“Sevgi neydi?” sorusuna belki de en güzel cevabı Asya karakterinin ağzından vermişti Türkan Şoray “Selvi Boylum Al Yazmalım” filminde. “Sevgi iyilikti, dostluktu; sevgi emekti.” Yıllar sonra Luc Besson Leon’un senaryosunu yazarken sanki kulağına küpe etmişti bu repliği. Anlattığı hikaye Asya ile İlyas’ın aşkından çok uzak olsa da temelinde emek vardı. İyilik ve dostluk da cabası. Ailesi katledilen 12 yaşındaki Mathilda’ya kapısını açan kiralık katil Leon’un başlangıçta istemediği, sonrasında ise içine işleyen sevgi filmimizin konusu. 12 yaşında bir kızla, kiralık bir katilin hikayesi dendiğinde belki size tuhaf gelebilir ancak kimseden ilgi görmemiş bir çocuğun, hayatında ilk defa bu kadar ilgi görmesi, güvenecek kimsesi yokken hayatını emanet edebileceği birisiyle karşılaşması Leon için hissettiği sevginin açıklaması olabilir. Bu küçük kızın, kimsesiz bir kiralık katilin yalnızlığına çocuksu neşesiyle ortak olması da Leon’un Mathilda’yı sahiplenmesinin, onu her ne pahasına olursa olsun korumasının temel nedeni olarak görülebilir. 

Başarılı bir senaryonun yanı sıra oyuncu kadrosu da, filmin bu denli izlenmesinin bir diğer nedeni. Jean Reno’nun kendi isminden daha çok hatırlanacak bir karakter oluşturması, çocuk ruhlu kiralık katilimiz Leon’u unutulmayacak bir oyunculukla beyazperdeye taşıması filmin kült filmler arasında adının bulunmasında en önemli etkenlerden. Aynı zamanda çocuk yıldızımız Natalie Portman da boyundan büyük oyunculuğuyla daha ilk filminden büyük bir iş başarmış ve sonrasında oynayacağı birbirinden güzel filmler için kendisini kanıtlamıştı. Gary Oldman’ın ne denli başarılı bir role imzasını attığından söz etmeye bile gerek yok. Ancak şunu da belirtmeliyim ki Gary Oldman denince aklıma hep Heath Ledger geliyor. Sadece “The Dark Night” filminde birlikte rol almaları değil bunun sebebi. Gary Oldman’ın rol aldığı filmlerdeki karakterleri, işini ‘hakkını vererek’ yapması ve özellikle de gençlik fotoğrafları Heath Ledger’ı anmam için yeterli oluyor. 

Yönetmen Luc Besson’a ise ayrı bir paragraf açmak gerek. Ülkesi Fransa’da seveni olduğu kadar yaptılarını dikkate almayanlar da var. Besson’ın yönetmenliğini hiçe saymak haddim olmasa da Leon dışındaki filmlerine baktığımda, eleştirilerin haklı olmasa bile yersiz olduğunu söylemenin kolay olmayacağını belirtmeliyim. Luc Besson’ın filmografisi çoğu benim için hayal kırıklığına sebep olan filmlerle dolu. 

Leon hem senaryosu, hem oyuncu kadrosu, hem de (diğer işlerini ne kadar eleştirsem de) yönetmeniyle, bir bütün halinde “sinema tarihinin en başarılı filmlerinden bir tanesi” dersem abartmış olmam diye düşünüyorum. İzlerken derinlerde bir yerde hissettiğiniz mutlulukla birlikte tarif edilemez bir hüzne kapılacağınız, belki de gözyaşlarınızı tutamayacağınız filmin efsane müziği “shape of my heart”ı da anıp sizlere iyi seyirler diliyorum. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi