İnsanlığın, içinde bulunduğumuz düzenin, evrenin varoluş hikayesi insanlık tarihinin en karmaşık ve hatta en cevapsız sorusudur. Her şeyi sebeplendirmeye ve belirli bir mantık çerçevesi içerisine oturtmaya çalıştığımız yaşantılarımızın etrafında şekillendiği en kilit sorudur; “Biz nereden geldik?”

En fazla çocukken, etrafımızdaki her şey yeni, herkes yabancıyken tanımaya çalışırız içinde bulunduğumuz, yaşayacağımız, kendimize bir düzen kuracağımız ve zamanla kendimizi var olan düzene kaptırmış, sorgulamaz halde bulacağımız dünyayı. Sora sora öğrenir, genel mantığa uygun kuralları kabul eder ve zamanla artık soru sormaz, sorgulamaz hale geliriz ve böylece büyürüz. Sorularımızı temel bazı şeyleri anlamak, anlamlandırmak için sorarız. Nereden geldik, nasıl geldik, kimiz ve büyüyünce ne olacağız? Artık toplumsal normların şekillendirdiği birer yetişkin birey olmuş ailelerimiz ise bizlere genel mantığa uygun, bizleri de herkes tarafından kabul edilmiş gerçeklere yönlendirecek yönde sorularımıza rehberlik ederler. Sigmund Freud’un bilinci ayırdığı üç evrede olduğu gibi yetişkin olarak kabul ettiğimiz alt bilinç(id)lerini yani temel ihtiyaçlarını kurallar ve değerler yani üst benlik (süperego) çevresinde, benlik (ego) yani dengeleyici aracılığıyla bastırabilen ve dengeli duruma getirebilen ailelerimiz toplumsal değerler çerçevesinde gelişimlerini tamamladıklarından dolayı çoğunlukla bazı sorularımızdan utanır, hatta çekinirler. Bunların başında ise “ben dünyaya nasıl, nereden geldim?” sorusu gelir. Bu soruya verilen en genel geçer yanıt ise bu olayı bilinmez mavilikten yani göklerden bir postacı, yani leylekler aracılığı ile açıklar, çünkü bizleri “leylekler” getirdi. Kendisine hedef kitle olarak insanın en doğal ve en meraklı halini yani çocukları alan birçok film gibi Leylekler – Storks bu soruyla ve bu soruya karşı duruşunu koruyan sonsuz merakla dans ediyor.

Leylekler: Sevgi Farklılıkları Önemsiz Kılabilir mi? 

İnsanların kabul edilmediği Leylek Dağı’nda artık insan bebeklerinin teslimatı işlerini bırakmış Leylekler, kendilerini çılgın kurumsallık akımının pençelerine bırakmış ve artık camlarla kaplı koca ofislerinden ulusal bir şirket olan cornerstore.com’un ürünlerinin teslimatını yapıyorlar. Camları göremeyen bu kuşlar, camlarla kaplı ofislerinde sürekli patron olma peşinde çabalıyorlar. Küçük kuşlarla birer top gibi oynayan, tüyler ürpertici büyük patron Avcı (Kelsey Grammer tarafından seslendiriliyor)’nın gözdesi Junior (Andy Samberg tarafından seslendiriliyor)’ın ebedi amacı olan patron olabilmeye ulaşması için tek bir şeyi başarması gerekiyor; artık 18 yaşına gelen yani yetişkin olan baş belası, leylek olmayışıyla uyum sağlayamayan, öksüz Tulip (Katie Crown tarafından seslendiriliyor)’ten kurtulmak, onu ait olduğu sürüye, insanların yanına postalamak.

Nicholas Stoller ve Doug Sweetland tarafından yönetilen Leylekler – Storks, aşk kavramını alışılagelmişin dışında kabul edilebilecek yönleriyle açıklıyor, aşkın birçok farklı haline yer veriyor. Film bizlere aşkın yalnızca ikili ilişkilerde olabilecek bir duygudan çok daha fazla olduğunu defalarca hatırlatıyor. Örneğin kurumsallaşmış, neden patron olmak istediklerini bile bilmez hallerinin aksine kurumsallığa ayak uydurmadan önce Karl Marx’ın yabancılaşma teorisinde öne sürdüğü gibi yapılan işe, ortaya çıkan ürüne, çalışma arkadaşlarına ve kendilerine yabancılaşmaktansa aracı olan Leylekler, postacılığını yaptıkları kargoyu, ürünü yani insan bebekleri gördükleri takdirde onlara aşık oluyor ve benimsiyorlar. Başka bir örnek olarak filmde Tarzan gibi yine çocukları hedef kitle olarak alan birçok başka film ve hikayede olduğu gibi hayvanlar tarafından yetiştirilen vahşi çocuk fikri işleniyor ve bir kurt sürüsü bir bebeğe aşık olabiliyor. Aşkın aile içerisindeki halini ise Gardner ailesi  bizlere gösteriyor. Böylece aşk, ikili ilişkiler arasına sıkıştırılmaktansa hayvanlar ve insanlar arasında, yapılan işe karşı, aile arasında ve birçok başka şekilde, farklı köşelerde karşımıza çıkarılıyor.

Uyum ve bir yere, bir gruba ait olmanın çok büyük önem taşıdığı filmde, bir sürüye ait olabilmek için aynı türden olmak gerekirken ortak amaç olan uyum sağlamak uğruna farklılıklar unutulabiliyor. Öyle ki, bir insan, bir bıldırcın, bir tavuk ve bir devekuşu bile aynı amaç uğruna bir araya gelerek çalışmaya başlayabiliyor. Karakterleri ısrarla türlerine göre kategorize etme ve sınıflandırma çabasına karşın Leylekler – Storks, bir kurdun bir bebeğe aşık olduğunda onu hemen bir kurt olarak ilan etmesi gibi durumlara yer vererek birbirini sevmek ve arkadaş olmak için farklılıkların unutulabileceğini de hatırlatıyor.

Bir Pixar kısa filmi olan Parçalı Bulutlu (2009) ile konu, anlatım tarzı gibi unsurlar üzerinden çeşitli benzerlikler gösteren Warner Bros. yapımı bir animasyon filmi olan Leylekler – Storks, izleyicisine aşk, dostluk ve macera dolu bir 89 dakika teslim ediyor. Bir kız, bir leylek ve birlikte yaptıkları bir bebeğin başrollerini paylaştığı Leylekler – Storks, farklılıkları yok etmek isterken farklılıklar içerisinde dostluk ve sevgi ile uyum bulma hikayesi. En önemli üç kuralın da gerektirdiği gibi; plan yap, plana sadık kal ve her zaman teslim et!

İnsanlığın, içinde bulunduğumuz düzenin, evrenin varoluş hikayesi insanlık tarihinin en karmaşık ve hatta en cevapsız sorusudur. Her şeyi sebeplendirmeye ve belirli bir mantık çerçevesi içerisine oturtmaya çalıştığımız yaşantılarımızın etrafında şekillendiği en kilit sorudur; “Biz nereden geldik?” En fazla çocukken, etrafımızdaki her şey yeni, herkes yabancıyken tanımaya çalışırız içinde bulunduğumuz, yaşayacağımız, kendimize bir düzen kuracağımız ve zamanla kendimizi var olan düzene kaptırmış, sorgulamaz halde bulacağımız dünyayı. Sora sora öğrenir, genel mantığa uygun kuralları kabul eder ve zamanla artık soru sormaz, sorgulamaz hale geliriz ve böylece büyürüz. Sorularımızı temel bazı şeyleri anlamak, anlamlandırmak için sorarız. Nereden geldik, nasıl geldik, kimiz ve büyüyünce ne olacağız? Artık toplumsal normların şekillendirdiği birer yetişkin birey olmuş ailelerimiz ise bizlere genel mantığa uygun, bizleri de herkes tarafından kabul edilmiş gerçeklere yönlendirecek yönde sorularımıza rehberlik ederler. Sigmund Freud’un bilinci ayırdığı üç evrede olduğu gibi yetişkin olarak kabul ettiğimiz alt bilinç(id)lerini yani temel ihtiyaçlarını kurallar ve değerler yani üst benlik (süperego) çevresinde, benlik (ego) yani dengeleyici aracılığıyla bastırabilen ve dengeli duruma getirebilen ailelerimiz toplumsal değerler çerçevesinde gelişimlerini tamamladıklarından dolayı çoğunlukla bazı sorularımızdan utanır, hatta çekinirler. Bunların başında ise “ben dünyaya nasıl, nereden geldim?” sorusu gelir. Bu soruya verilen en genel geçer yanıt ise bu olayı bilinmez mavilikten yani göklerden bir postacı, yani leylekler aracılığı ile açıklar, çünkü bizleri "leylekler" getirdi. Kendisine hedef kitle olarak insanın en doğal ve en meraklı halini yani çocukları alan birçok film gibi Leylekler - Storks bu soruyla ve bu soruya karşı duruşunu koruyan sonsuz merakla dans ediyor. Leylekler: Sevgi Farklılıkları Önemsiz Kılabilir mi?  İnsanların kabul edilmediği Leylek Dağı’nda artık insan bebeklerinin teslimatı işlerini bırakmış Leylekler, kendilerini çılgın kurumsallık akımının pençelerine bırakmış ve artık camlarla kaplı koca ofislerinden ulusal bir şirket olan cornerstore.com’un ürünlerinin teslimatını yapıyorlar. Camları göremeyen bu kuşlar, camlarla kaplı ofislerinde sürekli patron olma peşinde çabalıyorlar. Küçük kuşlarla birer top gibi oynayan, tüyler ürpertici büyük patron Avcı (Kelsey Grammer tarafından seslendiriliyor)’nın gözdesi Junior (Andy Samberg tarafından seslendiriliyor)’ın ebedi amacı olan patron olabilmeye ulaşması için tek bir şeyi başarması gerekiyor; artık 18 yaşına gelen yani yetişkin olan baş belası, leylek olmayışıyla uyum sağlayamayan, öksüz Tulip (Katie Crown tarafından seslendiriliyor)’ten kurtulmak, onu ait olduğu sürüye, insanların yanına postalamak. Nicholas Stoller ve Doug Sweetland tarafından yönetilen Leylekler - Storks, aşk kavramını alışılagelmişin dışında kabul edilebilecek yönleriyle açıklıyor, aşkın birçok farklı haline yer veriyor. Film bizlere aşkın yalnızca ikili ilişkilerde olabilecek bir duygudan çok daha fazla olduğunu defalarca hatırlatıyor. Örneğin kurumsallaşmış, neden patron olmak istediklerini bile bilmez hallerinin aksine kurumsallığa ayak uydurmadan önce Karl Marx’ın yabancılaşma teorisinde öne sürdüğü gibi yapılan işe, ortaya çıkan ürüne, çalışma arkadaşlarına ve kendilerine yabancılaşmaktansa aracı olan Leylekler, postacılığını yaptıkları kargoyu, ürünü yani insan bebekleri gördükleri takdirde onlara aşık oluyor ve benimsiyorlar. Başka bir örnek olarak filmde Tarzan gibi yine çocukları hedef kitle olarak alan birçok başka film ve hikayede olduğu gibi hayvanlar tarafından yetiştirilen vahşi çocuk fikri işleniyor ve bir kurt sürüsü bir bebeğe aşık olabiliyor. Aşkın aile içerisindeki halini ise Gardner ailesi  bizlere gösteriyor. Böylece aşk, ikili ilişkiler arasına sıkıştırılmaktansa hayvanlar ve insanlar arasında, yapılan işe karşı, aile arasında ve…

Yazar Puanı

Puan - 75%

75%

75

Bir kız, bir leylek ve birlikte yaptıkları bir bebeğin başrollerini paylaştığı Leylekler - Storks, farklılıkları yok etmek isterken farklılıklar içerisinde dostluk ve sevgi ile uyum bulma hikayesi.

Kullanıcı Puanları: 3.44 ( 4 votes)
75
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi