Lale ve Yasemin erkil bir toplumun tüm kalıplarına başkaldıran ama kendi aralarında çatışmalar yaşayan iki kız kardeştir. Başlangıçta, kardeşlerin tatil keyfi için İstanbul’dan Çeşme’ye gittiğini düşünsek de öykü ilerledikçe anlıyoruz ki onları Çeşme’ye sürükleyen sırlarla örülü, gerilim dolu bir neden var.

Dışarıdan bakıldığında bir kadın filmi gibi dursa da finale doğru bundan çok daha fazlası fısıldanıyor kulağımıza. İki kadının değil iki insanın çok ağır bir sırrı paylaşmaları ve bunun sonuçları “kadınlık” kavramının getirisinden daha ön plânda işleniyor bana kalırsa. Aralarında oluşan zaman ve mekân kaynaklı mesafe, iki kardeşin zor günlerinde bir arada olamaması gibi karşılıklı hayal kırıkları aralarındaki çatışmayı körüklüyor. Bu durum, yan rolleri olduğu kadar seyirciyi de sürekli tırmanan gerilimle baş başa bırakıyor. Estetik görüntüler ve oyuncuların yüksek performanslarıyla gerilime dâhil olmak sinemamız adına bana umut verdi açıkçası. Sanata, bilhassa sinemaya getirilen sınırlamaların konuşulduğu bu günlerde, filmin bazı cesur sahnelerine rağmen Kültür Bakanlığının desteğiyle yapılmış olmasına da şaşırdığımı söylemeliyim.

Ülkemizde gerek sinema filmlerinde gerek dizilerde oyunculuk performansından ziyade güzelliğin revaçta olduğu düşünülürse bize bundan daha fazlasını sunacak olanı havada kapmalıyız bence. Tam da bu nedenle; başrolleri paylaşan İpek Türktan Kaynak ve Esra Bezen Bilgin’in performanslarını özellikle irdelemek gerek diye düşünüyorum. Bu hissi özleyenler; konuşacak, tartışacak, üzerinde derinlemesine düşünecek harika bir performans izlemek isteyenler kaçırmasın derim. İpek Türktan’ın insanlara güven duygusunu yitirmiş hâlini, bedensel tedirginliğini ve ruhsal kaybolmuşluğunu Lale’nin bedenindeki tasviriyle; Esra Bezen’in onun tam karşısında yer alan, ayakları yere daha sağlam basan, daha güçlü Yasemin tasviri oldukça kuvvetli. Sanat yönetmeninin de etkisiyle bu iki karakterin zamanla hak edeceği konuma ulaşacağını düşünüyorum. En azından ulaştığını görmek istiyorum. Karakterlerine hazırlanırken psikolojik destek almayı ihmal etmeyen bu iki isme, diğer yapımlardaki oyuncu-yönetmen işbirliğine örnek olması adına, sorumluluklarına duydukları saygıya kişisel olarak teşekkür ediyorum.

Dünya prömiyerini 18. Busan Film Festivali’nde gerçekleştiren filmin, 50. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen; 4. Malatya Film Festivali’nde ise En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık görülmesi bu ay yerli film izlemek isteyenlere bir seçenek oluşturur mu bilmem. Bana kalırsa; hazır, festivallerden de ödülle dönmüş bu filmi, Başka Sinema farkıyla koltuğunuza yaslanıp keyifle seyredebilirsiniz.

Lale ve Yasemin erkil bir toplumun tüm kalıplarına başkaldıran ama kendi aralarında çatışmalar yaşayan iki kız kardeştir. Başlangıçta, kardeşlerin tatil keyfi için İstanbul’dan Çeşme’ye gittiğini düşünsek de öykü ilerledikçe anlıyoruz ki onları Çeşme’ye sürükleyen sırlarla örülü, gerilim dolu bir neden var. Dışarıdan bakıldığında bir kadın filmi gibi dursa da finale doğru bundan çok daha fazlası fısıldanıyor kulağımıza. İki kadının değil iki insanın çok ağır bir sırrı paylaşmaları ve bunun sonuçları “kadınlık” kavramının getirisinden daha ön plânda işleniyor bana kalırsa. Aralarında oluşan zaman ve mekân kaynaklı mesafe, iki kardeşin zor günlerinde bir arada olamaması gibi karşılıklı hayal kırıkları aralarındaki çatışmayı körüklüyor. Bu durum, yan rolleri olduğu kadar seyirciyi de sürekli tırmanan gerilimle baş başa bırakıyor. Estetik görüntüler ve oyuncuların yüksek performanslarıyla gerilime dâhil olmak sinemamız adına bana umut verdi açıkçası. Sanata, bilhassa sinemaya getirilen sınırlamaların konuşulduğu bu günlerde, filmin bazı cesur sahnelerine rağmen Kültür Bakanlığının desteğiyle yapılmış olmasına da şaşırdığımı söylemeliyim. Ülkemizde gerek sinema filmlerinde gerek dizilerde oyunculuk performansından ziyade güzelliğin revaçta olduğu düşünülürse bize bundan daha fazlasını sunacak olanı havada kapmalıyız bence. Tam da bu nedenle; başrolleri paylaşan İpek Türktan Kaynak ve Esra Bezen Bilgin’in performanslarını özellikle irdelemek gerek diye düşünüyorum. Bu hissi özleyenler; konuşacak, tartışacak, üzerinde derinlemesine düşünecek harika bir performans izlemek isteyenler kaçırmasın derim. İpek Türktan’ın insanlara güven duygusunu yitirmiş hâlini, bedensel tedirginliğini ve ruhsal kaybolmuşluğunu Lale’nin bedenindeki tasviriyle; Esra Bezen’in onun tam karşısında yer alan, ayakları yere daha sağlam basan, daha güçlü Yasemin tasviri oldukça kuvvetli. Sanat yönetmeninin de etkisiyle bu iki karakterin zamanla hak edeceği konuma ulaşacağını düşünüyorum. En azından ulaştığını görmek istiyorum. Karakterlerine hazırlanırken psikolojik destek almayı ihmal etmeyen bu iki isme, diğer yapımlardaki oyuncu-yönetmen işbirliğine örnek olması adına, sorumluluklarına duydukları saygıya kişisel olarak teşekkür ediyorum. Dünya prömiyerini 18. Busan Film Festivali’nde gerçekleştiren filmin, 50. Uluslararası Antalya Altın Portakal Film Festivali’nde En İyi Film ve En İyi Yönetmen; 4. Malatya Film Festivali’nde ise En İyi Kadın Oyuncu ödülüne layık görülmesi bu ay yerli film izlemek isteyenlere bir seçenek oluşturur mu bilmem. Bana kalırsa; hazır, festivallerden de ödülle dönmüş bu filmi, Başka Sinema farkıyla koltuğunuza yaslanıp keyifle seyredebilirsiniz.

Yazar Puanı

Puan - 74%

74%

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
74
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi