Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 1237 [1] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Epik [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/epik/ ) )
Dehşet Çocuklar
Les Enfants Terribles
1950 - Jean-Pierre Melville
105
Fransa
Senaryo Jean Cocteau, Jean-Pierre Melville
Oyuncular Nicole Stéphane, Edouard Dermithe, Renée Cosima

Les enfants terribles

Fransız sineması dendiğinde hepimizin aklına hemen Fransız Yeni Dalgası gelmesine karşın onun öncesinde de birçok önemli eser bulunmaktadır. Hatta bazı Fransız yönetmenler yeni dalganın etkili olduğu dönemlerde bu akımın dışında kalarak kendilerine has bir sinema dili de üretmişlerdir. 1950’de çıkmaya başlayan Cahiers du cinema dergisi etrafında toplanan eleştirmen ve yönetmenler yeni bir akımın tohumlarını atacak ve 1960’larda dünya sinemasına yeni bir soluk getireceklerdi. Ama bu dönemde ve öncesinde de Fransız Sineması durağan değildi. Her şeyden önce Jean Renoir gibi oldukça sağlam bir temel vardı. Ayrıca Robert Bresson,  Jean Cocteau ve Jean-Pierre Melville gibi yönetmenler de tamamen kendilerine has yeni üsluplar geliştirmişlerdi. Yazımıza konu olan Les enfants terribles’da Melville’in 1950’de çektiği erken dönem başyapıtlarından biri. Bu film özellikle yeni  dalganın temellerini atmasının yanı sıra yönetmenin sonraki filmlerinde belirgin bir hal alacak olan güçlü sinematografinin ilk hissedildiği yapım olarak dikkat çeker.

Aslında filmden daha söz etmeye başlamadan arka planındaki isimlere bir göz atmak, ortaya çıkan işin muazzamlığının farkına varmak için büyük bir avantaj. Bir kere her şeyden öte filmin yönetmen koltuğunda Jean-Pierre Melville gibi bir usta var. Biz onu daha çok son dönemlerinde çektiği eşsiz suç-dram filmleriyle tanıyoruz; Le samouraï, L’armée des ombres, Le cercle rouge, Bob le flambeur… En nihayetinden tüm sessizliği ve karizmatikliğiyle Alain Delon’u sinemaya kazandıran kişidir kendisi. Filmin senaristleri arasındaysa yine ünlü bir Fransız yönetmen  Jean Cocteau var. Zaten film onun 1929’da yayınlanan aynı adlı romanında uyarlanmış. Senaryoyu Melville’le ikisi birlikte yazmışlar. Ayrıca Cocteau filmdeki anlatıcı ses olarak da karşımıza çıkıyor. Az önce bahsettiğimiz filmin sinematografik öneminin kaynağı da efsane görüntü yönetmeni Henri Decaë. Les enfants terribles Melville’in ikinci uzun metrajlı filmi, aynı şekilde Decaë’inde. Bu açıdan daha sonra efsane olacak ikilinin ilk adımları olarak değerlendirilebilir. En nihayetimde daha sonra Decaë, François Truffaut, Claude Chabrol ve Louis Malle gibi birbirinden usta yönetmenlerin görüntü yönetmenliğini üstlenecekti ki bu filmeler arasından en meşhur olanı hiç kuşkusuz Fransız Yeni Dalgası’nın miladı sayılan Les Quatre Cent Coups’tur (400 Blows). Tüm bunların yanında başrolde de aslen Cocteau’nun gedikli oyuncusu olan Edouard Dermithe var.

Yavaştan filmimize gelecek olursak, Elisabeth ve Paul adlı iki kardeşin başlarından geçen olayları anlatıyor diyebiliriz kısaca. Bu açıdan filmi izlediğinizde Bertolucci’nin 2003 yapımı The Dreamers’ı ile büyük bir benzerlik kurulabilir. Elbette odaklandıkları dönem ve sosyokültürel arka plan farklı ama özellikle iki kardeşin birbirleriyle olan ilişkilerine değinmeleri konusunda birbirlerine çok yakınlar. Babaları olmayan ve ölüm döşeğindeki anneleriyle de beklenildiğinin aksine pek de yakın ilişki içine girmeyen bu iki kardeş, içinde yaşadıkları dünyanın her türlü gerçeğine karşı, kapandıkları evlerinde kendi melankolik hayatlarını yaşarlar. Burada özellikle birbiri ardına ve çoğu zaman birbirinin sözünü keserek akan diyaloglara bir de anlatıcının sesi eklenince ortaya fazlasıyla yoğun bir film çıkıyor. Les enfants terribles için belirli bir lineer akıştan ya da hikaye anlatımından bahsetmek pek mümkün değil. Bu açıdan yer yer gerçekten avangart sayılabilecek bir şekilde yeni dalgaya ışık tuttuğunu dahi söyleyebiliriz. Olaylar ve hikaye çoğu zaman belirsiz. Anlık bir şekilde gelişen diyaloglarla melodrama kayan atlamalı hikaye anlatımı alt metni olaylardan ziyade durumlar ve karakterler üzerine kurma yoluna döndürmüştür yönetmeni. Zaten filmin geneline hakim olan gerilim üzerinden geniş çaplı bir psikanalitik okuma yapmak mümkün. Genel olarak gerçekçi diyaloglara rağmen filmin temelini melodrama yakın bir bakış oluşturuyor. Haliyle bu bahsettiğimiz gerilim de ancak finalde tam anlamıyla anlamına kavuşabiliyor. Fakat yaratılan atmosfer öylesine bıçak sırtı bir konumda ki Melville aslında hiçbir şey göstermeden bizleri onlarca ima ve metaforun ortasında bırakıyor.

Film, Elisabeth ile Paul arasındaki ilişki üzerinden sürekli olarak adını koymadığı bir gönderme üzerinden hareket ediyor. Elisabeth özellikle anneleri de öldükten sonra önce Paul’a bakan anne rolünü üstleniyor ama elbette bu çok geçmeden yine aralarında tatlı sert sürtüşmelerin sürdüğü kardeş ilişkisine evriliyor. Fakat zaman geçtikçe Elisabeth’in Paul’a karşı savunmacı tutumu krdeşler arası ilişkiden aşka doğru evriliyor. Ve bu dile getirilemeyen güçlü tutukunun yarattığı obsesif karakter Elisabeth’in bir yerden sonra Paul’a istemeden de olsa zarar vermesine yol açıyor. Çünkü tek istediği Paul’un yalnızca onunla birlikte olmasıdır. Oysa Paul daha filmin başından beri her zaman başkalarına karşı ilgi duyar. İlk olarak bariz bir şekilde Dargelos’a olan ilgisi gösterilir. Fakat ona olan aşkı çok geçmeden birbirlerini bir daha hiç görmemek üzere ayrılmalarıyla farklı bir boyuta taşınır. Melville aslında hiçbir zaman tam olarak göstermemesine karşın eşcinsel ve ensest ilişkiyi filmin ana dinamiği olarak kullanır ve sürekli bunları ima eder. Ardından filme dahil olan Gerard ve Agathe (Burada Agathe ve Dargelos’u aynı oyuncunun oynadığına dikkat!) Les enfants terribles’ın melodram temeline büyük katkı yapacaklardır. Özellikle Agathe’nin ilk dahil olduğu sahnelerde Dargelos’la olan benzerliğinin vurgulanması filmin sonlarında Paul’un ona aşık olmasıyla sıkı bir ilişki içindedir. Paul ona mı yoksa onun üzerindeki Dargelos yansımasına mı aşıktır? Ayrıca film boyunca Gerard’ın Elisabeth’e olan ilgisi de sıklıkla ima edilir. Ama Elisabeth için Paul’un dışındakiler fazlasıyla önemsizdir. Bu yüzden de Paul’un Agathe’ye aşık olduğunu duyan Elisabeth bir entrika çevirerek hem Paul’u bu aşktan vezgeçirir hem de Gerard Agethe ikilisinden kurtulur.

Paul ve Elisabeth arasındaki ilişkiyi daha derinlemesine incelemek de mümkün. İkisinin oluşturdukları hazine çekmecesi bir anlamda yalnızca onlara özel ve tek olan bir “şey” dir. Bu bir ve tek olma durumu aslında Elisabeth’in Paul’a duyduğu aşkın temelinde yatar, bir araya gelip tek, bir olma. Bu açıdan finalde Paul’un aslında hazinelerine koydukları zehiri içerek ölmesi Elisabeth’in tek olma arzusundan kaynaklanan entrikaların bir tür metaforu gibidir. Yani Elisabeth Paul ile tek ve bir olmak ister fakat tek ve bir olma durumları (hazine) Paul’un ölümüne yol açar. Fakat burada finalde Paul’un ölünce Elisabeth’in de ölmesi oldukça ilginçtir. Yani başka bir açıdan aslında onlar zaten tek ve birdir. Bu açıdan bu ikili ilişkiyi Heraklitos’un kosmos anlayışına benzetebiliriz. Heraklitos kosmos için “bir” ve “parça” kavramlarını kullanır. Her “bir” parçadan oluşur ama iki yoktur “bir” her şeydir, kosmosdur. Bunu gece ile gündüzün günü oluşturması üzerinden örnekler. Tıpkı gece ve gündüz gibi Elisabeth ile Paul’da hiçbir zaman bir araya gelemeyen ama aslında günü yani “bir”i oluşturan parçalardır. Aralarında sürekli bir çatışma ve akış vardır. Fakat hiçbir zaman bir araya gelemezler. Bir birlerine dokunabildikleri ufak bir an vardır o da alacakaranlık. İşte Les enfants terribles bu alacakaranlığın yarattığı gerilim üzerine kurulu. Nasıl ki gündüz olmayınca günden, ve gün olmayınca da geceden bahsedemiyorsak Paul olmadan da Elisabeth’ten de bahsedemeyiz. Çünkü onlar aslında bir iken ayı zamanda çatışma ve akış yoluyla da süreki olarak bir olmaya çalışırlar.

Melville özellikle filme bir rüya sahnesi koyarak bilinç dışı kavramı üzerinden Elisabeth’in iç dünyasını yansıttığı enfes sahneler koymuştur. Burada hiçbir zaman dillendiremedikleri yani bastırdıkları bir anda günyüzüne çıkarlar. Elbette fark edeceğiniz üzere ben özellikle psikanalist bir inceleme yapmaktan kaçındım. Çünkü filmdeki bu bariz göndermeler üzerinden psikanalist yaklaşım zaten çok beklenebilir bir şey. Filmi anlamlandırma konusunda farklı bir bakışın daha işe yarar olabileceğini düşündüm. Ayrıca psikanaliz yoluyla kesin cevaplar verme gafletine düşmektense farklı düşünce pratikleri yaratıp yeni yollar açmak daha işe yarar geliyor bana.

Nihayete erdirecek olursak Les enfants terribles oldukça zengin bir okuma yapmaya müsait gerilimi ve göndermeleriyle döneminin çok ötesinde bir yapım. Bir de buna Melville’in avangart yaklaşımı eklenince yeni dalga filmi edasıyla ama yeni dalgadan tam 10 yıl önce çekilmiş bir filmi izlerken buluyorsunuz kendinizi. Burada Jean Cocteau’un müthiş senaryosu ve Henri Decaë’yin eşsiz görsellerinin de etkisi büyük elbette. Sonuçta 1950 gibi oldukça eski bir dönemde insanın zihnini zorlayan okumalara müsait böylesine etkileyici bir filmle karşı karşıyayız. Sinemanın vatanı olan Fransa’da böylesine bir başyapıtın unutulmuş olmasının üzüntüsünü taşımamıza rağmen belkide artık adının duyurulabileceği sevinciyle Melville ustayı yad etmemek elde değil.

İzleyin, izlettirin…



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol