Günün birinde iki Fransız dahi karşılaşırlar.  Gel zaman, git zaman bu karşılaşma iyi bir arkadaşlığa dönüşür. Bu dostluk, Fransız sinemasının, daha önce karşılaşmadığı bir dünyaya adım atmasını sağlayacaktır; Hayal Dünyası.  

Bahsettiğim isimler Amelie filminin yönetmeni olarak tanıdığımız Jean Pierre Jeunet ve Marc Caro. Amelie filmini izledikten sonra Jeunet’in diğer filmlerini izlemek için içimde yoğun bir istek oluşmuştu.  Jeunet’in film geçmişini incelerken çoğu sinemaseverin yakından bildiği benim ise adını ilk defa duyduğum bir filmle karşılaştım; “La Cite des Enfants Perdus”, bilinen adıyla “The City of Lost Childrens” Türkçe ismiyle “Kayıp Çocuklar Şehri”.  

1995 yapımı, Tim Burton gotikliğinde geçen film, kendine denizin ortasında garip bir dünya kuran çılgın bir bilim adamının, hayata yeniden bağlanabilmesi için çocukların rüyalarını çalmasını konu alıyor.  Uzun zamandır rüya göremeyen profesör Krank, kaçırdığı çocukların rüyalarını çalsa da,  sürekli kabus görmektedir. Bu kabuslar onu her geçen gün daha da yaşlandırır ve kendisini ölüme sürükler. Ancak bir gün, her zaman olduğu gibi kasabadan çocuk kaçırtan Krank bu kez sert bir kayaya çarpar. Kaçırdığı çocuklardan bir tanesi kasabanın en güçlü adamı “One” ın kardeşidir. One kardeşini bulabilmek için her türlü yolu denemeye başlar. Bu güçlü adama yolculuğu boyunca yardım edecek kişi ise Miette isimli küçük bir kız çocuğudur.

 

Filmdeki hayali dünyayı yaratan tabiki sadece Krank’in çaldığı rüyalar değil. Konuşan bir beyin, klonlanmış insanlar, denizin içinde yaşayan bir adam ve daha niceleri. Kült filmler arasında kendine yer bulan Kayıp Çocuklar Şehri’nin en önemli detayı ise bu hayali dünyanın yanı sıra her zaman çeşitli sömürülere maruz kalan, hırsızlık yaptırılan çocukların dünyasına mizahi bir bakış açısıyla ağır eleştiriler getiriyor olması. Miette’nin, One ile tanışmasının ardından ayrıldığı hırsızlık çetesinin (!) üyeleri olan küçük çocuklar bunu sadece oyun olarak görüyor. Ancak çaldıkları tüm paraların zorla ellerinden alınışını izlerken ister istemez artık moda haline gelen sokak kenarlarında bir elinde ders kitabı bir elinde tartı zorla dilendirilen ve gece aç yatırılan çocukları düşünmeden edemedim. Çocuk sömürüsü ne yazık ki sadece hırsızlık için, dilendirmek için değil her türlü sömürü için kullanılmaya devam ediliyor.  

Her ne kadar filmin ilk yarım saati izleyiciyi sıkıyor olsa da hayal dünyasının içine kendinizi bıraktıktan sonra film bambaşka bir hal alıyor. Yazının en başında belirttiğim gibi Tim Burton’ın yarattığı Gotham şehrine oldukça benzeyen kasaba bana birçok sahnede Batman filmini hatırlattı. Karakterlerin çılgınlıklarının yanı sıra kasabanın tamamının Gotham’la benzer özellikler göstermesi yönetmenin kendi filminden 5 sene önce çekilen Batman filminden etkilendiğinin ispatı. Her ne kadar bu etkilenmelerin bir hayli fazla olduğunu düşünsem de film, sinema tarihine altın harflerle yazılacak sahnelerle dolu. Özellikle, kötü kalpli ikizlerin yemek yaparken ki dansları, bugüne kadar izlediğim en başarılı sahnelerden biriydi. Bugün hala birçok yönetmenin tekrar tekrar izleyip keşke bu sahneyi ben çekseydim dediğinden eminim.

 

Filmin bu kadar başarılı olmasının sebeplerinden bir diğeri ise oyunculuklar. Özellikle One karakterine hayat veren Ron Perlman’ın bu filmdeki oyunculuğunun kesinlikle izlediğim en iyi performansı olduğunu söyleyebilirim. Burada en büyük hayal kırıklığım, filmdeki oyunculuğunu çok beğendiğim küçük oyuncu Judith Vittet’in kariyerinin neredeyse bu filmle başlayıp bu filmle bittiğini öğrenmek oldu. İzlerken şimdilerin vazgeçilmez oyuncusu Chloe Grace Moretz’e benzettiğim Judith ne yazık ki kendisine kamera arkasında yer bulmaya başlamış.  

Son olarak Kayıp Çocuklar Şehri’nin bize hoş bir sürprizi var.  Uzun uzun yazmama rağmen filmi izlememiş okurların heyecanını kaçırmamak adına filmdeki sürpriz aşk hikayesinden bahsettiğim paragrafı sildim. Başka bir Fransız filmi ile arasındaki benzerliği uzun uzun konuşarak, hangisinin diğerinden etkilendiğini anlatmak istesem de bunu şimdilik erteliyorum.  

1995 yapımı bu çılgın filmi izlerken ara ara sıkılsanız da çekildiği zamanın çok ötesinde, dahiyane bir film izleyeceğinize emin olabilirsiniz.  

İyi Seyirler…

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi