“Hazırım”, demişti, “Artık hazırım”. Yazdığı son mektubunda, son şiirinde, son şarkısında her ne kadar bizi de hazırlamak istediyse de, biz hazır değildik. Kendi adıma konuşacak olursam; nasıl hazır olabilirdim ki? Bunun herhangi bir yolu olduğunu sanmıyorum. İnsanın kahramanlarına ve ilham kaynaklarına veda etmesi çok zor oluyor; kabullenmesi ise daha da zor. Leonard Cohen’in vedası sabahımıza kaya gibi oturdu. Kulağına onun sesi çalınan her insanın aşağı yukarı benzer şeyler hissettiğini tahmin etmek zor değil. Çünkü Leonard Cohen, bu yüzyılın sanat akışını şekillendirmeyi başarabilen çok özel bir sanatçıydı.

Dünyanın onun sesini ilk duyduğu şarkı, ilk albümü Songs of Leonard Cohen’in açılış şarkısı, belki de tüm zamanların en değerli aşk şarkılarından bir tanesi haline geldi. Suzanne, bütün dünyanın tanımak istediği bir kadındı artık. Cohen’in Marianne’ine, ilham perisine yazdığı muhteşem şarkı bitmeyen bir aşk ilanıydı, nitekim ölüm bile bu aşkı bitiremedi. Son nefesine kadar üretti ve elli yıl boyunca onlarca aşk şarkısı yazdı. Kadife sesiyle aşklarına ve gizli hayatına ortak etti bizi. İçinde bir parça haset olmadan, yaşadığı ihanetleri anlattı dinleyenlerine ve “Kalbimi kıranlar, hoş geldiniz.” dedi. Kendisiyle ve hayatıyla yüzleşirken sürekli yazıyordu. Şiirleri ise, her seferinde ona daha da yakınlaşmamızı sağladı. Edebiyata olan düşkünlüğü yepyeni kapılar açtı, modern edebiyatta izler bıraktı. Bir Zen rahibi olarak ozanlığıyla ruhumuzu ve maneviyatımızı besledi, zihnimizin çatlaklarından ışık gibi içeri girdi. Bestelerinin en güçlü yanı da sözleri oldu. Dinleyen her insanı farklı şekillerde yakalayan ve bırakmayan bu şarkı sözleri hep çok güçlü oldu. Cohen’i sevenlere teker teker sorsak, hemen herkesin en sevdiği şarkısı farklı olacaktır. Başta ayırt etmek çok zor olabilir ama, ardından akla gelen bir anı bütün cevabı verebilir. Çünkü, Cohen ile hepimizin çokça anısı var. Hepimizin yalnızlığını ve çaresizliğini paylaşmışlığı var.

Leonard Cohen: Harikalarla Dolu Bir 50 Yıl

Yıllar geçtikçe kendini ve sesini daha iyi tanıdığını söylüyordu. Kendine olan saygısını, çevresindeki herkese de yansıtıyordu. Sahnede duygu yükü ne kadar yüksek olsa da, sözlerinin hüznü sesiyle bir araya gelip bütün dinleyenlerin yaşanmışlıklarını tekrar hatırlatıyor olsa da o, olabilecek en zarif ve şık şekilde yorulmadan dans ediyordu. Zarafet, onu en iyi tanımlayan kelimelerden bir tanesi bana kalırsa. Orkestrasının önünde şapkasını göğsüne bastırarak diz çöküp, onunla çalan müzisyenleri hayranlıkla dinliyordu o da, tıpkı bizim onu dinleyişimiz gibi. Müziğinin zarafeti de kendisine yakışacak biçimdeydi. Telli ve yaylı çalgılar onun müziğinin bel kemiğiydi ama, onun dokunuşlarıyla çok daha büyüdü o notalar. Hikayeler anlattı asla sıkılmadan ve yorulmadan, büyüttüğü ve derinleştirdiği notalarla ulaşabildiği en uzak noktaya kadar. En birleştirici özellik oldu kimi zaman.

78 yaşındayken hala dünya turnesi düzenliyordu. Son turnesinde İstanbul’a da uğramıştı dört yıl önce. Orada olabildiğim için kendimi dünyanın en şanslılarından sayacağım her zaman. Kendini adadığı müziğine saygısını böyle gösteriyordu bana kalırsa. Belki de gerçekten başka şansı yoktu, altından bir ses verilmişti ona. Her seferinde avuçlarımızı parçalarcasına ona eşlik etmemiz, beraber önce Manhattan’ı sonra da Berlin’i fethetmemiz de bu yüzdendi. Hemen ardından mütevazi kahkahası duyulurdu. Sanki her şekilde bize ulaşmak ister gibiydi. Şiirleri bu yüzden bize ya da bizim için yazılmış gibi gelirdi. Onlarca filmi şarkılarıyla bambaşka bir hale ve duyguya soktu. Beyaz perdede boy göstermeyi pek sevmedi ama, Miami Vice’daki küçük rolü bile onun zarafetiyle süslenmişti. Bu açıdan Lian Lunson’ın 2005 yapımı I’m Your Man belgeseli önemli bir yerde duruyor. Cohen’in ilham aldığı ve ilhamını Cohen’den alan sanatçılar çerçevesinde gelişen anlatımı, Cohen’in beyaz perdedeki ender tasvirlerinden bir tanesini oluşturuyor.

Benim Leonard Cohen’in sesini ilk duyduğum şarkısı ise, elbette, Dance Me To the End of Love olmuştu. Hala dinledikçe bir sevinç ve mutluluk kaplar içimi. Hepimizin malumu olan Meşhur Mavi Yağmurluğu duyduktan ve hikayesini öğrendikten sonra ise, benim için çok özel bir yere sahip olmuştu bile. Sonra beraber mucizeleri ve demokrasiyi bekledik. Giderken elveda dedik, gidenlere veda ettik; ağıt yaktık ve dua ettik. Her şarkısıyla hisler ve anılar biriktirdim, onu dinleyen herkes gibi. Ama en sonunda bir veda mektubu bıraktı. Belki, bu yılın yarattığı tuhaf bir endişe vardı pek çoğumuzda ama, bu haberi duymayı hiçbirimiz istemiyorduk. Artık elimizde onu kaybedişimizin görkemi var, bir de onlarca muhteşem şarkı, eser ve en değerlisi Cohen’den aldığımız ilham var. Eğer bu, bitmesini istemediğimiz ve asla yerimizden kalkmayı kabul etmediğimiz bir konser olsaydı, Take This Waltz ya da Closing Time ile birlikte dans ederken “Bu unutulmaz gece için çok teşekkür ederim.” derdi. Benim ise buna benzer bir cümle kuracak isteğim yok.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi