Son dönemde Hollywood’un İskandinav ülkelerinden ya da Güney Kore gibi dünya sinemasından yönetmenleri transfer etmesi oldukça popüler hale geldi. Bu popüler akımda yer alan transferlerden sonuncusu da Park Chan-wook oldu. Ünlü yönetmen, Güney Kore sinemasında sevilen ve takip edilen birkaç isimden biri. Bu popülerliğinde en büyük payı kabuğunu kırıp, daha geniş kitlelere ulaştığı İntikam üçlemesine (Vengeance Trilogy) borçlu olduğu söylense de, yönetmenin “Ben Bir Robotum Ama Sorun Değil” gibi sıra dışı filmlerinin katkısı da inkar edilmemeli.

Yönetmenin Amerika’da çektiği ilk film olan Lanetli Kan: Masumiyetin Sonu filminin senaryosu, daha önce VizyonHabercisi’nde bahsettiğim üzere Prison Break dizisinden Michael Scofield olarak tanıdığımız oyuncu Wentworth Miller’a ait. Başrollerinde Nicole Kidman, Mia Wasikowska ve Matthew Goode’nin yer aldığı film oyunculuklardan beslenerek sıra dışı bir senaryoyla hafızalara kazınıyor. Buna kurgudaki başarı ve etkili tasvirler de eklenince ortaya izlemesi keyifli bir film çıkmış. Yarattığı alışılmadık evrenle Chan-wook adeta Hitchcock’tan devraldığı mirasla yoluna devam ediyor. Alman ekspresyonizminin etkilerini taşıyan gölge oyunları, Psycho’nun duş sahnesine atıfta bulunan yumurta ve göz imgelerinin kullanıldığı sahne geçişleri, yine Psycho’dan hatırladığımız doldurulmuş kuşlar ve daha nice sahne, hikayenin gidişatına katkıda bulunurken aynı zamanda seyircinin görsel zevkine de hitap etmeyi başarıyor.

Babasının ölümünden sonra içine kapanan India, annesiyle kötü olan ilişkilerinden dolayı kendisini yalnız hissetmektedir. Cenazede ansızın ortaya çıkan yakışıklı genç adamınsa, yıllardır adını bir kere bile duymadığı amcası olduğunu öğrenir. Annesi, Charlie ve India artık birlikte yaşamaktadırlar. Fakat India’nın amcasında çözemediği bir gizem ve esrarengiz bir hava vardır. Charlie aslında kim ve India’dan ne istiyor? Film tüm bu soruları ustaca cevaplandırıyor.

STK-4596.NEF

Chan-wook’un ilham kaynağım dediği Hitchcock’tan esintiler taşıyan film sıra dışı bir gizem gerilim filmi. Hikayenin Hitchcock eserlerine benzer bir havada ilerlemesi-hatta Şüphenin Gölgesi filmine yaptığı hatırı sayılır göndermeler- Park Chan-wook’u bu seçime yönlendirmiş. Aynı zamanda David Lynch’le özdeşleşmiş bir tür olan psiko-kara film sınıfına da rahatlıkla dahil edebileceğimiz Stoker’da karakterlerin sosyopat eğilimleri de başarıyla yansıtılıyor. İşlenen cinayetlerin karakterlerde yarattığı psikoloji, India’nın zihnindeki git gellerin bodrumun karanlık koridorlarında ışık oyunlarına dönüşmesi, son derece başarılı bir seyirlik sunuyor. Yönetmen Hollywood’un son dönem kısır döngüsüne güzel bir çıkış kapısı açmış gibi görünüyor. Umarım Park Chan-wook bu enerjisini çabuk tüketmez.

Bunun yanı sıra oyunculuklar da bir o kadar başarılı. Film, ünlü oyuncu Nicole Kidman’ın şöhretiyle popülerlik kazansa da, Kidman film boyunca diğerlerine nazaran oyunculuğuyla geri planda kalmış. Mia Wasikowska ise klasik dönemleri anımsatan yüz hatlarıyla India’nın gotik tavrını harika bir şekilde harmanlayıp kariyerindeki en başarılı performanslardan birini çıkarmış. Matthew Goode ise bebek suratlı, yakışıklı ve saf görünümlü gizemli amcanın altından başarıyla kalkarak Joseph Cotten’ı aratmıyor (bkz. Şüphenin Gölgesi). Kısaca filmin senaryo ve yönetmenlik başarısına bir de, isabetli cast tercihi ekleniyor.

Son dönemde izlediğim en iyi filmlerden biri olarak adlandırabileceğim Lanetli Kan: Masumiyetin sonu, yönetmenin popüler kültüre hizmeti olarak görülmemeli; aksine zekice, popüler kültürü kendi lehine kullandığını düşündüğüm Park Chan-wook’la Güney Kore sinemasının adını daha çok duyacağız gibi görünüyor. Lanetli Kan: Masumiyetin sonu (Stoker) haftanın kaçırılmaması gereken vizyon filmlerinden biri.

Keyifli seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi