Ünlü yönetmen Claude Chabrol’un, Ruth Rendell’in A Judgement in a Stone romanından uyarladığı La Ceremonie, yönetmenin kendisi tarafından “son Marksist film” olarak tanımlanıyor. Zengin bir burjuva hayatı süren Lelievre’lerin malikanesine Sophie’nin hizmetçi olarak girmesi ve kasaba postanesinde çalışan Jeanne ile dost olmasıyla hikaye gelişir. Chabrol tarafından son Marksist film olarak tanımlanan La Ceremonie’nin, yine Marksist ve feminist ideoloji temelli analizini yapacağım.

SINIF KİNİ

“İnsanlar mı yoksa sistem mi?” sorusunun olası tüm cevapları sınıf kini kavramıyla örtüşmektedir. İnsan varoluşu gereği ya da toplumların kıstasları çerçevesinde iyi ya da kötü olarak tanımlanabilir. Mutlak iyi olunamayacağı gibi, mutlak kötü de olunamaz. Romantik akımın kalın çizgilerle çizdiği mutlak iyi-kötü sınırlarından izleyiciyi çekip çıkaran Chabrol, insanların iyi ya da kötü oluşunu sorgulamaktan öte, iyiliğin de kötülüğün de kapitalist düzenden kaynaklandığı  bulanık, iç içe geçen bir dünya sunuyor izleyiciye. 

Sınıf düzeninin bir getirisi olarak Marx’ın tanımladığı “yabancılaşma”, günümüzde işçi sınıfının bir var oluş biçimi haline gelmiştir. Sophie, Lelievre’lerin malikanesinde hizmetçi olarak çalışmaya başlayan disleksik bir kadındır. Sophie’nin yaptığı işe odaklı soğuk tavırları ve donuk bakışları, emeğine ve kendisine yabancılaştığının kanıtları olarak görülebilir. Sophie’nin film boyunca kendisine sorulan sorulara “bilmiyorum” yanıtını vermesi, onun kendi hayatı hakkında karar vermekten uzak ve üst sınıfın yargı ve kararlarını kabullenen bir tutum takınmasına yol açıyor.

Chabrol’un üzerinde önemle durduğu nosyonlardan biri de televizyondur. Bu hususta televizyonun sınıfsal farklılıklara bağlı olarak farklı kullanımları da göze çarpıyor.

Sophie’ye odasını gösteren Catherine, odasında televizyonu bile olduğunu söylüyor. Sophie yerine kurulduğunda gözünü kırpmaksızın televizyona odaklanıyor. Sophie’nin kendi başına kaldığı zamanları değerlendirme şekli olarak televizyon her an karşımıza çıkıyor. Akşam yemeğinde ailenin “televizyonu da var, sıkılmaz, oyalanır…” şeklinde konuştuğunu görüyoruz. Televizyon bir alt sınıf eğlencesi, herhangi bir entelektüel katkısı olmayan, basit bir eylem olarak görülüyor. Televizyonun farklı kullanımı tam da burada karşımıza çıkıyor, çünkü filmin sonlarına doğru aile de televizyon izliyor. Ancak burada gece için özel olarak hazırlanmış, iyi giyimli aileyi opera izlerken görüyoruz. Frankfurt Okulu düşünürlerinin değindiği yüksek kültür ve kültür endüstrisi çarpışması, bir çatının altında ayrı odalarda kendini tekrar etmeye devam ediyor. Opera, bir yüksek kültür ürünü olarak desteklenirken, kültür endüstrisi/popüler kültür bizzat insanları kapitalist toplum yapısının içerisinde eriten, sınırların dışına çıkılmasını, baş kaldırılmasını engelleyen, düzene her daim yeni ve daha fazla tüketen bireyler kazandıran ve kasıtlı üretilen ürünler olması sebebiyle eleştirilir. Bu popüler kültür ürünlerinin hedef kitlesi işçi sınıfı olarak belirlenmektedir. Düzenden hiçbir yarar elde edemeyen ve isyan etmesi muhtemel olan, üretim gücünü elinde barındıran sınıfın bazı araçlarla uyutulması gerekir. Sophie, filmin ortalarına kadar televizyonda kanal değiştirmeden, açtığında karşısına çıkan ilk kanalı ve programı pür dikkat izlemektedir. Sophie, işçi sınıfından bir çalışan olarak uyutulmakta ve sistemin içinde eritilmekte, yeniden üretilmektedir. Herhangi bir seçim şansı ya da eleştirel bir bakışı yoktur. Filmde ilk kez Jeanne ona kanal değiştirmeyi yani eleştirmeyi/neyi sevip sevmediğini belirleme hakkını tanıtmıştır.

Chabrol’un filminde değindiği bir diğer önemli unsur okur-yazarlıktır. Sophie disleksiktir ve okuyamaz, bu durum karşısında duyduğu utanç ve ezilmişlik hissi, işçi sınıfının genelinin sahip olmadığı/olamadığı entelektüel birikim sebebiyle duyduğu aşağılanmışlık hissinin “okuma” yeteneğiyle minimalize edilmiş halidir. Evi ilk kez gezerken, Sophie’nin kütüphaneye girememesini, oraya ait hissedememesini, her zaman uzak duruşunu filmin sonunda kitaplığa ateş etmesiyle tamamlar Chabrol.

Diğer burjuva ailelerinin kiliseye yardım yaptığı sahnelerde kilisenin/dinin işçi sınıfına karşı takındığı tutumu rahatlıkla görebiliriz. Yardım etmek ve toplumda bir statü sahibi olmak arasında pozitif korelasyon vardır. Yardım ediyor gibi görünmek adına, yardıma ihtiyacı olanların kullanamayacağı eski giysiler ve tarihi geçmiş yemekler veren burjuva ailelerin yaptıkları, Jeanne ve Sophie tarafından yüzlerine vurulunca, kilise yardıma ihtiyacı olan sınıfın yanında yer almak yerine, burjuvazinin arkasında durur.

Filmin geneline bakıldığında fazlasıyla iyi olan işveren bir burjuva ailesi görüyoruz. Aile Sophie’ye karşı da aşırı bir nezaket gösteriyor. Bu nezaketin ve aşırı iyiliğin okumasını farklı şekillerde yapmak mümkündür ancak sınıf tabanlı bir perspektiften baktığımızda göreceğimiz ilk nosyon “ötekileştirme”  olacaktır. Üst sınıfın kendinden aşağı gördüğüne fazlaca nezaket göstermesi, alt sınıfı ötekileştirmenin bir sonucudur.

Filmin sonunda Sophie ve Jeanne’nin aileyi öldürmesi, aile bireylerinin iyi/kötü olmasıyla alakalı olarak değerlendirilmemelidir. Öldürmeye götüren ne bireylerin davranışlarıdır ne de karakterlerin çeşitli psikolojik sorunları/bozukluklarıdır. Cinayete yol açan, adaletsizlikten doğan sınıf kinidir. Bu bakımdan Chabrol’un filmi alegorik olarak da değerlendirilebilir, çünkü karakterler kendi başlarına bireyleri değil, toplumun belirli sınıflarını temsil etmektedir ve çatışma sınıfların çatışmasıdır.

“SOPHIE GÜZEL Mİ?”

Filmin ana karakterlerinin kadınlardan oluşuyor ve erkek karakterlerin pasifize edilmiş olması, Marksist analize ek olarak feminist bir okuma yapmayı da gerektirir.

Sophie’nin –ailenin iyi davranması bir yana- ezilen işçi sınıfına ait bir birey olmasından kaynaklı baskı görmesi söz konusuyken, bir kez de toplum tarafından kadın olduğu için ezilmesi, onu filmin sonundaki isyana götüren en temel nedenlerdendir. İşçi sınıfına mensup bir erkek de sınıfı baz alınarak toplum tarafından ezilmektedir ancak işçi bir kadın bu ezilmeyi iki kez yaşamaktadır. Dolayısıyla aileyi öldürecek kadar gözü dönmesi gereken ana karakterin kadın olması yerinde bir seçim olarak görülebilir.

Ev sahibi Catherine’in bakımlı ve zengin bir kadın olması ve ataerkinin belirlediği güzellik normlarına uyması, Sophie ve Jeanne’de bir öfke uyandırır. Erkeğin belirlediği gibi olma özleminin dışavurumu olarak, Catherine’nin kıyafetlerini incelerken dalga geçmenin yanı sıra özenmeleri bu durumu kanıtlar niteliktedir.

Birbirini seven anne-baba ve çocuklar, huzur içinde yenen yemekler kapitalist düzenin belirlediği çekirdek aile normlarına uygundur. Filmde birkaç kez tekrarlanan alışveriş sahneleri bunu destekler.

Kadına yönelik erkek bakışı ve tavrının bariz bir şekilde görüldüğü sahnelerden biri, çırağın siparişleri getirdiği sahnedir. Ekonomik sınıflarının birbirine denk olması, çırağın kendisini Sophie karşısında hakim ve gücü yeten hissetmesine ortam hazırlar ve çırağın tavırları bu çerçevede şekillenir, şüphesiz ki siparişleri Catherine alsaydı, çırak bu flörtöz tavırları takınamayacaktı. Bu durum erkeklerin alt sınıflara ait kadınlar üzerinde hak iddia edebilme cüretleriyle açıklanabilir.

Evin küçük oğlunun Sophie hakkında sorduğu ilk sorunun “güzel mi?” oluşu ve Catherine’in buna dikkat etmemiş olması, kadın bedeni üzerindeki kadın/erkek bakışının ayrımını yapabilen yeterli bir sahnedir. Ayrıca Melinda için hamileliğin bir tehdit unsuru olarak kullanılabiliyor oluşu, kadın bedeni üzerindeki erkek/aile/toplumun söz sahibi olabildiğinin göstergesidir.

Jeanne, durumunun farkında olan ve her durumda başkaldırmaya meyilli, düzen tarafından eritilemeyen bir karakter olmasıyla Sophie’nin dramatik yolculuğunda onun bilinçlenmesini sağlayacak olan önemli bir etkendir. Jeanne gibi olmak, Sophie için öncelikle dış görünüşünde ona benzemekten geçer. Sophie saçlarını Jeanne gibi örer ve dönüşümünü tamamlar. Bilinç kazanan Sophie ve dostu Jeanne, içlerine işleyen sınıf kinini dışa vuracaklardır. Sophie ve Jeanne’i öncelikle, toplumun istediği gibi davranmak yerine evde dans edip şakalaşırken, ailenin yatağına kahve dökerken izleriz. Yavaş yavaş “nasıl davranmaları gerektiği”ne dair kalıpları yıkarlar ve son aşama olarak aileyi öldürürler. Sophie hiçbir zaman okuyamadığı kitaplara bir kurşun sıkar.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi