Kuma

Kuma

Ayşe ile Hasan’ın düğünüyle başlıyor hikâye…  Ne olduğunu anlamadan onları Erzurum’dan Viyana’ya yol alırken görüyoruz. Küçük çevrelerin, dikkatli bakışların, dedikodu ağlarının geleneksel çözüm arayışlarına yönelttiği sırlarla dolu yepyeni bir hayat, herkes için. Fatma çaresiz, kanser ve ölümü bekliyor. Evlatlarını, hayat arkadaşını bir başına bırakmak istemiyor. Razı geliyor bu duruma, hatta bizzat kendisi öneriyor. Yokluğunda evi çekip çevirmesi için Ayşe eve kuma geliyor. Ailenin annesi ne kadar çabalasa da olaylar plânladığı gibi devam etmiyor. Ayşe hamile kalıyor. Bebek, taraflar arasındaki buzu kırsa da beklenmedik olaylar ilişkileri etkiliyor. Hayat, her zamanki dalgasında dümenini çeviriyor. Ve rüzgâr fırtınaya yelken açıyor.

Kuma-Filmi
62. Uluslararası Berlin Film Festivali Panaroma Bölümü açılış filmi olarak ilk gösterimini gerçekleştiren Kuma, yönetmenin ilk uzun metraj filmi olmasıyla dikkat çekiyor. 30 sene önce Avusturya’ya yerleşmiş işçi bir ailenin oğlu olan Umut Dağ, Viyana Film Akademisi mezunu. Zamanında Michael Haneke’den yönetmenlik eğitimi aldığını da not düşelim. Film boyunca gerek hikâyede gerek teknikte bu iki vasfın izleriyle sıklıkla karşılaştım.

Filmin ilk yarısında, izlemiş olanlar için, akla Atıf Yılmaz’ın “Kuma” ve Halit Refiğ’in “Sultan Gelin” filmleri gelse de; bir sonraki yarısı için yönetmenin bakış açısı hakkında ‘umut verici’ yorumunu yapabilirdim.  Ta ki film bitene kadar. Yönetmen ve senarist Umut Dağ; homoseksüelliğe, göç kavramına, inanç faktörüne değiniyorsa da bu hususta fark yaratacak bir üslup ne yazık ki kullanamıyor. Haliyle derdini yeterli bir şekilde aktaramıyor. Fazlasıyla kulak tırmalayıcı bir dil tercihi, Almanca-Türkçe kırması gurbetçilere özgü bir diyalog plânlaması da filmin tuzu biberi oluyor.

kuma1
Gönül ister ki sinema, hikâyemizi anlatırken bir kez olsun düşündürebilsin. Bir derdin olabilir, herkesin var. Derdini herkes dile getirebilir ama derde derman olmak, her yiğidin harcı değildir. Anlaşılan o ki Dağ; onlarca örneğini izlediğimiz hikâyeye bir yenisini eklemekten fazlasını yapamamış. Ne yazık ki Umut, adının hakkını verememiş. Hikâyedeki kilit noktalar filmde fark edilmeyi beklerken ve konu derinlemesine işlenebilecekken film yüzeysel ve amaçsız olmaktan kurtulamamış. Özellikle finali için hoş olmayan bir belirsizlik hatta tatminsizlik söz konusu. Ya bir son yazarsın ya seçenek sunar, o sonu seyirciye yazdırırsın. Bana kalırsa Dağ, izleyicisine bir seçenek dâhi sunamamış…

Son olarak; 2011’de Papa adlı filmiyle Orta Uzunlukta Sinema Filmleri kategorisinde İlk Adım Ödülü almış olması beni heyecanlandırmıştı. Kuma filminin Almanya, İtalya, Japonya gibi ülkelerde gösterime girdiği festivallerde Seyirci Özel Ödülü, Büyük Ödül gibi başarılara imza attığını duyduğumda da bir beklenti içine girmiştim. Ama yönetmenin derdini anlayamadığımı ve filmi hissedemediğimi rahatlıkla söyleyebilirim. Bence izlemeden önce beklentinizi düşürün ki en azından siz zamanınızdan çalındığı fikrine kapılmayın…  Çünkü kötü bir his.

İyi Seyirler.

Yorum yazın