“Yeni bir şeyler duymaya, görmeye aç ve bildiği şeylerden de umudunu kesmiş insanlar olarak, geçmişimizi ve geleceğimizi her gün talan etmekten başka çıkar yolumuz yok sanki… Tıpkı bizden kendimizi, duygularımızı ve cinselliğimizi kolay pazarlanabilir ve cazibeli ambalajlar içinde her gün yeniden piyasaya sürmemizin beklenmesi gibi…”

J.G. Ballard

Rasyonel akılcılık anlayışının doğurduğu modernizm sonucu ortaya çıkan izolasyon ve yabancılaşma, bugün içinde yaşadığımız dünyanın ve modern çağın insanının en büyük sorunlarından biri. Elimizden düşmeyen akıllı telefonlara ya da dizlerimizin dibinden ayırmamaya dikkat ettiğimiz bilgisayarlarımıza olan bağımlılığımız yalnızca reel iletişim eylemlerimizi sekteye uğratmıyor; aynı zamanda kendimize ve çevreye ördüğümüz izolasyon duvarlarını da güçlendiriyor. Kendi dünyalarımıza ördüğümüz bu izolasyon duvarları bizleri teknolojiye artan bir şekilde bağımlı kıldığı için, yitirmeye başladığımız insani duygular, hisler yerini mekanik ve kalıplaşmış duygulara, hislere bırakıyor. İngiliz asıllı bilimkurgu yazarı J.G. Ballard modern toplumun eleştirisini teknoloji temeli üzerinden yaparak aslında içinde yaşadığımız dünyanın ne kadar distopik olduğunu anlatır. Bilimkurgu edebiyatında sıklıkla kullanılan uzay ve zaman yolculuklarını teknoloji tapınmacılığı olarak gördüğü için bu tür anlatımlara karşı çıkan ve kendi bilimkurgu romanlarında bu tür yolculukların yerine ‘iç uzay yolculuklarını’ koyan Ballard; iletişimsizliği, yabancılaşmayı, izolasyonu modern insanın hastalığı olarak görür. Tam olarak bu sebeplerden ötürü, 34. İstanbul Film Festivali vesilesiyle izleme fırsatı yakaladığımız Kuş İnsanlar (Bird People) için ‘Ballardian’ bir modern toplum eleştirisi demek yanlış olmayacaktır.

Etkileyici kamera kullanımı ve CGI efektleri ile büyülü gerçekçi bir transformasyon (dönüşüm) hikayesine açılan Kuş İnsanlar, oldukça gerçekçi olmasının yanı sıra fantastik bir hikayeye de sahip. Filmin yönetmeni Pascale Ferran; her insanın hayatında en az bir kez olsun aklından geçirdiği ve sonrasında kendi hayal gücüne bıraktığı bir isteği ekranlara taşıyor. Kuş bakışı bir planla Paris metrosunda açılan kamera; sabahın erken saatlerinde işine, okuluna, toplantısına yetişmek için koşuşturmaca halinde olan insanları gözetliyor. Filmin açılışındaki gibi gezinmeye devam eden kamera, havaalanı terminaline giden metronun içindeki yolcuları gözetleyerek akıllarından geçen düşünceleri bizlerle de paylaşıyor. Kimi bilgisayarında hesaplamalar yapıyor, kimi elindeki akıllı telefonlarda iş halletmeye çalışıyor, kimi günlük hayaller kuruyor. Gündelik hayatlarımızdan bu şekilde bir kesit veren film daha sonra, iki farklı insanın hayatlarına odaklanmaya başlıyor: Paris Charles De Gaulle Havaalanı’nın hemen yanındaki Hilton otelinde hizmetçilik yapan Audrey (Anais Demoustier) ve önemli bir iş seyahati için Paris’e gelen ve bir günlüğüne bu otelde kalacak olan Silikon Vadisi mühendisi Gary Newman (Josh Charles).

Paris’te yalnızca bir gece kaldıktan sonra önemli bir iş konferansı için Dubai’ye geçmesi gereken Gary, gecenin bir saati aldığı önemli bir kararla Dubai’ye gitmekten vazgeçiyor. Daha doğrusu bugüne kadar yaptığı her şeyden vazgeçiyor ve hem evine, ailesine hem de işine dönmeme kararı alıyor. Gary aldığı bu kararı bir skype konuşması üzerinden eşine anlatırken artık ona katlanamadığını da anlatıyor. Bir şeker parçası gibi eriyerek çözüldüğünü hisseden Gary’nin hissettiği tükenmişlik duygusu ve kendi hayatına olan yabancılaşması, peşi sıra kendi aydınlanmasını doğuruyor. Audrey ise insanların hayatlarını gözlemlemeyi, onların konuşmalarına kulak misafiri olmayı seviyor. Otelden ayrılan insanların kaldığı odaları temizlerken onlara ait bir şeyler bulmak, o yaşanmışlık duygusunu hissetmek; müşterilerle kurduğu iletişimin bir parçası. İnsanların doğal yaşantılarını, hissettiklerini, ilgilendikleri şeyleri öğrenmek için meraklı ve oldukça hevesli olan Audrey’nin fantastik bir biçimde yaşadığı transformasyon; ona, merak ettiği tüm soruların cevaplarını alabileceği bir macera yaşatıyor. (Bu eleştiride, macera ile ilgili detaylara, filmin sürpriz bozanlarını açık ettiği için girilmemiştir.)

Pascale Ferran, Gary’nin yaşadığı tükenmişliği ve kendi hayatıyla ilgili alacağı önemli kararı bizlere göstermeden önce, kamerasını Paris’in silüetine, gökdelenlerine, yan yana inşa edilmiş binalarına çeviriyor. Gary’nin gözünden baktığımız kentin yarattığı sıkışmışlık duygusu, bu duyguya eklemlenen bir yerden bir yere koşuşturmaca hali, birbirlerine teğet geçen insan hayatları, en yakınlarımızla olan iletişimsizliklerimiz ve tüm bu koşuşturmaca içinde kendimizi ertelememiz; Kuş İnsanlar’ın biz izleyicilere gör dediği şeyler. İçinde yaşadığımız dünyaya yabancılaşmamıza bir kuş vesilesiyle tanıklık etmek, yan yana yaşadığımız konforlu barınaklarımızı dışarıdan –pencerenin dışından- gözlemlemek; Pascale Ferran ve filmin senaristi Guillaume Bréaud’un kendi hayatlarımıza kurduğumuz izolasyon duvarlarını gösterme tercihleri oluyor.

Özenle seçilmiş kamera açıları ve efektlerle anlatımını güçlendiren Kuş İnsanlar’ın kullandığı film dili de hikayeyle bütünleşik bir iletişim içerisinde işliyor. Özellikle filmin son yarım saatine damga vuran CGI efektlerinin, yerinde kullanıldığı zaman ne denli olağanüstü işlere imza atabileceğini görmek ve bu efektler sayesinde elde edilen anlatımın filmin alt metnine yaptığı katkı oldukça değerli. Esas distopyanın, içinde yaşadığımız bu dünyada ve kendi hayatlarımızda olduğunu günlük yaşamın içindeki sıradan iki insan üzerinden anlatan Kuş İnsanlar, ortaya değerli bir modern toplum eleştirisi koyuyor.

Kuş İnsanlar; “yorulmaya, tükenmeye hiç hakkımız yokmuş gibi durmak bilmeden çalışmak en mantıklı şey; ama bizi tüketen, kendi var oluşlarımızı dahi unutmamıza sebebiyet veren bu hayattan çekilme isteği akıl dışı mı?” diye soruyor. Bu sorunun cevabını, hiç kimse olmak ya da herhangi biri olmak anlamlarını aynı anda içeren tek bir kelime üzerinden yanıtlayan filmi izledikten sonra, çevrenize daha farklı bakmaya başlamanız mümkün.

"Yeni bir şeyler duymaya, görmeye aç ve bildiği şeylerden de umudunu kesmiş insanlar olarak, geçmişimizi ve geleceğimizi her gün talan etmekten başka çıkar yolumuz yok sanki... Tıpkı bizden kendimizi, duygularımızı ve cinselliğimizi kolay pazarlanabilir ve cazibeli ambalajlar içinde her gün yeniden piyasaya sürmemizin beklenmesi gibi..." J.G. Ballard Rasyonel akılcılık anlayışının doğurduğu modernizm sonucu ortaya çıkan izolasyon ve yabancılaşma, bugün içinde yaşadığımız dünyanın ve modern çağın insanının en büyük sorunlarından biri. Elimizden düşmeyen akıllı telefonlara ya da dizlerimizin dibinden ayırmamaya dikkat ettiğimiz bilgisayarlarımıza olan bağımlılığımız yalnızca reel iletişim eylemlerimizi sekteye uğratmıyor; aynı zamanda kendimize ve çevreye ördüğümüz izolasyon duvarlarını da güçlendiriyor. Kendi dünyalarımıza ördüğümüz bu izolasyon duvarları bizleri teknolojiye artan bir şekilde bağımlı kıldığı için, yitirmeye başladığımız insani duygular, hisler yerini mekanik ve kalıplaşmış duygulara, hislere bırakıyor. İngiliz asıllı bilimkurgu yazarı J.G. Ballard modern toplumun eleştirisini teknoloji temeli üzerinden yaparak aslında içinde yaşadığımız dünyanın ne kadar distopik olduğunu anlatır. Bilimkurgu edebiyatında sıklıkla kullanılan uzay ve zaman yolculuklarını teknoloji tapınmacılığı olarak gördüğü için bu tür anlatımlara karşı çıkan ve kendi bilimkurgu romanlarında bu tür yolculukların yerine ‘iç uzay yolculuklarını’ koyan Ballard; iletişimsizliği, yabancılaşmayı, izolasyonu modern insanın hastalığı olarak görür. Tam olarak bu sebeplerden ötürü, 34. İstanbul Film Festivali vesilesiyle izleme fırsatı yakaladığımız Kuş İnsanlar (Bird People) için ‘Ballardian’ bir modern toplum eleştirisi demek yanlış olmayacaktır. Etkileyici kamera kullanımı ve CGI efektleri ile büyülü gerçekçi bir transformasyon (dönüşüm) hikayesine açılan Kuş İnsanlar, oldukça gerçekçi olmasının yanı sıra fantastik bir hikayeye de sahip. Filmin yönetmeni Pascale Ferran; her insanın hayatında en az bir kez olsun aklından geçirdiği ve sonrasında kendi hayal gücüne bıraktığı bir isteği ekranlara taşıyor. Kuş bakışı bir planla Paris metrosunda açılan kamera; sabahın erken saatlerinde işine, okuluna, toplantısına yetişmek için koşuşturmaca halinde olan insanları gözetliyor. Filmin açılışındaki gibi gezinmeye devam eden kamera, havaalanı terminaline giden metronun içindeki yolcuları gözetleyerek akıllarından geçen düşünceleri bizlerle de paylaşıyor. Kimi bilgisayarında hesaplamalar yapıyor, kimi elindeki akıllı telefonlarda iş halletmeye çalışıyor, kimi günlük hayaller kuruyor. Gündelik hayatlarımızdan bu şekilde bir kesit veren film daha sonra, iki farklı insanın hayatlarına odaklanmaya başlıyor: Paris Charles De Gaulle Havaalanı’nın hemen yanındaki Hilton otelinde hizmetçilik yapan Audrey (Anais Demoustier) ve önemli bir iş seyahati için Paris’e gelen ve bir günlüğüne bu otelde kalacak olan Silikon Vadisi mühendisi Gary Newman (Josh Charles). Paris’te yalnızca bir gece kaldıktan sonra önemli bir iş konferansı için Dubai’ye geçmesi gereken Gary, gecenin bir saati aldığı önemli bir kararla Dubai’ye gitmekten vazgeçiyor. Daha doğrusu bugüne kadar yaptığı her şeyden vazgeçiyor ve hem evine, ailesine hem de işine dönmeme kararı alıyor. Gary aldığı bu kararı bir skype konuşması üzerinden eşine anlatırken artık ona katlanamadığını da anlatıyor. Bir şeker parçası gibi eriyerek çözüldüğünü hisseden Gary’nin hissettiği tükenmişlik duygusu ve kendi hayatına olan yabancılaşması, peşi sıra kendi aydınlanmasını doğuruyor. Audrey ise insanların hayatlarını gözlemlemeyi, onların konuşmalarına kulak misafiri olmayı seviyor. Otelden ayrılan insanların kaldığı odaları temizlerken onlara ait bir şeyler bulmak, o yaşanmışlık duygusunu hissetmek; müşterilerle kurduğu iletişimin bir parçası. İnsanların doğal yaşantılarını, hissettiklerini, ilgilendikleri şeyleri öğrenmek için meraklı ve oldukça hevesli olan Audrey’nin fantastik bir biçimde yaşadığı transformasyon; ona,…

Yazar Puanı

Puan - 80%

80%

80

34. İstanbul Film Festivali vesilesiyle izleme fırsatı yakaladığımız Kuş İnsanlar (Bird People) için ‘Ballardian’ bir modern toplum eleştirisi diyebiliriz.

Kullanıcı Puanları: 2.88 ( 2 votes)
80
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi