Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 208 [2] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) [1] => Array ( [name] => Savaş [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/savas/ ) )
Gölgeler Ordusu
L'armée des ombres
1969 - Jean Pierre Melville
145
Fransa
Senaryo Joseph Kessel (roman), Jean-Pierre Melville
Oyuncular Lino Ventura, Paul Meurisse, Jean-Pierre Cassel
Gizem Çalışır
Jean Pierre Melville’in her sahnesinde ince ince dokuduğu film, dili ve özellikle Lino Ventura ve Simone Signoret’in olağanüstü gerçekçilikteki oyunculuk performanslarıyla da tadından yenmez, gerçek bir başyapıt.

L’armée des ombres

Direnişin Değil Direnmenin Estetiği

Az çok tiyatroyla uğraşmış ya da merak sarmış hemen herkes Peter Weiss ismini duymuştur. Alman politik tiyatro akımının ve belgesel tiyatronun önemli isimlerinden biri olan Weiss’ın ülkemizde oldukça popülerlik kazanması ise Gezi Direnişi sonrasına tekabül eder. Çünkü Weiss; Gezi Direnişi’nden hemen sonra büyük patlama yapan direniş kitapları furyasının arasında, hem niceliksel ve niteliksel hacmi hem de cep yakan fiyatıyla dikkat çeken Direnmenin Estetiği kitabının yazarıdır. Weiss bu devasa kitabında 1937-1944 yılları arasındaki anti-faşist direnişi anlatır. Direnişin içinde yer alan gerçek kişilerin hikayelerini merkeze alarak bir sanat ve siyaset anlatısı ortaya koyan Weiss’ın, Fransız yönetmen Jean Pierre Melville’in L’armée des ombres filmi ile ne alakası var diyebilirsiniz. Ama cevabım oldukça net: Çok alakası var. Zira; Weiss’ın edebiyat üzerinden geliştirdiğini, Melville sinema üzerinden geliştiriyor. İsimleri değiştirilmiş olsa da tarih içerisindeki gerçek kişilerden ve olaylardan esinlenilmiş bir durumu anlatan L’armée des ombres ile Direnmenin Estetiği’ni birbirine yaklaştıran en büyük faktör ise direnme halini estetik bir sanat biçimi olarak ortaya koyabilmiş olmaları. Bu sebepten; L’armée des ombres’in hemen her sahnesinde sinematografik imajlarla bir direniş estetiği yaratan Melville’i, Peter Weiss’ın kaleminden çıkmış şu cümlelerle kutsamayı tercih ediyorum: “ Her şeylerini ellerinden aldıkları insanlar sayesinde enerjilerini zinde ve zengin kavrayışlı düşünme süreçlerine yönlendirebiliyorlar, böylece tahakküm ve aşağılamanın içinden sanat doğuyordu.”

Jean Pierre Melville ya da Film Noir 2.0

L’armée des ombres’e girmeden önce Melville Sineması’ndan biraz bahsetmek gerek. Atilla Dorsay’ın, hazırlamış olduğu 100 Yılın 100 Yönetmeni isimli kitapta Jean Pierre Melville’den bahsetmemiş olması, daha doğrusu Melville’i o 100 yönetmen içerisine katmamış olması benim için büyük bir hayal kırıklığı yaratmıştı. Sinema tarihinin kamerayı en iyi biçimde kullanan yönetmenlerinden biri olan ve Yeni Dalga’yı derinden etkileyen Melville’i bahsettiğim 100’lük listede görememek oldukça üzücüydü. Çünkü Melville, her ne kadar Amerikan Film Noir (Kara Film) akımının etkisinde filmlere imza atmış olsa da bu türün tüm özelliklerini kendi tarihine ve coğrafyasına uyarlamayı çok iyi başarmıştı. Beslendiği kültür ile film noir akımını öylesine iyi bir biçimde harmanlamıştı ki; hakkında yazılan birçok makale, Melville’in filmlerini film noir akımının yeni bir versiyonu olarak konumlandırmayı seçiyordu. Şahsen, sırf bu yüzden bile, Melville’in sinema tarihi içerisinde özel bir ilgiyi hak ettiğini düşünüyorum.

Özellikle Criterion Collection seçkisinin en değerli parçalarından olan Bob le Flambeur ve Le Cercle Rouge ikilisi, Melville denince ilk akla gelen filmler olmuştur. Kamerasını, suç dolu bir dünyanın karanlık yüzüne çeviren ve burjuva değerlerindeki çürümeyi, yozlaşmayı gözler önüne sermeyi seçen Melville, bu süreci Hollywood üzerinden Avrupa Sineması’na taşıyabilmeyi başardığı için oldukça değerlidir. Çünkü Melville’in film noir türü filmleri, bireyin bakışını dile getirerek toplumsallaşmış bakış açısını kırar ve böylece geleneksel anlatı sinemasının kalıplarını da bertaraf eder.

Geçmişi Olmayan Gölgeler

L’armée des ombres gibi bir durum hikayesini spoiler vermeden anlatmak oldukça güç. Zira, yaklaşık 150 dakika boyunca her saniye hissettiğimiz gerilim duygusu filmin finalinde doruğa ulaşıyor. En başta belirtmek gerek; L’armée des ombres bir direniş filmi olmasına rağmen eyleme yönelik bir film değil. Melville, L’armée des ombres filminde direnişin ve direnişçilerin psikolojisini anlatmayı tercih ediyor. Direnişin ne olduğunu, neden önemli olduğunu sorgulamaya açıyor; ama bunları yaparken asla ama asla mesaj verme kaygısı gütmüyor.

1969 yapımı L’armée des ombres, Belle de Jour (daha sonra Luis Buñuel tarafından filme de çekilmişti.) isimli romanıyla bir dönemin gençlerini oldukça etkilemiş Joseph Kessel’in aynı isimli romanının uyarlaması. İkinci Dünya Savaşı sırasında Nazi karşıtı bir Fransız direniş örgütünü anlatan filmin hikayesinin kurgusal olmasına rağmen gerçek kişi ve hikayelerden esinlenilmiş olması, gerçeklik dozajını da arttırıyor. Fransız Direnişi’nin önemli isimlerinden biri olan Philippe Gerbier (Lino Ventura), Vichy’de tutuklanır ve bir esir kampına düşer. Bir zaman sonra esir kampından çıkmayı başaran Gerbier kendi örgütlerine ihanet eden kişinin peşine düşer ve tüm bu süreç boyunca hem kendisinin hem de birlikte yola çıktığı arkadaşlarının direnişe yönelik düşünce ve eylemlerini sorgulamaya başlar.

Filmin en önemli karakterlerinden olan Philippe Gerbier’in gerçek direnişin önemli karakterlerinden biri olan Jean Moulin; yine filmde direniş örgütünün Şef’i ve fikir babası olarak gördüğümüz Luc Jardie (Paul Meurisse) karakterinin, Sorbonne profesörü bir direnişçi olan Jean Cavaillès olduğunu söylemek mümkündür. Joseph Kessel ve Jean Pierre Melville’in de bir zamanlar aynı direnişçi örgütün üyeleri olduğunu ve Naziler’e karşı savaştığını düşünecek olursak; L’armée des ombres’in belgesel gerçekliğine sahip olduğunu dile getirmekte sakınca olmayacaktır.

Geçmişleri hakkında oldukça az bilgi sahibi olabildiğimiz karakterleri birbirlerine bağlayan en güçlü faktör ise kimliksizlikleri. Kimliksiz oluşları, onları yalnızca ‘direniş’ olgusuna bağlayan ve direnişin aidiyetini hissetmelerini sağlayan en önemli unsur. Bu yüzden kendilerine değil gölgelerine güveniyorlar. Film boyunca kim olduklarını hiçbir zaman tam olarak bilemediğimiz karakterler adeta ‘direniş’ düşüncesiyle yaşıyorlar. Bu sebeple; L’armée des ombres’i bir direniş eylemi yerine bir direniş psikolojisi ve durumu olarak okumak gerekiyor.

Karanlık Bir Direniş: L’armée des ombres

Film noir olmamasına rağmen, birçok sahnesinden rahatlıkla sezilebilen film noir akımına ait dokunuşlar, kamera, ışık ve hatta ses kullanımı; L’armée des ombres’i direnişin karanlık estetiği olarak gözler önüne koyuyor. Özellikle dış ses kullanımı ile de film noir akımına göndermeler taşıyan filmin en dikkat çeken bir başka özelliği dekor ve obje kullanımı. Melville filmlerinin tipik bir özelliği olarak niteleyebileceğimiz tüm bu doneler, L’armée des ombres’i film noir akımına yaklaştırırken aydınlık bir gelecek yerine karanlık bir geleceğin tasvirini yapıyor.

L’armée des ombres başta da belirttiğim gibi bir durum, halet-i ruhiye hikayesi; ama en çok da direniş olgusunun içini deşen, direnişçilerin psikolojilerini gözler önüne seren, direniş düşüncesinin diğer tüm olgu ve kavramlara kıyasla ne denli önemli olduğunu, bir geçmişe sahip olmanın (!) başınıza ne gibi hayati sorunlar açabileceğini ve tüm bir direnişi nasıl tehlikeye sokabileceğini gösteren ve sorgulatan bir film. Jean Pierre Melville’in her sahnesinde ince ince dokuduğu film, dili ve özellikle Lino Ventura ve Simone Signoret’in olağanüstü gerçekçilikteki oyunculuk performanslarıyla da tadından yenmez, gerçek bir başyapıt.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol