Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 1 [2] => 14 [3] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) [1] => Array ( [name] => Romantik [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/romantik/ ) )
Mutluluk
Le Bonheur
1965 - Le Bonheur
79
Fransa
Senaryo Le Bonheur
Oyuncular Jean-Claude Drouot, Claire Drouot, Olivier Drouot
Ecem Şen
Mavilerin, kırmızıların, yeşil ve turuncuların baş döndüren dünyasında nasıl geçtiğini anlamanın zor olduğu 70 dakikalık masalsı bir dünya kurgulamış Agnes Varda.

Le Bonheur

Fransız Yeni Dalga’nın önemli isimlerinden biri olan Agnes Varda, klasik anlatı yapısına çok daha yakın bir yöntem izlediği Le Bonheur (Mutluluk) filmi ile tek eşliliği ve mutluluk kavramını irdeliyor. Agnes Varda’nın ilk renkli filmi olmasının etkisiyle de filmde renklerin fazlaca ön plana çıktığını söylemek mümkün ancak bu durum izleyiciyi rahatsız edecek boyutlarda bir vurdumduymazlık içermiyor. Mavilerin, kırmızıların, yeşil ve turuncuların baş döndüren dünyasında nasıl geçtiğini anlamanın zor olduğu 70 dakikalık masalsı bir dünya kurgulamış Agnes Varda.

Bir marangoz olan François (Jean Claude Drouot) çok mutlu bir evliliğe ve iki çocuğa sahiptir. Ancak bu mutlu evlilik kavramı alıştığımız yalnızca sorunsuz evlilik kavramının oldukça ötesindedir, çift beraber geçirdikleri her andan doyasıya mutlu olur. Bu mutluluk sürerken François iş için gittiği yerde bir başka kadınla tanışır ve onu da sever. Bu durum alışılagelmişin aksine François’nın ailesiyle yaşadığı mutlulukta hiçbir fark yaratmaz. Ailesiyle birlikte oynadığı filmde karısı ve çocukları gerçekten Jean-Claude Drouot’nun karısı ve çocuklarıdır. Agnes Varda’nın Sans Toit Ni Loi adlı filminden de aşina olduğumuz belgesel türüne yakınlığı burada da kendisini gizlemiş bir şekilde varlığını sürdürür. Özellikle çocukların rol yapmadıkları ve gerçekten iyi geceler dileyip babalarından bir şeyler istediklerini hissetmek ve bu anları Agnes Varda’nın belgeselci kimliğiyle izlediğini söylemek mümkün. Bu ayrıntının filme ayrı bir güzellik kattığını da belirtmek gerekir.

Le Bonheur ve Masallar

Toplumun parçası her bir bireyin yemek yemek, su içmek gibi doğduğu günden bu yana yaptığı bir şey daha var: imajlarla büyümek. Bu imajlar gerek çocukluğumuzda dinlediğimiz masallar gerekse biraz daha büyüdüğümüzde okuduğumuz kitaplar, izlediğimiz filmler gibi yalnızca format değiştirerek dünyaya bakışımızı biz fark etmeden şekillendirir. Küçüklüğümüzden bu yana dinlediğimiz büyülü aşk masallarında hep kadın ya da erkek kendisinin diğer yarısını, yani mutlak ruh eşini bulur ve sonsuza kadar mutlu yaşarlar. Mutluluğun temel şartlarını gözden geçirmemiz gerektiğinde görebiliriz ki, masallarla büyümüş ve bu masalları destekleyen filmler izlemiş çocuklar olarak hayatımız boyunca her zaman mutlak ruh eşimizi aramaya mahkum bırakıldık. Hayatın bize sunduklarıyla mutlu olmak bir yana, hep bir “daha iyi”nin varlığını aradık ve bir ilişkinin kesin suretle tek eşli olup sonunda evlilikle taçlandırılması gerektiğini kanıksadık. Tam da bu noktada Agnes Varda’nın filmi bu savları, doğrusu olarak benimsemiş bireyler tarafından rahatsız edici bulunacaktır. En temel anlamıyla film “saçma” dahi bulunabilir. Çünkü hiç alışkın olmadığımız bir şekilde François’yı karşımızda iki kadını da sevdiğini söylerken görürüz; üstelik ikisiyle de mutludur. İkisiyle de deneyimlediği, hayatına kattığı farklı duygu durumları mevcuttur ve iki kadın da François’nın tamamlayıcılarıdır. Bu noktada François kendisine mutlak tek bir tamamlayıcı arayıp mutsuz da olabilirdi; ancak o hayatlarına dahil olduğu iki kadınla kendi mutluluğunu yaratmayı seçti.

Tek eşliliğin ya da çok eşliliğin doğruluğunu ve yanlışlığını tartışmaktan öte, belirttiğim husus yalnızca çok eşliliğin var olduğudur. Agnes Varda bunu filme serpiştirdiği repliklerle çok güzel tanımlar.

François : Karım büyüyen bir bitki, sense kafesinden kurtulmuş bir hayvan gibisin ve ben doğayı severim.

François’nın hayatında doğal akışında ilerleyen bu ikili ilişki onun için bir aldatma değildir ve modern bireyin “sebepleri” gibi onu aldatmaya götüren sebepleri de yoktur. Yalnızca içinde çok fazla sevgi vardır. Ancak belirtmem gerekir ki, biz ne denli tek eşlilik masalları dinlediysek, Agnes Varda’nın ortaya koyduğu filmi Le Bonheur de o denli bir çok eşlilik masalıdır. Mozart’ın büyülü melodileri eşliğinde Fransa’nın kırlarında mutlulukla dolaşan aile tabloları adeta Yeşilçam melodramlarından fırlamışçasına gerçeklikten uzaktır. Ancak Agnes Varda’nın bilinçli seçimi olan bu durum izleyiciyi muhteşem görsellerle karşılaştırmaktan da geri durmaz. “Oyuncu” olarak tanımlanabilecek kurgusal yöntemlerle izleyiciye küçük şaşkınlıklar da yaşatan yönetmen hem Yeni Dalganın izleyiciye verdiği “bu bir filmdir.” mesajının altını çiziyor hem de özdeşleşmeyi tamamen kaybetmeden sağladığı yabancılaşmayla izleyicide bir oyunun içindeymiş hissini yaratıyor.

Görsel olarak harikalar yaratan film başarılı oyunculuklar sergileyen oyunculara sahip olmasına rağmen, kırlarda geçirilen mutlu anlar ne kadar yapay görünüyorsa, iki aşığın birbirleriyle aşkı paylaştığı en mühim sahneler olan sevişme sahneleri de o denli komik bir yapaylıkla işleniyor. Bu noktada ise sahnelerin gerçekten çekilememiş/başarısızlığa uğramış olabileceği hissiyle, Agnes Varda’nın bu mutluluğun yapay olduğunu izleyiciye sezdirmek adına seçtiği bir yol olabileceği hissi tamamen birbirine geçiyor ve ayrılması güç bir hal alıyor.

Agnes Varda gibi feminist bir yönetmenin çok eşlilik gibi değinilmesi zor bir konuyu neden daha kolaya kaçarak – erkeğin çok eşli oluşunun toplum tarafından daha kolay kabul görmesi- erkek üzerinden işlediği ve tam anlamıyla belki de sinemada bir paradigm shift yaratabilecek iki erkeği de sevebilen bir kadın karakter üzerinden gitmeyi seçmemiş olması filmle ilgili duyumsadığım önemli bir hayal kırıklığıdır. Tabii ki film bu haliyle de yenilikçi ve deneyimlenmesi gereken önemli bir Agnes Varda filmi olarak sinefillerin listelerinde yer almalıdır.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol