Son yılların en masalsı anlatı yapısına sahip olan La La Land’in ortaya koyduğu sonla bu denli gerçekçi bir yapıya bürünebilmesi, filmi etkileyici kılan en önemli detaylardan biri. Her aşk gibi oldukça masalsı başlayan ancak gerçekliğin vurucu yanıyla izleyenlerin yüreğini burkan La La Land, yalnızca bir film olmanın yanında içerisinde oldukça derin hayat dersleri de barındırıyor. Modern insanın “ideal” olanı yaşamak adına yapabileceği fedakarlıkları ve aşkın ikircikli doğasını merkezine oturtan film, aniden şarkı söyleyip dans etmeye başlamasak da birçoğumuzun deneyimlediği gerçeklikten besleniyor. Aşk ihtiyaç duyduğumuz en önemli duygulardan biriyken, kendi benliğimizi bulmamızı engellediği anda ya da birlikte büyümeye başladığımız partnerimizle yollarımız git gide ayrı yönlere sapmaya başladığında ortaya sorgulanması gereken belli başlı durumlar çıkıyor: Kendi benliğinin peşinden gitmek ve “onun” peşinden gitmek… Kendi benliğinin peşinden gitme cesaretini gösterenler için La La Land’den çıkarabileceğimiz 6 hayat dersini sizler için derledik.

La La Land’den Benlik ve İlişkiler Üzerine Çıkarabileceğimiz 5 Hayat Dersi!

Hayallerimizi Peşinden Gitmek İçin Kurarız

Sizi partnerinizle bir araya getiren ilişki ne yazık ki bir süre sonra yollarınızı ayırmaya zorlayan yegane kalıplardan biri olabilir. Hayatınızın bir noktasında bir araya geldiğiniz ve aynı duygu durumlarını paylaştığınız insanla zaman ilerledikçe farklı yönlere savrulmanız yani değişmeniz kaçınılmaz. Bu değişimler hayattan beklentiler, kariyer hedefleri ve ilişkiden beklentiler şeklinde çeşitli başlıklar altında incelenebilir. Ancak bir hayaliniz varsa bedeli ne olursa olsun onun peşinden gidebilme cesaretini gösterebilmek gerekiyor. La La Land, bizlere filmin sonunda kurguladığı sekansla tüm istenenlerin bir arada ilerlediği harika bir hayal portresi sunsa da hayat ne yazık ki her zaman bu kadar toz pembe değil ancak yine de elde ettiklerimizin kıymetini bilerek feda ettiklerimize geçmişten gelen küçük bir gülümsemeyle bakabiliriz.

Koşullar Farklılaştıkça Hayata Bakışımız da Değişebilir

Birbiriyle uyum içinde olan karakterlerimiz hayatın onları savurduğu yerlerde bir noktada farklılaşmaya başlarlar. Sebastian çıktığı yolda git gide ünlü olurken Mia için işler o kadar da yolunda gitmez. Bu farklılık ikilinin çatışmasını beraberinde getirir. Çünkü değişen koşullar karakterlerimizin hayata bakış açısını da değiştirmeye başlar. Her ne kadar kendi özgün fikirlerimiz olduğunu ve bunların değişmeyeceğini düşünsek de öğrenerek ilerleyen ya da gerileyen -bazen negatif öğrenmeler de mümkündür- insan değişen koşulların getirileriyle birlikte yeni yaşam pratikleri geliştirir. Çünkü insan var olduğu günden bugüne hayatını adapte olmak üzerine şekillendirir.

Salt Sevgi, Koşullara Bağlı Olarak Sona Ermez

La La Land’in en güzel yanlarından biri de ne yaşanırsa yaşansın Mia ve Sebastian’ın arasındaki sevginin gerçekliği ve koşullara bağlı olarak bitmemesi. Kendi kariyerlerinde farklı yollara gitmeye karar veren ve bu yolların en nihayetinde bir gün mutlaka ayıracağı iki sevgili, mantığı ön plana koyarak ayrılmaya karar verir. Bu ayrılış öyle bir ayrılıştır ki ikisi de birbirlerini her zaman seveceklerinden emindir. Elbette bu da zamana ve yaşanmışlıklara bağlı olarak değişebilecek bir durum ancak son sahnede birbirine gülümseyen Mia ve Sebastian, sevginin çeşitli bencilliklerden çok daha farklı yerlerde konumlanabileceğini bize kanıtlamayı başarır.

Bazen Başarısız Olmak Gerekir

la-la-land-filmloverss

Duyduğumuz anda fazlasıyla klasik gelebilecek ancak kesinlikle doğru bir tanım. Hatalarımızdan ders çıkarmak ve ne yaptığımızda bir şeylerin ters gittiğini görmek, yaşayarak öğrenmek için hata yapmayı adeta zorunlu kılar. Aslında başarısızlık içerisinde hem fırsatları hem de tehlikeleri barındırır. Sizin hangisiyle karşılaşacağınız ise tamamen hayata bakışınızla ilgilidir. Başarısızlığı kesin bir yenilgi olarak tanımlayıp hayallerine son veren insanlar için bu durum net bir tehlikeyken başarısızlığını analiz eden ve aynı yanlışları bir daha yapmamaya gayret gösteren insanlar içinse fırsatlarla doludur. Mia, ilk etapta başarısız olup pes ediyor gibi görünse de Sebastian’ın da desteğiyle hayaline yeniden tutunmasının ardından hak ettiği sonuca ulaşmayı başarır.

Gerçekten Ne İstediğinize Karar Vermek, Fedakarlıkta Bulunmayı Gerektirebilir

Sebastian ve Mia, ortak hayallerle çıktıkları yolda farklılaşmaya başlayan iki karakterdir. Bu farklılaşmayı ve birbirlerinin beklentilerini bir noktada karşılayamayacaklarını filmin, izleyicisine hissettirdiği ilk sahne Sebastian’ın tavanın boyasının dökülmüş olduğunu gördüğü sahnedir. Her şey yolunda ve mükemmel giderken ilk kez kötü bir görüntüyü izleyicisine yansıtan Damien Chazelle, anlatının gidişatı ve Sebastian’ın ruh haliyle ilgili ipuçlarını başarılı bir şekilde ortaya koyar. Bu andan itibaren her şeyin o kadar da toz pembe olmadığı bir anlatı izlemeye başlarız. Kendi kariyerinde işleri yolunda giden Sebastian, yeteri kadar Mia’nın yanında olamaz -ve belki de olmak zorunda da değildir. İlişki yaşamak ve bir birey olmak bu noktada birbirini yanlışlayan iki zıt duruma dönüşebilir. Çünkü çoğu kez bir ilişki yaşamayı birlikte “aynı kişi” olmakla karıştırıyoruz. Bu noktaya gelindiğinde ise bazı fedakarlıklarda bulunarak gerçekten gitmek istediğimiz yolu seçmemiz gerekiyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi