Yeni Yunan Dalgası akımının öncü yönetmenlerinden Yorgos Lanthimos’un Cannes Film Festivali’nden bu yıl ‘en iyi senaryo’ ödülüyle dönen son filmi The Killing of a Sacred Deer, festival gösteriminde yuhalamaların ve alkışların birbirine karıştığı söylentileriyle beraber yılın en merakla beklenen filmlerinden birine dönüşmüştü. Lanthimos, The Lobster ile keskin mizah anlayışını ve kendine has tuhaf dünyasını mükemmel bir bileşimle kurarak filmografisinde Dogtooth ile beraber zirve teşkil edecek bir filme imza atmıştı. The Killing of a Sacred Deer ise Lanthimos’un en karanlık filmi ve onun tuhaf ‘ilginçlikler sineması’nın kodlarının yanı sıra Haneke’nin Funny Games’inden ya da Pasolini’nin Teorema’sından şiddet ve aile temalarını da içerisinde bulunduruyor. Lanthimos’un Dogtooth ile şiddet ve aile kavramlarını zaten yeterince sert haliyle barındırdığını varsayabiliriz fakat Killing of a Sacred Deer’da kurulan dünya çok daha karanlık, mesafeli ve içine girilmesi zor bir düzlemde işliyor. Lanthimos, dışarıdan başarılı gözüken bir doktorun, onun mükemmel gözüken üst sınıf çekirdek ailesinin içerisine girdikçe duygusuz cümleleri, mekanik beden dillerini ve türlü sapkınlıkları ortaya çıkarmaya başlıyor. Filmin Funny Games ya da Teorema benzerlikleri ise en sinir bozucu karakter olan Martin’in devreye girmesiyle belirginleşiyor. Eve gelen bir yabancı ve hayatı değişmeye başlayan aile bireyleri ya da yabancı biri tarafından fiziksel ve psikolojik şiddete uğramaya başlayan aile bireyleri olguları Lanthimos’un birbirinden soğuk planlarıyla birleşiyor. Lanthimos özellikle hastane sahnelerindeki ileri ve geri kaydırmalı, geniş açılı koridor çekimlerinde kamerayı Kubrickvari bir mükemmeliyetçilikte kullanmaya özen gösteriyor. Yönetmenin tüm filmlerinin görüntü yönetmeni olan Thimios Bakatakis, özellikle The Lobster’da her biri Lanthimos’un karakteristik sinemasının özelliklerini taşıyan çerçeve kullanımlarını daha da garip hale getirmeye çalışıyor. The Killing of a Sacred Deer’ın temel problemi Lanthimos’un normalde en iyi olduğu alanda, filmin içerdiği ‘gariplik halleri’nde yatıyor. Dogtooth, Alpeis ve The Lobster’da karakterler filmin hikayesi, içinde bulundukları dünya gereği garipler, mesafeliler ve soğuklar. Killing of a Sacred Deer’da ise anormal unsurların çoğu zorlama ve dikkat dağıtıcı, her şey ‘daha fazla garip’ durması için tasarlanmış gözüküyor. Filmin her bir kadrajı ‘ben çok ilgincim’ diye bağırıyor, karakterler çok garip olduklarını kanıtlamak için koltuk altı kıllarından ya da kol saatlerinden bahsediyor, sert sahneler fazla ‘sinirlerinizi hoplatmak istiyorum’ diye haykırıyor. Yönetmenlik, oyunculuklar, görüntüler, renkler, diyaloglar, müzikler, hepsi izleyiciye ilginç bir sinema deneyimi vadediyor ama hikaye kurgusu ve karakterlerin izleyiciye karşı aşırı mesafesi bakımından yönetmenin önceki filmlerine nazaran içine girilmesi çok sabır isteyen bir süreç beliriyor. Bu sürece Lanthimos’un ses tasarımının ve müzik kullanımının dozajını alakasız yerlerde oyun oynar gibi kulağımızı çınlatırcasına yükseltmesi de eklenince ortalık yabancılaştırma efektlerinden geçilmez hale geliyor. The Killing of a Sacred Deer: Lanthimos’un Karakteristik Dünyasında Haneke Esintileri Lanthimos, kuşkusuz izleyiciye kahkaha attırırken birden sert ve şok edici bir sahneyle duygu durumunu tam tersine çevirme konusunda çok yetenekli bir yönetmen. Bu konuda The Lobster yönetmenin zirvesi niteliğindeydi fakat Killing of a Sacred Deer’ın aynı ölçüde başarılı olduğunu söyleyebilmek çok güç. The Lobster ilk sahnesinden son anına kadar net bir distopyaydı, burada ise kararlı bir realiteden absürt bir evrene doğru uzanan bir nevi ‘çaktırmadan distopya’ var karşımızda. Lobster, mizahını diyaloglarından, oyuncuların nüanslarından, sahne dizaynından, karakterlerin beden dillerinden, hatta bizzat çerçevelerinden ya da müziklerinden bile yaratabilirken burada mizahi unsurlar sadece…

Yazar Puanı

Puan - 60%

60%

The Killing of a Sacred Deer, Lanthimos sinemasının karakteristik tuhaflıklarını devam ettirmesine rağmen aşırı derecede yabancılaştırma efektleriyle donatılan hikaye örgüsü, karakterleri ve atmosferi bakımından yönetmenin içine girilmesi en zor, karanlık ve tartışmalı filmi.

Kullanıcı Puanları: 2.68 ( 13 votes)
60

Yeni Yunan Dalgası akımının öncü yönetmenlerinden Yorgos Lanthimos’un Cannes Film Festivali’nden bu yıl ‘en iyi senaryo’ ödülüyle dönen son filmi The Killing of a Sacred Deer, festival gösteriminde yuhalamaların ve alkışların birbirine karıştığı söylentileriyle beraber yılın en merakla beklenen filmlerinden birine dönüşmüştü. Lanthimos, The Lobster ile keskin mizah anlayışını ve kendine has tuhaf dünyasını mükemmel bir bileşimle kurarak filmografisinde Dogtooth ile beraber zirve teşkil edecek bir filme imza atmıştı. The Killing of a Sacred Deer ise Lanthimos’un en karanlık filmi ve onun tuhaf ‘ilginçlikler sineması’nın kodlarının yanı sıra Haneke’nin Funny Games’inden ya da Pasolini’nin Teorema’sından şiddet ve aile temalarını da içerisinde bulunduruyor. Lanthimos’un Dogtooth ile şiddet ve aile kavramlarını zaten yeterince sert haliyle barındırdığını varsayabiliriz fakat Killing of a Sacred Deer’da kurulan dünya çok daha karanlık, mesafeli ve içine girilmesi zor bir düzlemde işliyor.

Lanthimos, dışarıdan başarılı gözüken bir doktorun, onun mükemmel gözüken üst sınıf çekirdek ailesinin içerisine girdikçe duygusuz cümleleri, mekanik beden dillerini ve türlü sapkınlıkları ortaya çıkarmaya başlıyor. Filmin Funny Games ya da Teorema benzerlikleri ise en sinir bozucu karakter olan Martin’in devreye girmesiyle belirginleşiyor. Eve gelen bir yabancı ve hayatı değişmeye başlayan aile bireyleri ya da yabancı biri tarafından fiziksel ve psikolojik şiddete uğramaya başlayan aile bireyleri olguları Lanthimos’un birbirinden soğuk planlarıyla birleşiyor. Lanthimos özellikle hastane sahnelerindeki ileri ve geri kaydırmalı, geniş açılı koridor çekimlerinde kamerayı Kubrickvari bir mükemmeliyetçilikte kullanmaya özen gösteriyor. Yönetmenin tüm filmlerinin görüntü yönetmeni olan Thimios Bakatakis, özellikle The Lobster’da her biri Lanthimos’un karakteristik sinemasının özelliklerini taşıyan çerçeve kullanımlarını daha da garip hale getirmeye çalışıyor.

The Killing of a Sacred Deer’ın temel problemi Lanthimos’un normalde en iyi olduğu alanda, filmin içerdiği ‘gariplik halleri’nde yatıyor. Dogtooth, Alpeis ve The Lobster’da karakterler filmin hikayesi, içinde bulundukları dünya gereği garipler, mesafeliler ve soğuklar. Killing of a Sacred Deer’da ise anormal unsurların çoğu zorlama ve dikkat dağıtıcı, her şey ‘daha fazla garip’ durması için tasarlanmış gözüküyor. Filmin her bir kadrajı ‘ben çok ilgincim’ diye bağırıyor, karakterler çok garip olduklarını kanıtlamak için koltuk altı kıllarından ya da kol saatlerinden bahsediyor, sert sahneler fazla ‘sinirlerinizi hoplatmak istiyorum’ diye haykırıyor. Yönetmenlik, oyunculuklar, görüntüler, renkler, diyaloglar, müzikler, hepsi izleyiciye ilginç bir sinema deneyimi vadediyor ama hikaye kurgusu ve karakterlerin izleyiciye karşı aşırı mesafesi bakımından yönetmenin önceki filmlerine nazaran içine girilmesi çok sabır isteyen bir süreç beliriyor. Bu sürece Lanthimos’un ses tasarımının ve müzik kullanımının dozajını alakasız yerlerde oyun oynar gibi kulağımızı çınlatırcasına yükseltmesi de eklenince ortalık yabancılaştırma efektlerinden geçilmez hale geliyor.

The Killing of a Sacred Deer: Lanthimos’un Karakteristik Dünyasında Haneke Esintileri

Lanthimos, kuşkusuz izleyiciye kahkaha attırırken birden sert ve şok edici bir sahneyle duygu durumunu tam tersine çevirme konusunda çok yetenekli bir yönetmen. Bu konuda The Lobster yönetmenin zirvesi niteliğindeydi fakat Killing of a Sacred Deer’ın aynı ölçüde başarılı olduğunu söyleyebilmek çok güç. The Lobster ilk sahnesinden son anına kadar net bir distopyaydı, burada ise kararlı bir realiteden absürt bir evrene doğru uzanan bir nevi ‘çaktırmadan distopya’ var karşımızda. Lobster, mizahını diyaloglarından, oyuncuların nüanslarından, sahne dizaynından, karakterlerin beden dillerinden, hatta bizzat çerçevelerinden ya da müziklerinden bile yaratabilirken burada mizahi unsurlar sadece ‘koltuk altı kılı, kol saati kayışı, patates kızartması’ gibi birbirinden alakasız ‘ilginç’ diyaloglar üzerinden oluşturulmaya çalışılıyor. Filmin şiddetinin ve karanlığının aşırı boyutlarda oluşu konuşulmasına rağmen Lanthimos’un birkaç sahne haricinde çok da aykırı veya cesur ol(a)madığını söyleyebiliriz. Misal, Kidman’ın mastürbasyon sahnesinde Trier filmlerindeki gibi bir aşırılık gerçekleşmiyor, Steven ve Martin arasındaki hikaye Gaspar Noe filmleri tarzında bir tabu yıkıcılığa dönüşebilecekken viraj değiştiriyor, gerilimin zirve yaptığı bir tüfek sahnesinde kan açısından Tarantinovari bir patlama beklerken sonuç hayal kırıklığı oluyor. Oysa ki, Lanthimos daha açılış sahnesinde bile midemizi zorlayacak, sinirlerimizi bozacak bir filmin sözünü veriyor ama sandığımız kadar da ileri gitmiyor, daha çok tuhaflıklar üzerinden bir potpuri ortaya çıkarıyor.

The Lobster’ın ardından Lanthimos ile ikinci kez çalışan Colin Farrell, yönetmenin karakteristik oyuncusu olma yolunda ilerlerken kariyerinin en ilginç rollerine hayat vermeye devam ediyor. Nicole Kidman’ın bir Lanthimos filmindeki varlığı ise ikinci bir Eyes Wide Shut etkisi yaratıyor. Farrell ve Kidman kariyerlerinde gerçekleştirmek zorunda oldukları tipik Hollywood rollerinden sonra arada sırada bağımsız sinemada büyük işler yapmaya yönelik yeni çizgilerine devam ediyorlar. İkilinin bu yıl yine birlikte yer aldığı Sofia Coppola imzalı The Beguiled filmini de izleyince oyuncu yönetimi konusundaki yönetmen farkı kendini açık ara belli ediyor. Bu yıl Dunkirk’te izlediğimiz genç oyuncu Barry Keoghan ise filmin en kilit ve sinir bozucu karakterinde etkili şekilde öne çıkarak Farrell – Kidman ikilisinden sıkça rol çalmayı başarıyor.

The Killing of a Sacred Deer, Lanthimos sinemasının karakteristik tuhaflıklarını devam ettirmesine rağmen aşırı derecede yabancılaştırma efektleriyle donatılan hikaye örgüsü, karakterleri ve atmosferi bakımından yönetmenin içine girilmesi en zor, karanlık ve tartışmalı filmi.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi