Yapımı 2013 yılında bir kitle fonlama projesi ile başlayan ve sonrasında amaçladığının da üzerinde fon toplayarak 2015 yılında Cannes Film Festivali’nde gösterim imkanı bulan Kung Fury’nin ünü, ilk gösterimden itibaren çığ gibi büyüdü. !f İstanbul programının en özel yapımlarından biri olan film; 80’lere dair birçok popüler kültür ürününü tek bir potada eriterek, yaratıcı bir sunumla izleyicilere doyumsuz bir 31 dakika sunuyor.*

İsveçli yönetmen David Sandberg, Kung Fury’de 80’lerin polisiye-suç filmlerinden yola çıkıyor ve hikayesini yine o döneme ait ürünlerle, kitle iletişim araçlarıyla ve hatta bizzat o dönemin yayıncılık tercihleriyle zenginleştiriyor. Hikayenin kahramanı olan Kung Fury, bir ninjanın peşindeyken ortağını kaybediyor ve kendisine yıldırım çarpması -ve hatta bir kobra tarafından ısırılması- sonucu süper kung fu güçlerine sahip oluyor. Üstüne üstlük peşine düştüğü sıradaki kötü adam Adolf Hitler’in ta kendisi! Fury’nin, tüm Miami Polis Departmanı’nın hakkından gelen Kung Führer’in peşine düşmek için zamanda yolculuk yapması da cabası.

Film en büyük gücünü Sandberg’in gözlem yeteneğinden alıyor. Esinlendiği döneme saygıda kusur etmeyen yönetmen -ki Fury rolünü de kendisi üstlenmiş- öncelikle filmin tüm teknik yapısını retro bir estetikle donatıyor. Video kasetlerden ya da atari salonlarındaki oyunların görüntülerinden kolajlar sunarken özellikle bu dönem esnasında çocuk olan izleyicilere ayrı bir keyif vadediyor. Fakat Sandberg’in en büyük başarısı tüm bu esinlenmelere karşı oldukça dinamik ve yenilikçi bir anlayış tutturması. Hayal gücünün tavan yapması ve izleyicinin daha ilk saniyeden karşılaştığı bu evrenin gerçekliğine ikna olması, filmden alınacak hazzın artmasında da önemli rol oynuyor kuşkusuz. Zaten dakika başına ortalama 3-5 göndermenin yer aldığı 31 dakikalık bir filmden söz ediyoruz ve izleyicinin dikkati hiç dağılmadığı gibi neredeyse her karede kahkahalara boğulması bile oldukça büyük bir başarıyı işaret ediyor.

Kung Fury: Gelecekten Gelen 80’ler Polisi

Kung Fury; dövüş sanatlarından, ortak (buddy) ve istismar filmlerine, beat-em-up** atari oyunlarından kahramanın yolculuğu fantazyasına dek başka ellerde oldukça klişe durabilecek tercihlere ruh katmayı başarıyor ve var olan hazır yapıları dönüştürüyor. Örneğin beat-em-up dövüş sahnesi, neredeyse kesintisiz bir plan sekans olarak Oldboy’a selam gönderiyor. Araba sekansı bir anda keyifli bir David Hasselhoff ve Kara Şimşek parodisine dönüşüyor. Grafik şiddetin sınırlarını zorlayan film, bunu kendi estetiği içerisinde bir video oyun-filme dönüşerek yumuşatıyor. Telefon ve müzik seti gibi dönemin kaba ama bugün piyasadan kalkmış ya da farklı modelleri ile insanlığı ele geçirmiş araçları, gerçekliğin kaybolmasında ve sekanslar arası geçişlerde belirleyici rol oynuyorlar.

Kung Fury kendi hanedanlığını yaratmada ilk adımları atmış görünüyor. Piyasaya sürülen “The Arcade Strikes Back” isimli oyunun yanı sıra bir uzun metraj filmin de yolda olduğu söyleniyor. Parodinin parodisi aynı etkiyi yaratır mı bilinmez ama Kung Fury, bugüne kadar gittiğiniz tüm Oldies But Goldies partilerinden daha eğlenceli bir deneyim sunuyor.

* Film, festivalde Turbo Kid filminin hemen ardından gösteriliyor.

**Beat-em-up: “Patakla Onları” olarak da çevrilebilecek, 80’lerde popüler olan bir oyun türü. İki boyutlu bir alanda düşmanın, yakın dövüş teknikleri ile alt edilmesi olarak tanımlanabilir. Final Fight, bu türe iyi bir örnektir.

Yapımı 2013 yılında bir kitle fonlama projesi ile başlayan ve sonrasında amaçladığının da üzerinde fon toplayarak 2015 yılında Cannes Film Festivali’nde gösterim imkanı bulan Kung Fury’nin ünü, ilk gösterimden itibaren çığ gibi büyüdü. !f İstanbul programının en özel yapımlarından biri olan film; 80’lere dair birçok popüler kültür ürününü tek bir potada eriterek, yaratıcı bir sunumla izleyicilere doyumsuz bir 31 dakika sunuyor.* İsveçli yönetmen David Sandberg, Kung Fury’de 80’lerin polisiye-suç filmlerinden yola çıkıyor ve hikayesini yine o döneme ait ürünlerle, kitle iletişim araçlarıyla ve hatta bizzat o dönemin yayıncılık tercihleriyle zenginleştiriyor. Hikayenin kahramanı olan Kung Fury, bir ninjanın peşindeyken ortağını kaybediyor ve kendisine yıldırım çarpması -ve hatta bir kobra tarafından ısırılması- sonucu süper kung fu güçlerine sahip oluyor. Üstüne üstlük peşine düştüğü sıradaki kötü adam Adolf Hitler’in ta kendisi! Fury’nin, tüm Miami Polis Departmanı’nın hakkından gelen Kung Führer'in peşine düşmek için zamanda yolculuk yapması da cabası. Film en büyük gücünü Sandberg’in gözlem yeteneğinden alıyor. Esinlendiği döneme saygıda kusur etmeyen yönetmen -ki Fury rolünü de kendisi üstlenmiş- öncelikle filmin tüm teknik yapısını retro bir estetikle donatıyor. Video kasetlerden ya da atari salonlarındaki oyunların görüntülerinden kolajlar sunarken özellikle bu dönem esnasında çocuk olan izleyicilere ayrı bir keyif vadediyor. Fakat Sandberg’in en büyük başarısı tüm bu esinlenmelere karşı oldukça dinamik ve yenilikçi bir anlayış tutturması. Hayal gücünün tavan yapması ve izleyicinin daha ilk saniyeden karşılaştığı bu evrenin gerçekliğine ikna olması, filmden alınacak hazzın artmasında da önemli rol oynuyor kuşkusuz. Zaten dakika başına ortalama 3-5 göndermenin yer aldığı 31 dakikalık bir filmden söz ediyoruz ve izleyicinin dikkati hiç dağılmadığı gibi neredeyse her karede kahkahalara boğulması bile oldukça büyük bir başarıyı işaret ediyor. Kung Fury: Gelecekten Gelen 80'ler Polisi Kung Fury; dövüş sanatlarından, ortak (buddy) ve istismar filmlerine, beat-em-up** atari oyunlarından kahramanın yolculuğu fantazyasına dek başka ellerde oldukça klişe durabilecek tercihlere ruh katmayı başarıyor ve var olan hazır yapıları dönüştürüyor. Örneğin beat-em-up dövüş sahnesi, neredeyse kesintisiz bir plan sekans olarak Oldboy’a selam gönderiyor. Araba sekansı bir anda keyifli bir David Hasselhoff ve Kara Şimşek parodisine dönüşüyor. Grafik şiddetin sınırlarını zorlayan film, bunu kendi estetiği içerisinde bir video oyun-filme dönüşerek yumuşatıyor. Telefon ve müzik seti gibi dönemin kaba ama bugün piyasadan kalkmış ya da farklı modelleri ile insanlığı ele geçirmiş araçları, gerçekliğin kaybolmasında ve sekanslar arası geçişlerde belirleyici rol oynuyorlar. Kung Fury kendi hanedanlığını yaratmada ilk adımları atmış görünüyor. Piyasaya sürülen "The Arcade Strikes Back" isimli oyunun yanı sıra bir uzun metraj filmin de yolda olduğu söyleniyor. Parodinin parodisi aynı etkiyi yaratır mı bilinmez ama Kung Fury, bugüne kadar gittiğiniz tüm Oldies But Goldies partilerinden daha eğlenceli bir deneyim sunuyor. * Film, festivalde Turbo Kid filminin hemen ardından gösteriliyor. **Beat-em-up: "Patakla Onları" olarak da çevrilebilecek, 80'lerde popüler olan bir oyun türü. İki boyutlu bir alanda düşmanın, yakın dövüş teknikleri ile alt edilmesi olarak tanımlanabilir. Final Fight, bu türe iyi bir örnektir.

Yazar Puanı

Puan - 80%

80%

Kung Fury, bugüne kadar gittiğiniz tüm Oldies But Goldies partilerinden daha eğlenceli bir deneyim sunuyor.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
80
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi