Son dönem Rus sinemasında adı en fazla öne çıkan ve çektiği her filmle festivallerden onlarca ödül toplayan Andrey Zvyagintsev’in son filmi Leviathan, edebi ve dini metinlerden yaptığı uyarlamaları günümüz politik ve ontolojik hicvine dönüştüren oldukça başarılı bir eser ama yönetmenin filmografisindeki en iyi film olduğunu söylemek güç.

Filmografisinde Dönüş (Vozvrashchenie) ve Sürgün (Izgnanie) gibi iki muhteşem eser olan Zvyagintsev’in bu son filmi özellikle de Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu’yla Altın Palmiye’ye uzandığı Cannes’da en iyi senaryo ödülü almasıyla dikkatleri üzerine çekti. Açıkçası yönetmenin son filmi Elena bugüne kadar ki en zayıf filmiydi, haliyle bunun bir tür ara dönem mi yoksa yönetmenin tarzının mı değiştiği anlama açısında Leviathan’ı ayrıca merak etmiştim. Peki cevap? Evet yönetmenin tarzı değişmiş.

İncil’de denizlerdeki bir canavar olarak tasvir edilen Leviathan  Thomas Hobbes’sun 1651’deki aynı adlı kitabındaysa bir devlet metaforu olarak ele alınmıştı. İlk başlarda insanları bir araya getirerek onların hayatlarını koruyan ama zamanla onları köleleştiren bir tür güç. Zaten festivallerde de yönetmenin Kremlin’le polemiğe giren filmi diye lanse edilmesi de boşuna değil. Filmde Levaithan hem İncil’deki haliyle hem de Hobbes’un kitabındaki gibi tasvir ediliyor. Ama tüm bu tasvir aslında anlatılan esas hikayenin bir tür alt metni, yani üzerinde kendi yaptığı evinin de bulunduğu arsaya devlet tarafından el konulmak istenen bir adamın mücadelesini anlatıyor film.

Leviathan senaryo, oyunculuk ve görsel olarak oldukça çarpıcı başarısıyla öne çıkıyor. Her bir sahneden yönetmenin kendine ve yapımcıların yönetmene olan güvenlerinin tam olduğunu anlayabiliyoruz. Bu da hikayeyi orijinal ve cesur bir şekilde anlatılmasını sağlıyor elbette.

Canavar metaforu üzerinden devlete dair göndermeleri olmasına rağmen filmin esas üzerinde durduğu konu güven teması bana kalırsa. Yönetmen karamsar bir ruh hali içinde aslında insanın bir birey olarak güvendiği bağların hepsini tek tek yıkıyor, sorgulatıyor. Kiliseye güvenebilir misiniz? Devlete ve onun adaletine? Peki ya dostlarınıza ve eşinize güvenebilir misiniz? Burada yönetmen ilk filmi Dönüş’teki baba imgesine yine vurgu yapıyor.

Tıpkı diğer filmlerindeki gibi Zvyagintsev yine Rus aile yapısı içindeki ataerkil düzene, yitirilmeye doğru evrilen gençliğe ve insanlar arasındaki güvene dair eşsiz gözlemlerin sonucu olan başarılı sahneler ortaya koymuş. Fakat Leviathan’da yönetmenin tarzını değiştirdiğini düşünmeye iten bazı farklı yaklaşımlar da var. Özellikle ilk iki filminde yönetmen hikayeyi görsel etkileyicilik ve kurguyla birleştirerek ortaya konsantre bir eser çıkarıyordu. Yani bir sahnede hem görsel hem de senaryo açısında çok başarılı olunması için gösterilen çaba hissediliyordu. Ama özellikle Elena filmiyle birlikte yönetmen artık bu sinemasal anlamda etkileyici ve yenilikçi yaklaşımı daha çok hikaye anlatıcılığına dönüştürmüş gibi. İki saatten uzun olan filmin yaklaşık bir saati görsel ve kurgu açısında gayet sıradan bir şekilde hikayenin anlatıldığı bölümlerden oluşuyor. Evet hikaye güzel ama sinemasal anlamda onu mükemmelleştirecek olan şey eksik.

Leviathan hem Cannes’da ödül alarak hem de çok sağlam bir filmografisi olan yönetmenin bir işi olarak beklentilerin çok yüksek olduğu bir yapımdı. Açıkçası benim bu yüksek beklentilerimi karşılayamadı. Elbette çok iyi film ve yönetmenin derinlikli alıntılarla, anlatacağı hikayeleri olduğunu da açıkça hissettiriyor ama Zvyagintsev’in aşırı bir şekilde hikayeye odaklanan bu yeni tarzı kendi orijinalliğini kaybetmesine de yol açmış gibi.

Son dönem Rus sinemasında adı en fazla öne çıkan ve çektiği her filmle festivallerden onlarca ödül toplayan Andrey Zvyagintsev’in son filmi Leviathan, edebi ve dini metinlerden yaptığı uyarlamaları günümüz politik ve ontolojik hicvine dönüştüren oldukça başarılı bir eser ama yönetmenin filmografisindeki en iyi film olduğunu söylemek güç. Filmografisinde Dönüş (Vozvrashchenie) ve Sürgün (Izgnanie) gibi iki muhteşem eser olan Zvyagintsev’in bu son filmi özellikle de Nuri Bilge Ceylan’ın Kış Uykusu’yla Altın Palmiye’ye uzandığı Cannes’da en iyi senaryo ödülü almasıyla dikkatleri üzerine çekti. Açıkçası yönetmenin son filmi Elena bugüne kadar ki en zayıf filmiydi, haliyle bunun bir tür ara dönem mi yoksa yönetmenin tarzının mı değiştiği anlama açısında Leviathan’ı ayrıca merak etmiştim. Peki cevap? Evet yönetmenin tarzı değişmiş. İncil’de denizlerdeki bir canavar olarak tasvir edilen Leviathan  Thomas Hobbes’sun 1651’deki aynı adlı kitabındaysa bir devlet metaforu olarak ele alınmıştı. İlk başlarda insanları bir araya getirerek onların hayatlarını koruyan ama zamanla onları köleleştiren bir tür güç. Zaten festivallerde de yönetmenin Kremlin’le polemiğe giren filmi diye lanse edilmesi de boşuna değil. Filmde Levaithan hem İncil’deki haliyle hem de Hobbes’un kitabındaki gibi tasvir ediliyor. Ama tüm bu tasvir aslında anlatılan esas hikayenin bir tür alt metni, yani üzerinde kendi yaptığı evinin de bulunduğu arsaya devlet tarafından el konulmak istenen bir adamın mücadelesini anlatıyor film. Leviathan senaryo, oyunculuk ve görsel olarak oldukça çarpıcı başarısıyla öne çıkıyor. Her bir sahneden yönetmenin kendine ve yapımcıların yönetmene olan güvenlerinin tam olduğunu anlayabiliyoruz. Bu da hikayeyi orijinal ve cesur bir şekilde anlatılmasını sağlıyor elbette. Canavar metaforu üzerinden devlete dair göndermeleri olmasına rağmen filmin esas üzerinde durduğu konu güven teması bana kalırsa. Yönetmen karamsar bir ruh hali içinde aslında insanın bir birey olarak güvendiği bağların hepsini tek tek yıkıyor, sorgulatıyor. Kiliseye güvenebilir misiniz? Devlete ve onun adaletine? Peki ya dostlarınıza ve eşinize güvenebilir misiniz? Burada yönetmen ilk filmi Dönüş’teki baba imgesine yine vurgu yapıyor. Tıpkı diğer filmlerindeki gibi Zvyagintsev yine Rus aile yapısı içindeki ataerkil düzene, yitirilmeye doğru evrilen gençliğe ve insanlar arasındaki güvene dair eşsiz gözlemlerin sonucu olan başarılı sahneler ortaya koymuş. Fakat Leviathan’da yönetmenin tarzını değiştirdiğini düşünmeye iten bazı farklı yaklaşımlar da var. Özellikle ilk iki filminde yönetmen hikayeyi görsel etkileyicilik ve kurguyla birleştirerek ortaya konsantre bir eser çıkarıyordu. Yani bir sahnede hem görsel hem de senaryo açısında çok başarılı olunması için gösterilen çaba hissediliyordu. Ama özellikle Elena filmiyle birlikte yönetmen artık bu sinemasal anlamda etkileyici ve yenilikçi yaklaşımı daha çok hikaye anlatıcılığına dönüştürmüş gibi. İki saatten uzun olan filmin yaklaşık bir saati görsel ve kurgu açısında gayet sıradan bir şekilde hikayenin anlatıldığı bölümlerden oluşuyor. Evet hikaye güzel ama sinemasal anlamda onu mükemmelleştirecek olan şey eksik. Leviathan hem Cannes’da ödül alarak hem de çok sağlam bir filmografisi olan yönetmenin bir işi olarak beklentilerin çok yüksek olduğu bir yapımdı. Açıkçası benim bu yüksek beklentilerimi karşılayamadı. Elbette çok iyi film ve yönetmenin derinlikli alıntılarla, anlatacağı hikayeleri olduğunu da açıkça hissettiriyor ama Zvyagintsev’in aşırı bir şekilde hikayeye odaklanan bu yeni tarzı kendi orijinalliğini kaybetmesine de yol açmış gibi.
Puan - 87 / 100

8.7

Leviathan edebi ve dini metinlerden yaptığı uyarlamaları günümüz politik ve ontolojik hicvine dönüştüren oldukça başarılı bir eser.

Kullanıcı Puanları: 3.63 ( 8 votes)
9
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi