İngiliz senaryo yazarı Steven Knight’ın ikinci yönetmenlik deneyimi olan Locke, tek mekanda geçmesine rağmen, seyircinin dikkatini sürekli ayakta tutan başarılı bir yapım.

Bu yazı Kerem Duymuş ve Gizem Çalışır tarafından yazılmıştır. 

Başarılı bir inşaat şefi olan Ivan Locke’un bir buçuk saatlik araba yolculuğunu izlediğimiz bu filmde, ailesi, işi ve geçmişiyle olan çatışmalarına telefon görüşmeleri üzerinden tanık oluyoruz. Locke, ana karakterinin yaşadığı gerilimsel çatışmaları sadece telefon görüşmeleri üzerinden değil, iç içe geçmiş metaforlar üzerinden de anlatıyor. Bu yüzden bu filmi anlatırken metaforlara değinmeden geçemeyeceğimizi düşünüyoruz. İşinden ayrılmış olmasına rağmen, obsesif bir şekilde yeni yapılacak binanın temelini inşa ettirme çabası, aynı zamanda yeni doğacak gayrimeşru çocuğunun bir an evvel yanına giderek, geçmiş hatalardan arındırılmış yeni bir başlangıca işaret ediyor. Özellikle, babası tarafından küçük yaşlarda terk edildiğini öğrendiğimiz Ivan Locke, yeni doğacak çocuğu üzerinden bir anlamda, kendi Oedipus kompleksini aşıyor. Bununla beraber filmde sıklıkla tekrarlanan beton imgesi, karakterin geçmişi ve geleceği arasında bir araç rolü görüyor.

Teknik anlamda kamera açıları ve diyafram kullanımı konusundaki yaratıcılık filmin akıcılığını perçinliyor. Ayrıca ses tonlamalarıyla da seyirciye oldukça etkileyici bir duygu aktarımı söz konusu. Tom Hardy’nin sade ve etkileyici performansı da Locke’un olumlu taraflarından biri. Araç yolculuğunun gece olması film boyunca karakterin yüzünde inanılmaz güzel ışık oyunlarını izlememiz açısından da oldukça etkileyici bir şekle bürünmüş. Ama en önemlisi kesinlikle yönetmenin genel olarak filme hakim olan o yaratıcı bakış açısı.

Steven Knight daha filmin başından tek mekanda geçeceğine dair ipucu veriyor fakat çok geçmeden hikaye öylesine girift bir hal alıyor ki “ya bu film tek mekanmış, sıkılmayalım” demeye kalmadan kendinizi filmin akışına kaptırıveriyorsunuz.

Tüm bu olumlu yanlardan sonra elbette bazı ufak olumsuzluklar da yok değil. Locke’un ilerleyen sahnelerinde hikayenin, dikkati ayakta tutabilmek adına biraz fazla gerçek dışına çıkılarak uç örnekler üzerinden ilerlemesi inandırıcılığı düşürüyor ama filmin geneline baktığımızda bunu nazar boncuğu olarak kabul etmek gerek. Çünkü uzun yıllar derinlemesine analizi yapılacak bir filmle karşı karşıyayız. Esas karakterin soyadının Locke olması üzerinden tek mekana yapılan vurgu gibi ufak ayrıntılardan onlarca olduğunu söylesek her halde ne demek istediğimizi daha iyi anlarsınız.

Tek mekanda geçen bir yapım olmanın dezavantajlarını başarılı ve güçlü metafor kullanımları ve incelikli diyaloglarıyla avantaja çeviren, son dönemin en etkileyici filmlerinden biri olan Locke’u izlemeden geçmeyiniz…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi