura karakteri de en az Logan kadar önemli bir yer kaplıyor. Doğduğu günden bu yana sadece savaşmak için programlanmış bir robot misali yetiştirilen bir canlının, duygusal anlamda Logan ile kurduğu yakınlık, sadece insan ırkı için değil, sömürgeleştirilen tüm canlıların yaşadığı travmalarla ilgili doğrudan ilgili. Bu konuda derdi olduğu belli olan Mangold belki de en iyi cevabı da Laura karakteri üzerinden, tahta haç’ı çevirip X yaparak veriyor.

Yakın gelecekte geçen ve bugüne kadar çekilen tüm X-Men filmlerini bir anlamda devam ettiren, bir anlamda ise onlara yeni yollar açan Logan’ın hikayesi başarılı olsa da, arada filmden düşmemize sebep olacak, birden fazla soru işareti barındıran detayları yok diyemeyiz. Özellikle Laura ile Logan’ın karşılaşma hikayesinde Gabriella’nın Logan’a para teklif ettiği, öldürüldüğü ve Logan’ın hem cep telefonunu bulduğu hem de bulduktan sonra yaşananları Gabriella’nın telefonundan izlediği bölüm epey zorlama diyebilirim. Keza filmin yükseldiği bölüm olan büyük savaş sahnesinde, önceden çok kuvvetli olduğunu gördüğümüz ve düşündüğümüz çocukların güçlerinin sıradan askerler üzerinde dahi, bir hayli vasat kalması filmin tutarlılığına sekte vuruyor.

Görüntü yönetmeni John Mathieson’ın kamera hareketleri ve Marco Beltrami’nin müzikleri hikayenin hem duygusal  boyutuna hem de gerilim atmosferine katkı sağlıyor. Bu iki ismin filme olan katkıları en az James Mangold kadar önemli. Zira, görüntü yönetimi ile fark yaratan  Logan, bu türdeki uyarlamalar için son derece önemli olduğunu düşündüğüm çizgi roman yapraklarını çeviriyormuş izlenimini en iyi yansıtan filmlerden biri oluyor.

Özetle Logan, “X-Men evrenine ait bir çizgi roman beyazperdeye nasıl uyarlanmalı?” sorusuna verilecek en doğru cevap. Deadpool ile birlikte, çizgi roman uyarlamalarının seyrini değiştiren film olarak anılacaktır. Unutmadan, çizgi roman uyarlamalarında oyunculuklar üzerine genelde söz edilmez ancak Logan, Hugh Jackman’ın bugüne kadarki en iyi Wolverine performansı, Oscar söylemleri kesinlikle haksız değil.

Son olarak, dikkatimi çeken bir detaydan bahsetmeden yazıyı sonlandırmak istemiyorum. Film, A.B.D’de Logan ismiyle vizyona girerken ülkemizde Logan: Wolverine adıyla vizyona giriyor. Bu “ismi Logan ama yanlış anlamayın aslında Wolverine” diye açıklama çabası, daha fazla seyirciyi filme çekmek için yapılan küçük bir kandırmaca olsa da siz Wolverine ismine aldırmayın, bu ilk iki filmin aksine Wolverine’in değil, Logan’ın filmi.

Çizgi romanların, beyazperdeye bir nevi oto sansür uygulanarak, daha küçük yaş gruplarına uygun pazarlanmak amacıyla uyarlanması süper kahramanların beyazperde yolculuklarının tek tip bir düzlemde ilerlemesine sebep oldu. Spider-Man ve Iron-Man gibi daha renkli dünyalara sahip karakterlerin yer aldığı filmlerde bu durum göze batmazken, daha karanlık atmosferlerde geçmesini beklediğimiz filmler, hep bir şekilde hayal kırıklığına sebep oldu. Batman uyarlamalarını ayrı tutacak olursak bu hayal kırıklıkları geçtiğimiz yıl vizyona giren Deadpool'a kadar devam etti. Diğer Marvel filmlerine göre daha düşük bir bütçeyle vizyona giren ve +18 olması sebebiyle gişede ne kadar başarılı olacağı tartışmalara yol açan film, dünya çapında büyük başarı yakaladı. Burada önemli olan Deadpool'un gişede yakaladığı başarı değil, kendisini takip edecek yapımların izleyeceği yol oldu. Başarılı olan projeleri devam ettirmeyi seven Hollywood, Deadpool'un başarılı olmasını sağlayan şiddet sahnelerini artırarak daha üst yaş grubuna hitap etmesinin ne denli etkili olduğunu ilk kez Logan üzerinde denedi. Dünya prömiyerini çizgi roman uyarlamalarını görmeye alışık olmadığımız Berlinale'de yapan Logan, yarattığı beklentiyi ne denli karşılayabiliyor bunu inceleyelim. Old Man Logan, Mutant Massacre ve X-23 isimli çizgi romanlardan esinlenerek James Mangold tarafından hikayeleştirilen film 2029 yılında geçiyor. İnsanlık, mutantların soyunu kurutmaya karar verirken, dünyada artık yeni mutant doğmuyor. Tüm seri boyunca yaşadıkları sonrası iyice güçten düşen Logan, hem Profesör X'in bakımını sağlamak hem de okyanusa açılmak -her şeyden uzaklaşmak diyebiliriz- için birikim yapabilmek amacıyla şoförlük yapıyor. İnsanlık ile mutantlar arasındaki savaştan uzak durmaya çalışan Logan, yolunun kendisine bir hayli benzeyen 11 yaşındaki Laura ile kesişmesi sonrası son bir maceraya atılıyor. Yolculuğun başladığı ilk andan itibaren artan şiddet sahneleri şaşırtıcı şekilde tatmin etmeyi başarırken, tercih edilen karanlık renkler ile oluşturulan kasvetli atmosfer aynı şekilde hikayenin içerisine girmemizi sağlıyor. Bu açıdan baktığımızda Wolverine (2013)'i çeken James Mangold ile Logan'ı çeken James Mangold'un aynı kişi olduğuna inanmak gerçekten çok zor. Yaklaşık üç sene içerisinde Mangold'un yönetmenlik açısından böylesine büyük bir gelişim göstereceği kulağa çok mantıklı gelmiyor. Durum böyle olunca, bir kez daha Hollywood'un yönetmenler üzerinde kurduğu baskının ne denli etkili bir faktör olduğundan bahsedebiliriz. Wolverine gibi bir karakteri, daha küçük yaş grubuna pazarlayabilmek, kan, şiddet ve seks sahnelerinden uzak tutmaya çalışmak, bir yönetmenin yeteneklerini ne kadar kısıtlıyor bir kez daha görmüş oluyoruz. Son yıllarda çekilen çizgi roman uyarlamalarına göz atacak olduğumuzda, benzer formülü kullanarak yazılmış tek tip senaryoların hakim olduğunu görüyoruz. Nolan'ın son Kara Şövalye filminde de, Marvel'in süper kahramanları bir araya topladığı Yenilmezler'de de karakterlerin giriş bölümünde güçten düştüğünü, filmin gelişme bölümünde ise yeniden güçlenerek ya da birlik mesajı vererek toparlandığını, düşmanlarını alt ettiğine şahit oluruz. Logan, bu formülize edilmiş senaryo tipine yaslanmayı reddederek daha en başından kendisini türdeşlerinden ayırmayı başarıyor. Karakterin güçsüzlüğü bir yeniden doğuş değil; hikayenin giriş, gelişme ve sonuç bölümleri için yazılmış önemli bir detay olarak konumlandırılıyor. Logan: Bir Mutantın Vedası X-Men filmleri, Marvel'ın diğer çizgi romanlarından farklı olarak ayrımcılıkla ilgilidir. Dünya üzerinde azınlık olan her tür canlı için bir baş kaldırıdır. Mutantların sömürgeleştirildiği ve/veya köleleştirildiği yıllarda geçen film, yıllar içerisinde Logan üzerinde yapılan deneylerin artık kendisi üzerinde iyileşemeyecek yaralar açtığını ve gelinen noktada Logan'ın yardım alabilecek kimsesi kalmaması fikri iyi düşünülmüş, bu karanlık ve umutsuz dünya ise iyi yazılmış ve en önemlisi iyi…

Yazar Puanı

Puan - 79%

79%

Logan, "X-Men evrenine ait bir çizgi roman beyazperdeye nasıl uyarlanmalı?" sorusuna verilecek en doğru cevap. Deadpool ile birlikte, çizgi roman uyarlamalarının seyrini değiştiren film olarak anılacaktır.

Kullanıcı Puanları: 4.25 ( 9 votes)
79
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi