Kubrick sinemasında erotizm ve şiddet vazgeçilmezdir desek abartmış olmayız. Psikanalitik kuram vesilesiyle yönetmenin filmlerindeki erotizm ve şiddeti mercek altına aldık.

Kubrick filmlerinde cinsellik algısı, bu yönüyle ortaya çıkan diğer filmlerden farklıdır. Her ne kadar baştan çıkartma Lolita filminin akışını sağlayan unsur olsa, Eyes Wide Shut bir erotik gerilim olarak sınıflandırılsa ve nice filmde cinsellik karşımıza farklı formlarla çıksa da; Kubrick filmlerinde erotizmi dümdüz bir bakış açısıyla anlamamız pek de mümkün değil. Erotizmin Kubrick filmlerindeki yerini anlamamız için, psikanalitik kuramdan yararlanmamız gerekiyor ki bu durumda yalnızca erotizmden değil, şiddetten de bahsetmemiz şart. Psikanalitik kurama göre şiddet de cinsellik de insanın kendisini dışa vurduğu anlardır ve söz konusu Kubrick’in sembolizmi olduğu zaman, onu anlamamızı kolaylaştıran şey bu iki unsuru göz ardı etmemek olacaktır. Kubrick filmlerini yalnızca bir izleyici olarak anlamakta zorlandığımız zamanlarda psikanaliz gerçekten de imdadımıza kavramlarıyla yetişiveriyor ve başka türlü kuramayacağımız filmlerarası bir bağı kurmamıza yardımcı oluyor. Özellikle de 2001: A Space Odyssey, Eyes Wide Shut ve A Clockwork Orange gibi yönetmenin anlaması zor olan, her izleyenin farklı biçimlerde yorumlayabildiği filmleri ortak bir dil kazanmış oluyorlar.

full metal-filmloverss

Kubrick Sinemasında Erotizm ve Şiddet

Kubrick sinemasının ayırt edici özelliklerinden olan mekanın kullanımı, şiddet ve erotizm bağlamında önem arz etmekte. Karakterle seyirciyi özdeşleşmekten alıkoyan, belirli bir şok etkisi yaratmayı amaçlayan mekansal kullanım pek çok Kubrick eserinde karşımıza çıkar. Mekanlar, olaylara belirli bir mesafeden bakmamızı sağlayacak şekilde düzenlenmiştir ve kameranın çekim açıları da çoğu zaman bu şekilde tercih edilmiştir. Bu şekilde yönetmen bizi sık sık karakterler yerine şiddetle kendimizi özdeşleştirmeye sürükler.

Bunun dışında, mekanlar çok steril ve konforlu dursa da, çoğu zaman rahatsız edici bir tarafları da vardır. Bu durumun en iyi örnekleri 2001: A Space Odyssey ve A Clockwork Orange filmleri olsa gerek. Sadece bu iki filmde değil, yönetmenin pek çok yapımında sık sık mekanın insanlar üzerindeki hakimiyetine rastlarız. Bu bazen hikaye akışında (özellikle Lolita gibi ilk dönem filmlerinde), bazen de sembolizmde ortaya çıkar. Her ne kadar mekan bu anlamda büyük bir yükü sırtlamış olsa da, Kubrick öyküleri belli bir zaman ve mekanla sınırlanmış olmaktan ziyade evrenselliğe oynayan, bunu da başaran filmlerdir. Özellikle 2001: A Space Odyssey kendini her türlü felsefi tartışmaya açan bir filmdir ve bunda bu evrensellik meselesi büyük rol oynar. Kubrick’in evrenselliği bu ucu açık, yorumlamaya müsait  halden kaynaklanıyor olsa da bir yandan da bu evrensellik, hepimizin bilinçaltına oynayan belli kodların da yönetmenin filmlerindeki varlığından kaynaklanıyor. Hatta bu ucu açıklık sık sık tercih ettiği epizodik anlatım hususunda da varlığını gösteriyor. Barry Lyndon gibi filmlerde hepten ön plana çıkan epizodik anlatım, filmlerin üslubunu klasik bir anlatıdan açık uçlu biçimlere taşımakta kullanılan araçlardan bir tanesi haline gelmiştir.

The axe kin diet … Shelley Duvall loses about half a stone in The Shining.

Kubrick Sinemasında Şiddet

Kubrick seyirciyi karakterler yerine şiddetle özdeşleştirmeyi sever.  Zaten çoğu zaman karakterler kendi eylemlerinin bile takipçisi olmayan, haliyle kendimizi özdeşleştirmekte zorlandığımız karakterlerdir. A Clockwork Orange’daki Alex’in, Barry Lyndon’daki Barry’nin veya The Shinning’deki Jack’in özne olmaktan uzakta, olayların akışı doğrultusunda sürüklenen karakterler olduğunu söyleyebiliriz. Alex’in kontrolsüz şiddeti, idin ego üzerindeki yıkıcılığının göstergesiyken, Full Metal Jacket’te Er Pyle veya Joker’in eylemlerinin altında rasyonel sebeplerin yatmaması hep özne olamamışlıklarından kaynaklanır. Ve hatta “özne” sıfatını en çok hak eden karakterlerden biri, oldukça ironik bir biçimde, 2001: A Space Odyssey filmindeki HAL dersek pek de abartmış olmayız. Kubrick sinemasında özneler kendi nesnelerini oluşturmak yerine, oluşturulmuş nesnelerin altında öznelikleri ezilen karakterler olarak çıkarlar karşımıza.

Alex’in üzerinden ilerleyecek olursak, filmin başında uyguladığı dürtüsel şiddet filmin konusunda kendisine çevrilir. Onu çete lideri yapan şey, diğerlerinden daha fazla şiddet uygulayabiliyor olmasıdır ve gördüğü “tedavi” ile (ki zaten tedavisi de bir şiddet formu biçimindedir) bu defa çetenin şiddetine maruz kalan kendisi olur. Bu yüzden görsel bakımdan oldukça görünür olan simetrinin karakterlerin inşa süreçlerinde veya hikayenin akışında da yer aldığını fark edebiliriz. Yani Kubrick filmlerinde simetri göründüğünden çok daha derinlikli bir sinematik yapıdır.

Az evvel üzerinde durduğumuz mekansallık ve karakterlerle özdeşleşememe halinin öne çıktığı filmlerden biri de The Shining’dir. Örneğin, artık kültleşmiş olan balta sahnesinde, kameranın merkezinde balta vardır ve kamera baltanın hareketini tekrar eder. Böylelikle seyirci her ne kadar karakterlerle özdeşleşmekte sıkıntı yaşasa da, baltayla yani şiddetle özdeşleşirken bulur kendini. Kubrick bunun gibi pek çok örnekte şiddetin en soğuk halini, bizim de parçamız olan halini bilinçli olarak hissettirir. Böylelikle hiç de kabullenmesi kolay olmayan bir şekilde, şiddetin doğamızın bir parçası olduğunu sindirmek durumunda kalırız.

eyes wide sht-filmloverss

Kubrick Sinemasında Erotizm

Kubrick sinemasınının tamamını erotizmle bağdaştırmak, meseleye yüzeysel olarak yaklaştığımızda pek de kolay değil. Ama psikanalitik kuram, öznenin kendisini tamamlama arzusu ile erotizm arasında dolaysız bir bağ kurmaktadır. Gerçek hayatta simgesel düzeni ihlal etmenin yollarından biri olan erotizm, filmlerde bu simgeselliğin kurgulanması konusunda bir hayli fonksiyonel. Burada erotizmden kastımız, anlaşılacağı üzere gündelik dilde kullandığımız cinselliğin yumuşatılmış hali olan erotizmden daha farklı bir erotizm.  Bizim cinsellik ve bununla ilgili şeylerden söz etme biçimimiz daha çok seksin bir tüketim maddesine dönüşmüş hali iken, Kubrick filmlerinde açıkça gösterilmekten ziyade ima edilen, açıkça göründüğü durumlarda ise başka bir şeye işaret eden türden bir cinsellik vardır. Bataille’ın erotizm tanımı ise Kubrick filmlerinde rastladığımız erotizmle bir hayli örtüşüyor:

“Erotizm, bilinçli olarak varlığın kendini sorun olarak ortaya koyduğu bir dengesizliktir. Bir anlamda özne nesnel olarak kayboluyor, ama böylece özne kaybolan nesne ile özdeşleşiyor. Eğer gerekli ise erotizm için şunu söyleyebilirim; kayboluyorum.”

Bu bağlamda Eyes Wide Shut veya Lolita’nın ana karakterlerini rahatlıkla düşünebiliriz. Her iki filmde de baştan çıkartılma çağrısı mevcut olsa da esas mesele bu baştan çıkartma çağrısı olamaz, çünkü baştan çıkartmanın kendisi bir yasa olma eğilimini de içinde taşır. Bu yasa olma eğilimi, baştan çıkartmanın bir oyun, cinselliğin ise doğal olmasıyla doğrudan bağlantılıdır aslında. Bu çağrı doğrultusunda, yasağa olan başkaldırı erotizmi meydana getiren şey diyebiliriz. Baştan çıkartmanın aksine erotizm yasa oluşturmaktan ziyade, yasayı ihlal ederek gerilimi yaratan, karakterlerin kaybolmasına sebebiyet veren şeydir çünkü. Erotizm dediğimiz şey yasak olana baş kaldırma arzusundaki doğamızla alakalı yani. Kubrick de sık sık bu nedenle bizi karakterlerle değil, şiddet veya erotizmin kendisiyle özdeşleştirecek seçimler yapmıştır: kullandığı imgesellik bizi doğamızla başbaşa bırakır niteliktedir genellikle. Üstelik ahlaki yasanın kendisinin bir problem olarak görülmesiyle, bireyler birer özgür iradeye sahip değillermiş, onların dışında bir güç tarafından kontrol ediyorlarmış gibi davranırlar.

Erotizmle şiddet birbirini dışlayan değil, tamamlayan şeylerdir. Gerçek şiddet ve erotizm dile gelmeyen, dilde ifade etmesi zaten mümkün olmayan ve bu nedenle de simgesel bir evrende kalan olgulardır. Kubrick de bu durumla oynamayı çok iyi becerir. Eyes Wide Shut’a geldiğimizde ise Kubrick şiddeti göstermek yerine saklamayı, cinselliği ön plana çıkartırken ondan daha da hakim duygunun ölüm korkusu olmasını sağlamıştır hatta.

Yine ilginç bir şekilde, yönetmenin son filmi olan Eyes Wide Shut’ta kadınların ilk kez filmin merkezinde yer aldığını görürüz. The Shinning’de erkek şiddetine maruz kalan, A Clockwork Orange’da tecavüz edilen ve diğer Kubrick filmlerinde bir erkeğin dolayımıyla seyirciye takdim edilen kadınlar (elbette Full Metal Jacket’taki kadın keskin nişancı oldukça önemli bir istisna), Eyes Wide Shut’ta ön plana çıkmaktadır. Kadınlarla beraber, kadın bedeni de filmde ön plana çıkmıştır. Filmin açılış sahnesi bile izleyicinin erotik bakışını kışkırtacak bir biçimde tasarlanmıştır. Alice karakterine hayat veren Nicole Kidman‘ın elbisesini çıkartmasıyla film başlar. Hatta film vizyona girmeden, film hakkındaki dedikodular bile bu kışkırtmanın bir parçası sayılabilir. Fakat Kubrick, çıplaklığı sağlamasına rağmen, gerek Bill’in Alice’in çıplak bedeni karşısındaki kayıtsızlığıyla gerek filmin ilerleyen kısımlarında Bill’in sadakat kanununu onaylayan, ama yine de onu ihlal eden tavırlar sergilemesiyle, bu beklentiyi karşılamaz; bu beklentinin havada kalmasıyla yaşayacağımız hayal kırıklığı, yönetmenin esas inşasıdır. Yine de evli çift arasındaki bu ilişkilenme ya da Bill’in tavırlarının hemen hemen hepsi, erotik beklentiyi havada bıraksa da, hem Bill’in hem de Alice’in yabancılardan gördüğü ilgi, seyirciye gizli bir haz verir. Sık sık cinselliğin ölümle özdeşleştirilmesiyse tam da “erotik gerilim” tanımının sebebidir.  Kubrick’in ekranda sunduğu şey, cinselliğin rahatsız edici bir formudur, fakat seyirci bu rahatsızlıktan bir haz alır.

Sonuç olarak Kubrick sinemasını kuvvetlendiren en önemli unsurlardan birinin, alt yapısını psikanalizden alan ve bilinçaltımızı derinden etkileyen şiddet ve erotizm diyebiliriz. Kubrick sinemasında erotizm ve şiddet, filmlerin evrenselliğini pekiştiriyor dememiz dahi mümkün. Zaman, mekan ve diğer tüm unsurlardan bağımsız olarak erotizm ve şiddetin Kubrick‘in kullandığı haliyle bütün insanlarda var olması, Kubrick filmlerinin zamansızlığını her daim muhafaza edeceklerdir.

*Bu yazıda Burak Bakır’ın Sinema ve Psikanaliz kitabından faydalanılmıştır.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi