Yönetmen Ira Sachs yeni filmi Little Men ile önceki iki filminde de olduğu gibi New York sokaklarını arşınlamaya devam ediyor. Bu sefer kameranın önüne iki ortaokul öğrencisini yerleştiren yönetmen birbirinden maddi, manevi farklı ailelerden gelen iki çocuğun yaşamlarını, dostluk ve hayallerini anlatırken New York’un değişen çehresini de arka plana yerleştiriyor. 88 dakikaya sığan film süre bakımından seyirciyi zinde tutarken İstanbul’un kentsel dönüşümünden, inşaat seslerinin yankılarından uzaklaştırıp sessizce değişen New York’u izleme fırsatını sunuyor.

Kavuşturan ve Ayıran Kudret: Soylulaşma

Film büyük babasını kaybeden Jake Jardine’in (Theo Taplitz) Manhattan’dan, Brooklyn’e olan post-modern göçüyle başlıyor. Brooklyn’e taşınan ve alt katta demode bir terzi dükkânına sahip Leonor’ Calvelli’nin (Paulina García) oğlu Tony (Michael Barbieri) bir araya gelen Jake, kendinin zıttı olan bu çocukla dost olur. çocukların dostlukları gelişedursun, ebeveynlerini kira üzerinden yükselen maddi ve yansıması manevi bir çatışma baş göstermeye başlar. Jardine ailesi için kaybedilen baba krizinde fırsata çevrilmeye çalışan bir ekonomik ‘kalkınma modeli’ hâkim filmin gidişatında. Kapitalin gökdelenlere dönüştürüldüğü, bireyin zenginliğinin Manhattan siluetinde izlendiği bu coğrafyada ekonomik yetersizlik içindekiler şehrin dışına itilmeye mahkûmdur ki Jardine ailesinin başına gelen tam da budur. Kentsel dönüşümü mimarî açıdan değil de demografik olarak incelendiğinde yani terim olarak soylulaştırma/nezihleştirme (gentrification) bağlamında ele aldığımızda soylulaşan Manhattan’da tek ebeveynin geliriyle geçinimi sürdüremeyen bir orta sınıf aile kenti terk etmek zorundadır. Jardinelerin ekonomik devamlılığı ise kira ödememek ve alt kattaki kiracıdan ‘günün koşullarına uygun’ bir kira alınmasıdır.

Soylulaştırma filmin tam tadındaki uzunluğunun her dakikasında kendini hissettiren bir olgu; Manhattan’dan Brooklyn’e taşınan orta sınıf Jardine ailesinin yeni uzamında ise onlar tarafından göçe zorlanacak olan yeni bir aile vardır: Calvelliler. İki katlı evin alt katında döneme ayak uyduramamış bir terzi dükkânı işleten Leanor Calvelli yıllardır ev sahibine yani büyükbabaya aynı kira ücretini ödemiştir. Geçinimine ucuz kira olanağıyla devam edebilen Leanor’un manevi yaşamı her gün vakit geçirdiği, bir ev sahibinden öte bir dostu olarak gördüğü adamın kaybıyla değişir. Maddi istikrarı ise oyunculuk kariyerinde parlayamamış ve bu yüzden ekonomik yükümlülüğü eşinin omuzlarına yüklediği için gururuna yenik Brian Jardine’in önceki kira anlaşmasını fes etmesiyle bozulur. Brooklyn işçi sınıfının yüksek olduğu bir bölge olmasına rağmen kentsel dönüşüm/soylulaşma yayılarak buraya da ulaşır. Eski işletmeler yerini bir bir café, bar, boutique shop’lara bırakırken Manhattan’dan uzaklaştırılan orta sınıf Brooklyn’e gelir ve buralı işçi sınıfını ister istemez göçe maruz tutar. Yönetmen Ira Sachs’in sinematik olarak ele aldığı görsel anlatı kadar modern zamanların mekan-insan ilişkisini metne iliştirmesi takdire değer. Rutin hayatın yansımasını tekrar eden görselle anlatır; Brooklyn’e iki genç adamın gözünden tanıklık ederken bir yandan da yavaş fakat keskince değişen bir şehre tanıklık ettirir. İki genci bir araya getiren soylulaşma aynı zamanda iki gencin dostluğunun bitiren yegâne faktördür.

Little Men: Büyümek Pasif Bir Direniştir

Jake ve Tony’nin arkadaşlığı ise bu değişen dinamizm içinde var olmaya çalışan ve tekdüzelikten beslenen bir ilişkidir. Lise denen yol ayrımına yaklaşan iki çocuğun da geleceğe dair hayalleri onları motive ettiği gibi dostluklarını da güçlendiren bir olgudur. İçine kapanık, pek sosyal diyemeyeceğimiz Jake’in hayali New York’un ünlü sanat okulu La Guardia’da grafik sanatı üzerine eğitim almaktır ki bu daha filmin ilk sahnesinden sonundaki sakin fakat etkileyici sahneye kadar kendini hissettirir. Kişilik olarak Jake’in tam tersine düşen dışa dönük, eğlenceli ve enerjik Tony, aktörü olmak ister ve onun da hayali La Guardia’dır. Benzer hayal kaynağından su içen iki gencin sakin sessiz dostlukları başta kişilikleri yüzünden tam anlaşılmaya el vermese de genç oyuncuların performansları ve ortak düşleri kısa sürede bunun önüne geçer ve kurdukları bağ görünürleşir.

Yine de ebeveynlerinin çatışmalarında ve New York gibi bir şehirde kendini ve yeteneğini ispatlama kaygısında rol almak zorunda olan – en azından buna ister istemez yönlendirilen – ikilide pasif bir direnişin izlerini görürüz. Jardine ve Calvelli ailelerinin kira yüzünden karşı karşıya gelmesi çocukların gelecek yaşamlarına dair ipuçlarını gözler önüne serer. İkili çözüm olacağına inandığı reaksiyonları durumu iyiye götüremez; etkisiz elemanlar olarak denklemin iki tarafına eklenirler. Jake’in belki de ilk defa kabuğundan kafasını çıkarıp pasif direnişini kenara bıraktığı anda bile gençliğin yetişkinlik diktasında ne kadar yetersiz kaldığı bir kez daha anlaşılır. Jake’in böylesi bir tepki göstermesi kişiliğinden beklenen bir davranış değildir; fakat yaşına uygun bir davranıştır. Kaybetmiş Jake kaçınılmaz olarak diktatörüne sığınır ve kaybedilmiş yaşamı bir de ondan dinler. Başarısız bir sanatçının geleceği yeni başlayan bir başka sanatçıya anlatacakları önemlidir.

Little Men New York yaşamının yavaş, sessiz fakat sarsıcı değişimini günlük dil ve hayalleri büyük iki oğlan üzerinden anlamlandıran bir film. Şehri çok iyi öğrenmiş ve New York’u önceki iki filmi Love is Strange ve Keep the Lights On ile pratiklemiş yönetmenin uzam yansıtımı sade ve etkili. Jake ve Tony’nin dostluğu her ne kadar izlenmeye değer olsa da film bununla sınırlı kalmıyor ve maddi dünyada değişen, farklılaşan bir şehri ve insanlarını karşımıza çıkarıyor.

Yönetmen Ira Sachs yeni filmi Little Men ile önceki iki filminde de olduğu gibi New York sokaklarını arşınlamaya devam ediyor. Bu sefer kameranın önüne iki ortaokul öğrencisini yerleştiren yönetmen birbirinden maddi, manevi farklı ailelerden gelen iki çocuğun yaşamlarını, dostluk ve hayallerini anlatırken New York’un değişen çehresini de arka plana yerleştiriyor. 88 dakikaya sığan film süre bakımından seyirciyi zinde tutarken İstanbul’un kentsel dönüşümünden, inşaat seslerinin yankılarından uzaklaştırıp sessizce değişen New York’u izleme fırsatını sunuyor. Kavuşturan ve Ayıran Kudret: Soylulaşma Film büyük babasını kaybeden Jake Jardine’in (Theo Taplitz) Manhattan’dan, Brooklyn’e olan post-modern göçüyle başlıyor. Brooklyn’e taşınan ve alt katta demode bir terzi dükkânına sahip Leonor’ Calvelli’nin (Paulina García) oğlu Tony (Michael Barbieri) bir araya gelen Jake, kendinin zıttı olan bu çocukla dost olur. çocukların dostlukları gelişedursun, ebeveynlerini kira üzerinden yükselen maddi ve yansıması manevi bir çatışma baş göstermeye başlar. Jardine ailesi için kaybedilen baba krizinde fırsata çevrilmeye çalışan bir ekonomik ‘kalkınma modeli’ hâkim filmin gidişatında. Kapitalin gökdelenlere dönüştürüldüğü, bireyin zenginliğinin Manhattan siluetinde izlendiği bu coğrafyada ekonomik yetersizlik içindekiler şehrin dışına itilmeye mahkûmdur ki Jardine ailesinin başına gelen tam da budur. Kentsel dönüşümü mimarî açıdan değil de demografik olarak incelendiğinde yani terim olarak soylulaştırma/nezihleştirme (gentrification) bağlamında ele aldığımızda soylulaşan Manhattan’da tek ebeveynin geliriyle geçinimi sürdüremeyen bir orta sınıf aile kenti terk etmek zorundadır. Jardinelerin ekonomik devamlılığı ise kira ödememek ve alt kattaki kiracıdan ‘günün koşullarına uygun’ bir kira alınmasıdır. Soylulaştırma filmin tam tadındaki uzunluğunun her dakikasında kendini hissettiren bir olgu; Manhattan’dan Brooklyn’e taşınan orta sınıf Jardine ailesinin yeni uzamında ise onlar tarafından göçe zorlanacak olan yeni bir aile vardır: Calvelliler. İki katlı evin alt katında döneme ayak uyduramamış bir terzi dükkânı işleten Leanor Calvelli yıllardır ev sahibine yani büyükbabaya aynı kira ücretini ödemiştir. Geçinimine ucuz kira olanağıyla devam edebilen Leanor’un manevi yaşamı her gün vakit geçirdiği, bir ev sahibinden öte bir dostu olarak gördüğü adamın kaybıyla değişir. Maddi istikrarı ise oyunculuk kariyerinde parlayamamış ve bu yüzden ekonomik yükümlülüğü eşinin omuzlarına yüklediği için gururuna yenik Brian Jardine’in önceki kira anlaşmasını fes etmesiyle bozulur. Brooklyn işçi sınıfının yüksek olduğu bir bölge olmasına rağmen kentsel dönüşüm/soylulaşma yayılarak buraya da ulaşır. Eski işletmeler yerini bir bir café, bar, boutique shop’lara bırakırken Manhattan’dan uzaklaştırılan orta sınıf Brooklyn’e gelir ve buralı işçi sınıfını ister istemez göçe maruz tutar. Yönetmen Ira Sachs’in sinematik olarak ele aldığı görsel anlatı kadar modern zamanların mekan-insan ilişkisini metne iliştirmesi takdire değer. Rutin hayatın yansımasını tekrar eden görselle anlatır; Brooklyn’e iki genç adamın gözünden tanıklık ederken bir yandan da yavaş fakat keskince değişen bir şehre tanıklık ettirir. İki genci bir araya getiren soylulaşma aynı zamanda iki gencin dostluğunun bitiren yegâne faktördür. Little Men: Büyümek Pasif Bir Direniştir Jake ve Tony’nin arkadaşlığı ise bu değişen dinamizm içinde var olmaya çalışan ve tekdüzelikten beslenen bir ilişkidir. Lise denen yol ayrımına yaklaşan iki çocuğun da geleceğe dair hayalleri onları motive ettiği gibi dostluklarını da güçlendiren bir olgudur. İçine kapanık, pek sosyal diyemeyeceğimiz Jake’in hayali New York’un ünlü sanat okulu La Guardia’da grafik sanatı üzerine eğitim almaktır ki bu daha filmin ilk sahnesinden sonundaki sakin fakat etkileyici sahneye kadar…

Yazar Puanı

puan - 68%

68%

68

Little Men’i iki çocuğun arkadaşlığı olarak görmek filmi basite indirgemek hatasına düşürür çünkü filmin onlar kadar izlenilen, etkisini hissettiren karakteri New York’tur. Çocukların günlük yaşamlarını gözler önüne seren filmin arka planında değişen bir şehir ve hayatta kalmaya çabalayan ebeveynler vardır.

Kullanıcı Puanları: 0.6 ( 1 votes)
68
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi