İnsan beyninin gerçek kapasitesi nedir? Beynimizi bütün fonksiyonlarıyla kullanabiliyor muyuz? Şu an kullanmıyorsak, kullandığımız zaman neler yapabiliriz? Bu sorular uzun zamandır hem akademik, hem de geyik tartışmaların ara ara gündeme gelen konularından bir kaçıdır. Peki ya bir ‘hap’ olsa ve potansiyelinizi birden patlatsa, zekanızı arttırsa ve olaylar karşısında verdiğiniz tepkileri değiştirse hayat o zaman nasıl olurdu? ‘Limit Yok’, tam da bu soruya cevap arayan bir film.

2006 yılındaki Edward Norton’lı ‘The Illisionist’in hem yazarlığını hem de yönetmenliğini yapan Neil Burger’ın filmografisinin en dikkat çeken filmi bence ‘Limit Yok’. Alan Gynn’in, ‘The Dark Fields’ isimli kitabından sinemaya aktarılan filmin senaryo uyarlamasını ise Leslie Dixon üstlenmiş. Kitabın çok ötesine geçemeyen ve kitabın yarattığı etkinin beklenmemesi gereken her uyarlamada olduğu gibi Limit Yok’ta da özellikle senaryo ve hikaye kurgusunda yetersizlikler oldukça dikkat çekiyor.

limitless - filmloverss

Eddie Morra hayatta dikiş tutturamamış, genç yaşta bir evlilik yapıp ayrılmış, tek başına yaşayan ve bir yayıneviyle kitap anlaşması olan yazamayan bir yazardır. Hayatını yola koyamamasından ötürü sevgilisi tarafından da terk edildikten sonra amaçsızca yolda yürürken, eski eşinin kardeşi ile karşılaşır ve bir bara giderler. Biraz lafladıktan sonra önceden uyuşturucu satıcılığı yapan bu adamın yeni bir iş üzerinde olduğunu öğrenir. Piyasa değeri 800$ olan bir hapı denemesi için Eddie’ye bırakır adam ve ortadan kaybolur. Oturduğu apartmana girerken, zaten berbat halde olan hayatının hapı içtiği zaman daha da kötüleşme ihtimali olmadığını düşünür ve hapı yutar. Dairesinin önünde ev sahibinin karısı durmaktadır ve kirayı almak için gelmiştir fakat bu Asyalı kadının pek de sevecen bir tavrı yoktur. Hap etkisini 30 saniyede gösterir ve Eddie için o andan itibaren hayat çok daha farklı bir doğrultuda devam eder. Konuşmaları ve yaklaşımıyla önce kirayı almaya gelen kadını sakinleştiren kahramanımız, daha sonrasında kadının hukuk ödevine yardım eder ve onunla beraber olur. Hapın etkisiyle büyülenen ve daha fazlasını isteyen Eddie, kayınbiraderinin evine gider ve daha fazla hap ister. Adama kahvaltı almak için evden ayrıldıktan sonra tekrar eve geldiğinde genç adamı koltuğunda öldürülmüş bir şekilde bulur. Ev de dağılmış bir haldedir. Gelenlerin bir şeyler aradıkları bellidir. Fakat bulabilmişler midir acaba? Cinayeti polise haber veren Eddie, onlar gelene kadar evi talan eder fakat sonunda aradığını bulur. Bir torba hap ve biraz nakit para Eddie’nin yeni hayatının başlangıcında ona çok yardım edecektir. Bir türlü başlayamadığı kitabını 4-5 gün içinde bitiren Eddie, para kazanmak için borsa ve hisse senedi alım-satımlarıyla ilgilenmeye başlar. Hapın etkisiyle kimsenin göremediklerini görüp, kimsenin hissedemediklerini hisseden Eddie, kısa zamanda hem çok para kazanacak hem de iş dünyasının büyük isimleriyle tanışacaktır.

limitless - filmloverss 4

Sorunlar ise bu süreçte yavaş yavaş kendini göstermeye başlayacaktır. Hem hapın yan etkileri, hem de hapa sahip olmak isteyen başkaları Eddie’nin ve kız arkadaşının hayatlarını tehlikeye atacak, güvenlik ve işleri yoluna koymak asıl mesele haline gelecektir. Hapı, sürekli kullandığınızda hafızasal boşluklar yaşanıyor ve zaman zaman bilinç kaybı yaşanabiliyor. Hapı bıraktığınız zaman ise işler daha da kötü bir hale geliyor. Eddie’nin eski eşiyle buluştuğu sahne filmin kendi içinde, asıl derdiyle ilgili nadir güzel bölümlerinden biriydi. Kadın da kardeşi aracılığıyla NTZ denen bu haptan kullanmaya başlamış fakat bu durumdan rahatsız olarak bırakmaya karar vermiş. 2 yıldır hiç kullanmamış fakat hayat o günden sonra hiç bir zaman tekrar yoluna girememiş. Kadının kendi deyimiyle; “Bu ilacı kullanıp bırakanlar, sonrasında herhangi bir şeye 10 dakikadan fazla süre odaklanamıyorlar”.

Sinemada, ‘kaybeden’lerin silkelenip kendilerine gelmelerini ve toparlanıp dünyaya, düzene, düşmana karşı mücadeleye girişmeleri genel olarak insanın hoşuna giden bir durum (bknz. Fight Club). Çünkü bu gün bir çoğumuz kahramanlıktan uzak, tek düze yaşamların farklı hallerini yaşıyoruz ve bir yerde hepimiz birer kaybedeniz. Limit Yok da sırtını bu değişime yaslıyor ve kendine itici güç olarak da bir hapı alıyor.

Açılış sekansında ve filmin içinde arada gördüğümüz, arabaların içinden, insanların üstünden, mekanların, duvarlarının arasından geçen zoom yapar gibi yapılan sinemasal geçişin oldukça güzel bir deneyim olduğunu söyleyebilirim. Onun dışında Eddie’nin hapın etkisindeki halinin ve hapı almadan önceki halinin yansıtılışları renk kullanımı açısından da oldukça dikkat çekiciydi. Zaten bu tarz teknik şeyleri çoktan aşmış Holivud sineması için çok bir yenilik olmasa da filmde kullanımı, anlam bütünleyici olarak hoştu. Hangover ile tanıştığım Bradley Cooper’ın kapasitesini anlamamız için ise elverişli bir yapıda olduğunu söyleyebilirim ‘Limit Yok’un. Hapı almadan önceki kaybeden, hapı kullanmaya başladıktan sonraki cool abi ve son bölümde senatör adayı Bay Morra rollerini gayet güzel canlandırdığını söyleyebilirim Cooper’ın. Bu roldeki başarısının sebebi ise yine oyuncunun kendisinde gizli. Senaryoyu okuduğu zaman karakterin değişimlerinden çok etkilenen ve kesinlikle bu projenin içinde olmak istediğini belirten Cooper, yönetmen Neil Burger’ın de aklını çelmeyi başarmış ve rolü kapmış.

Film Title: LIMITLESS

Gelelim filmin olamamış yönlerine. Sinematografik açıdan külliyata herhangi bir artı katmadığı gibi ideolojik açıdan da oldukça sıkıntılı bir film ‘Limit Yok’. Baş karakterimiz hapı aldıktan sonra yoğun bir zeka artışı yaşıyor kendi söylemiyle dört haneli bir iq seviyesine ulaşıyor. Fakat yaptıkları böyle bir zekanın yapacağı türden etkinlikler olmaktan çok uzak ve sığ. Evini topluyor, saçını kestiriyor, spor yapıyor ve takım elbiseler alıyor.Zengin görünmeyle zekayı paralel göstermeye çalışan bir yapı içindeki karakterimizin ikinci adımı; borsa oynamak, kumarhanelerde parasına para katmak ve yine zengin olmak. En son ise senatör olarak ABD Başkanı olmak yolunda emin adımlarla ilerlemektir Eddie’nin yaptığı. Dünyayı algılaması bu derece güçlü, bir gece dinlediği dili ertesi gün akıcı şekilde konuşabilen, yıllar önce göz ucuyla gördüğü bir şeyi çok net hatırlayabilen, olaylar arasında inanılmaz bağlantılar yakalayan ve zekası bu kadar üst düzey olan bir adamın devlet başkanı olmak istemesi kabul edilir gelmiyor bana. Çünkü bu ancak 80-100 iq gibi ortalamalara sahip insanların isteyeceği tarzda bir hareket olurdu. 1000 iq’ya sahipseniz, o başkanlık koltuğu ve orada yapmanız gereken işler, sizleri kısıtlayıcı birer engelden başka bir şey haline gelmez bence. Özgürlüğün ise ekonomik bazda ele alınması beni oldukça rahatsız etti.

Limit Yok, çok fazla bir şey vaat etmese de insanın sınırlarının, yapabildiklerinin nereye kadar uzanabildiği hakkında fikirler yürütebileceğiniz güzel bir seyirlik olarak öne çıkıyor. Bu tarz bir hap çıkar mı piyasaya bilinmez fakat önemli olan da bu gibi şeyleri, hayatın güzelliklerini dışarıdan kimyasal almadan yakalayabilmek değil mi zaten?

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi