Tartışmalı bir isim Kutluğ Ataman. Entelektüel olmakla iktidar aydını olmak arasında gidip gelen, yaptıkları ve söyledikleri tutarsızlıklar içeren, eleştirel olmakla makbul muhalif olmak arasında bir yerlerde duran bir isim. Sinemasında ve çeşitli bienal ve sanat galerilerinde sergilenen eserlerinde baskının farklı biçimlerini ve tahakkümü gören gözü, her nasılsa gerçek hayatta kendi deyişiyle bunları görmüyor ya da hissetmiyor. Ya çok steril bir burjuva aydını hayatı yaşıyor ve gerçekten görmüyor ya da tepki çekmemek adına gerçeği söylemiyor. Görünen o ki, sözünü ve eleştirisini sanatıyla söylemeyi tercih ediyor. Öte yandan beylik bir tartışma olan sanatçının toplumdaki rolü ve işlevleri hakkındaki soruları gündeme getiriyor. Sanatçı, eserleri ve söyledikleriyle tutarlı mı olmalıdır yoksa ürettikleri ve görüşleri birbirinden bağımsız mı düşünülmelidir? Dünya görüşü ve politik duruşu sanatından ayrılmalı mıdır? Benzer soruları çoğaltmak mümkün ancak konumuz bu değil.

Ataman, sinema yolculuğunda farklı uğrakları olan bir yönetmen. Stil ve atmosfer yoğunluğuyla göze çarpan ilk filmi Karanlık Sular’da, korku/gizem türüne iyi bir yapım armağan etmiş, Lola+Bilidikid’de queer sinemanın alanına girmiş,  Türkiye izleyicisi için aykırı bir yenilikle hazmı zor bir film sunmuş, cesur bir tavır sergilemişti. Perihan Mağden uyarlaması İki Genç Kız’da genç kadın cinselliği ve kimlik bunalımına yine cesur bir tavırla yaklaşarak, Yeni Türkiye Sineması’na nitelikli bir katkı yapmıştı. Halk sevgisiyle dolu romantik belgeseli Aya Seyahat’te, memleketi Erzincan’ın ücra bir köyüne dair gerçek hikayeden yola çıkarak köylülerin aya seyahat macerasını siyah-beyaz fotoğraf estetiğiyle göz dolduran bir tarzda anlatmış, yarım yüzyıl öncesinin Türkiye taşrasına dair takdir toplayan bir belge sunmuştu. Dikkat edildiğinde görülecektir ki, Ataman’ın belge ve kurmaca filmlerinde farklı iktidar odaklarından gelen baskı ve tahakkümün altında kendini ifada edemeyen, bastıran, bunalan, kaçış içinde olan karakterler var. Cinsiyetçi, sermaye odaklı, eril, tekilleştirici özelliklere sahip bu iktidar odakları, tahakküm ettiği tüm kitleleri kendi devamlılığı için sürekli baskılıyor ve kontrol altında tutmaya çalışıyor. Bunun böyle olduğunu aksini iddia etse de Ataman’ın kendisi de görüyor ve rahatsızlık duyuyor. Bu sebeple onun Aya Seyahat belgeselindeki karakterleri, sıkıştıkları küçük dünya evreninden kaçmak için uçan balona bağladıkları cami minaresiyle başka diyarlara, aya seyahat etmek istiyor.

Gelgelim tüm bu tartışmalardan sonra Ataman’ın vizyon tarihi ertelenip nihayetinde bu hafta Türkiye izleyicisiyle buluşan son filmi Kuzu’ya. Kuzu, ulusal/uluslararası film festivallerini dolaşıp ödüller almış, aldığı ödülleri hak edip etmediğiyle ilgili tartışma yaratmış bir yapım. Merkezinde Ataman’ın memleketi Erzincan’ın bir dağ köyünde yaşayan yoksul bir aile var. Anne/baba, kız ve erkek çocuğundan mütevellit bu dört kişilik aile, feodal değerlerin hâkimiyetini sürdürdüğü bir evrende, tıpkı Aya Seyahat’in köylülerinkine benzer bir mekânda yaşamaktadır. Dinsel ve mitolojik anlatılardan beslenen hikâyenin çıkış noktasını ailenin 5 yaşındaki oğullarının sünneti ve sünnet sonrası verilecek olan şölen oluşturmaktadır. Anne Medine, oğlunun “erkekliğe adım attığı” bu anın şerefine bir yemek vermek istemektedir. Nihayetinde yaşadıkları âlemde şölensiz sünnet düğünü yadırganmaktadır ve ailenin bir şerefi vardır. Bu yemek için et gerekmekte, dolayısıyla kesilecek bir kuzu gerekmektedir ancak yoksul ailenin bunu alacak gücü yoktur. Normal koşullarda “çerez parası” olacak bu meblağ, sınıfsal yapının tabanında bulunan aile için elde edilmesi güç bir miktarı oluşturmaktadır. Sonuçta dünya herkese eşit fırsatlar sunmamıştır. Buradan hareketle hikayesini geliştiren film, gerçeküstücü tarzda masalsı bir anlatıyla gerçekliğe dair eleştiriler getirir.

“İnsan, insanın kurdudur” sözüne refere eden hikâyesiyle film, beklenen bir tavırla aksini iddia edecek olan yaratıcısının aksine alttan alta kapitalist sistem eleştirisi yapmaktadır. Birbirini gözetleyen toplum ve başkalarının gözünden kendilerini seyreden toplum bireyleri, var ettikleri değerler alanı ve toplumsal yapıyla birbirleri üzerinde baskı oluşturmaktadır. Denetleyen ve gözetleyen toplum, onları tahakküme eden iktidar erkiyle uyum içindedir ve onun adına kendisini biçimlendirir. Bu yapının dışına çıkmak isteyen üyelerini içine soğurur, eğer bunu yapamıyorsa dışına iter ve soyutlar. Ataman’ın filminde buna dair bir itiraz ve eleştiri var, Kuzu’nun okuması bunları görünür kılıyor. Bunu,  gerçeküstü evrende mitolojik ve metaforik olandan beslenerek yapıyor.

Senaryoya baktığımızda kadın ve erkek karakterler arasındaki karşıtlık göze çarpıyor. Güçlü kurulan kadınların karşısında zayıf erkekler görülüyor, anlatı anaerkil olurken ataerkiliyet üzerine kurulu feodal toplumsal yapı eleştiriliyor. Aile içindeki ilişkilerde dinsel ve mitolojik referanslar kendini belli ediyor; baba ve oğul arasındaki ilişki İbrahim ve İsmail peygamberlerin, abla ve kardeş Habil ve Kabil’in, ana-oğul Oedipus’un ve anne Meryem Medea’nın hikâyelerini çağrıştırıyor. Ataman, aile ilişkilerini ve karakterlerini köklü bir anlatının içinden süzerek oluşturuyor. Lakin bu güçlü anlatılardan beslenen senaryo, iyi başlayıp finale yaklaştıkça gücünü yitiriyor, olayları sonuca bağlarken acele edip tutarsız davranıyor ve inandırıcı olamıyor.

Kuzu, Ataman filmografisinin çeşitlenen tematik yelpazesinde taşraya açılan yeni bir durak. Aya Seyahat’ten farklı olarak taşrada geçen ilk kurmaca film. Dolayısıyla eleştirelliğin perspektifinin şehirden taşra hayatının sıkışmışlığına taşındığı yeni bir yapım. Karakterler, modern şehrin kent soylularından farklı olarak feodal yapının kalıntılarını taşıyan kır soylu insanlar. Kent soylu karakterlerin yabancılaşmışlığından ziyade ataerkil feodalitenin tahakküm ilişkileri arasında sıkışmanın sancısını yaşayan tipler. Lakin bu hayata bakışın kurulduğu yerin kaynağı dışarısı, yönetmen Ataman’ın içinde yaşamadığı, dışından baktığı bir hayatı resmediyor.

Tartışmalı bir isim Kutluğ Ataman. Entelektüel olmakla iktidar aydını olmak arasında gidip gelen, yaptıkları ve söyledikleri tutarsızlıklar içeren, eleştirel olmakla makbul muhalif olmak arasında bir yerlerde duran bir isim. Sinemasında ve çeşitli bienal ve sanat galerilerinde sergilenen eserlerinde baskının farklı biçimlerini ve tahakkümü gören gözü, her nasılsa gerçek hayatta kendi deyişiyle bunları görmüyor ya da hissetmiyor. Ya çok steril bir burjuva aydını hayatı yaşıyor ve gerçekten görmüyor ya da tepki çekmemek adına gerçeği söylemiyor. Görünen o ki, sözünü ve eleştirisini sanatıyla söylemeyi tercih ediyor. Öte yandan beylik bir tartışma olan sanatçının toplumdaki rolü ve işlevleri hakkındaki soruları gündeme getiriyor. Sanatçı, eserleri ve söyledikleriyle tutarlı mı olmalıdır yoksa ürettikleri ve görüşleri birbirinden bağımsız mı düşünülmelidir? Dünya görüşü ve politik duruşu sanatından ayrılmalı mıdır? Benzer soruları çoğaltmak mümkün ancak konumuz bu değil. Ataman, sinema yolculuğunda farklı uğrakları olan bir yönetmen. Stil ve atmosfer yoğunluğuyla göze çarpan ilk filmi Karanlık Sular’da, korku/gizem türüne iyi bir yapım armağan etmiş, Lola+Bilidikid’de queer sinemanın alanına girmiş,  Türkiye izleyicisi için aykırı bir yenilikle hazmı zor bir film sunmuş, cesur bir tavır sergilemişti. Perihan Mağden uyarlaması İki Genç Kız’da genç kadın cinselliği ve kimlik bunalımına yine cesur bir tavırla yaklaşarak, Yeni Türkiye Sineması’na nitelikli bir katkı yapmıştı. Halk sevgisiyle dolu romantik belgeseli Aya Seyahat’te, memleketi Erzincan’ın ücra bir köyüne dair gerçek hikayeden yola çıkarak köylülerin aya seyahat macerasını siyah-beyaz fotoğraf estetiğiyle göz dolduran bir tarzda anlatmış, yarım yüzyıl öncesinin Türkiye taşrasına dair takdir toplayan bir belge sunmuştu. Dikkat edildiğinde görülecektir ki, Ataman’ın belge ve kurmaca filmlerinde farklı iktidar odaklarından gelen baskı ve tahakkümün altında kendini ifada edemeyen, bastıran, bunalan, kaçış içinde olan karakterler var. Cinsiyetçi, sermaye odaklı, eril, tekilleştirici özelliklere sahip bu iktidar odakları, tahakküm ettiği tüm kitleleri kendi devamlılığı için sürekli baskılıyor ve kontrol altında tutmaya çalışıyor. Bunun böyle olduğunu aksini iddia etse de Ataman’ın kendisi de görüyor ve rahatsızlık duyuyor. Bu sebeple onun Aya Seyahat belgeselindeki karakterleri, sıkıştıkları küçük dünya evreninden kaçmak için uçan balona bağladıkları cami minaresiyle başka diyarlara, aya seyahat etmek istiyor. Gelgelim tüm bu tartışmalardan sonra Ataman’ın vizyon tarihi ertelenip nihayetinde bu hafta Türkiye izleyicisiyle buluşan son filmi Kuzu’ya. Kuzu, ulusal/uluslararası film festivallerini dolaşıp ödüller almış, aldığı ödülleri hak edip etmediğiyle ilgili tartışma yaratmış bir yapım. Merkezinde Ataman’ın memleketi Erzincan’ın bir dağ köyünde yaşayan yoksul bir aile var. Anne/baba, kız ve erkek çocuğundan mütevellit bu dört kişilik aile, feodal değerlerin hâkimiyetini sürdürdüğü bir evrende, tıpkı Aya Seyahat’in köylülerinkine benzer bir mekânda yaşamaktadır. Dinsel ve mitolojik anlatılardan beslenen hikâyenin çıkış noktasını ailenin 5 yaşındaki oğullarının sünneti ve sünnet sonrası verilecek olan şölen oluşturmaktadır. Anne Medine, oğlunun “erkekliğe adım attığı” bu anın şerefine bir yemek vermek istemektedir. Nihayetinde yaşadıkları âlemde şölensiz sünnet düğünü yadırganmaktadır ve ailenin bir şerefi vardır. Bu yemek için et gerekmekte, dolayısıyla kesilecek bir kuzu gerekmektedir ancak yoksul ailenin bunu alacak gücü yoktur. Normal koşullarda “çerez parası” olacak bu meblağ, sınıfsal yapının tabanında bulunan aile için elde edilmesi güç bir miktarı oluşturmaktadır. Sonuçta dünya herkese eşit fırsatlar sunmamıştır. Buradan hareketle hikayesini geliştiren film, gerçeküstücü tarzda masalsı bir anlatıyla gerçekliğe dair eleştiriler getirir.…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

Denetleyen ve gözetleyen toplum, onları tahakküme eden iktidar erkiyle uyum içindedir ve onun adına kendisini biçimlendirir. Bu yapının dışına çıkmak isteyen üyelerini içine soğurur, eğer bunu yapamıyorsa dışına iter ve soyutlar. Ataman’ın filminde buna dair bir itiraz ve eleştiri var. Bunu, gerçeküstü evrende mitolojik ve metaforik olandan beslenerek yapıyor.

Kullanıcı Puanları: 2.4 ( 2 votes)
60
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi