Çağan Irmak, son 10 yılda Türk sinemasını en çok etkileyen yönetmenlerden biri. Bu etki doğal olarak çeşitli övgüleri ve tepkileri de beraberinde getirdi. Irmak’ın son on yılda çektiği sekiz sinema filminde kendine has bir anlatım tarzı oluşturduğu ve çeşitli kodlar üzerinden izleyiciyle bağ kurduğunu söyleyebiliriz. Yönetmenin son filmi olan “Tamam mıyız?” gösterime girmeden önce Çağan Irmak sinemasına bir göz atalım.

Kayıp erkekler, uzak mesafeler

Irmak’ın filmlerinde başkarakterler genelde erkeklere ayrılırken, erkeklerin bir nevi “erkeklik krizi”nden muzdarip olduğu görülür. Erkeklik krizinin temeli var olmayan babalardır. Babanın yokluğunun etkileri; aile düzeni kurmakta zorlanan, erkekliğindeki kayıp parçaları sözlü şiddetle ya da kadını hor görerek örtmeye çalışan, bağlanamayan oğullar olarak kendini gösterir. Yönetmenin ilk sinema yapıtı olan “Bana Şans Dile”de Bahadır’ın babasız büyüyen bir çocuk olduğu vurgulanırken annesi onun yetiştirilmesinde etkisiz kalan bir kadın olarak sunulur. “Mustafa Hakkında Her şey” de Mustafa’nın büyürken yaşadığı travmalar, kendisini egoizm ve şiddetle dışa vurur. Irmak’ın yakın tarihteki toplumsal gelişmelere yaklaşımı bağlamında “Babam ve Oğlum”daki baba-oğul ilişkisini devlet-birey ilişkisi olarak okumak mümkündür. “Ona bir oda ver baba” repliği, 12 Eylül ile birlikte kendi çocuklarını yiyen darbeye yönelik bir cümledir. “Issız Adam”da babanın yokluğu, Alper karakterinde erkeğin kurduğu cinsel iktidar ile ele alınırken “Karanlıktakiler”de erkeği çocuklaştıran bir unsurdur. Erkeklik krizi içerisinde kadınlar hep ikinci planda kalırlar: “Issız Adam”da terk edilen Ada, “Karanlıktakiler”de evden dışarı adımını atmayan Gülseren karakterleri gibi.

Babam ve Oğlum set

Çocuk gözüyle taşra

“En uzak mesafe iki kafa arasındaki mesafedir” cümlesini kadın erkek ilişkilerini açıklamak için kullanırsak bunu gözlemleyen kişi ise yönetmenin bakışını taşıyan çocuklardır. Çağan Irmak’ın filmlerindeki çocuk karakterler bazen anlatıcı, bazen ise gözlemci olarak kullanılırlar. Kendi çocukluğuna sık sık göndermeler yapan bir yönetmen olarak Çağan Irmak; örneklerine “Machuca” ve “Annemler Tatilde” gibi filmlerle Güney Amerika sinemasında rastladığımız toplumsal devinimlere çocuk gözüyle bakma anlayışını, özellikle çocukların masumiyetini ve sorgulayıcılığını; anlatımı yönlendiren bir araç olarak kullanır. “Babam ve Oğlum”da baba-oğul ilişkisi üçüncü nesle taşınarak günümüzle bağlantı kurulurken; “Ulak”ta masallar çocukların rivayetine dayandırılarak sunulur. Hatta “Prensesin Uykusu”nda kütüphaneci Aziz, yaşına rağmen hiç büyümemiş bir çocuk gibidir ve masalsı hikayenin yetişkin izleyicilere iletilmesinde köprü görevi görür. Büyük ya da küçük olsun, çocuk naifliği; taşra özlemiyle birleşir. Kentler, insanlığın ve onun değerlerinin kaybolduğu yerlerdir. “Issız Adam”ın Alper’i hisleri olmayan bir kent insanı haline dönüşür. “Babam ve Oğlum” ile “Dedemin İnsanları”nda kent, büyük bir istekle geride bırakılan yerlerdir. Taşra insan ilişkilerinin sıcaklığını koruduğu, geçmişe duyulan sevginin zaman – mekan durmuşçasına tekrar yaşanabildiği yerlerdir. Kentten taşraya geçiş, solgun renklerden renk cümbüşüne geçişle kendini gösterir. Çocuk için oyun ve gözlem alanı açılırken genelde bu rüyayı bozan kent soylu, dış etkenler meydana gelir.

Dedemin İnsanları

Geçmiş ve sol romantizmi

Çağan Irmak sineması kesif bir nostalji kokusuyla doludur. Özellikle 70’li ve 80’li yıllar; yani Çağan Irmak’ın kendi çocukluğunu yaşadığı dönemler, filmlerinde önemli yer kaplar. Yeri gelir ana konuyu oluştururlar bazen ise bir imge, söylem ya da kabus yoluyla kendilerini hatırlatırlar. “Babam ve Oğlum”, “Dedemin İnsanları” gibi toplumsal olaylara dayanan filmlerin dışında “Karanlıktakiler”de Gülseren karakteri, kendini eve kapatırken yaşadığı mekanın dokusunu hiç bozmaz. Ulak’ta nostalji, fantazya ile birleşir. Yerin ve zamanın belli olmadığı bir anlatı içerisinde (şüphesiz yaratılan köy küçük bir Türkiye modelidir) tarih duygusu seyirciye hissettirilir. “Issız Adam”, müzikleri ve İstanbul’u yansıtan çekimleriyle bir nevi “instagram” havası taşır.

Irmak’ın tarihe ve geçmişe bakışında solculuk yönü ön plana çıkar. Fakat bunu daha çok “sol romantizmi” olarak yorumlamak mümkündür. Sosyalizm hayallerinin 12 Eylül ile birlikte yıkımı ve solun tasfiyesi, Irmak’ın filmlerinde “yitirilen değerler” olarak nitelendirilir. Özellikle o dönemde yapılan işkenceler, gencecik çocukların idam edilmeleri ya da çeşitli rahatsızlıklarından yaşamlarını yitirmeleri; “devlet baba”ya sitem eder biçimde sunulurlar. “Babam ve Oğlum”da Sadık’ın rahatsızlığı, “Dedemin İnsanları”nda mübadeleyle gelen insanların yaşadıkları sorunlar; hatta “Karanlıktakiler”de Gülseren’in sokağa çıkmaması, aile olarak cisimleşmiş baskıcı iktidarın etkilerinden izler taşır. Sol düşünce üzerinden coşkulu bir hümanizme sahip karakterler yaratan Irmak’ın, karşısındaki düşmanla arasına koyduğu mesafe genelde izleyiciye siyahla beyazın mücadelesini yansıtır, grilere pek rastlanmaz.

Çağan Irmak - Filmloverss

Farklı türler, aynı oyuncular

Çağan Irmak sinemasında hikayenin, filmi oluşturan ana unsur olduğu açıktır. Bu nedenle türler, anlatıma olanak sağlayacak şekilde iç içe geçer. Fantastikten gerilime, dramdan komediye geçişler oldukça şeffaftır. “Mustafa Hakkında Her Şey” ile “Babam ve Oğlum”daki kabus-hayal sekansları sıklıkla yönetmenden bir korku filmi beklenmesine neden olmuştur. (Yönetmenin “Kabuslar Evi” dizisi bu düşüncenin televizyona bir yansıması olarak görülebilir.) Fantastik unsurlar “Prensesin Uykusu”nda yaratılan evreni bir masala çevirirken “Ulak”ta masalın ta kendisi olur. Belki de Ulak’ın “tür”ün içinde fazlaca kaybolması, yönetmenin türler arasında gezmesinden hoşlanan sinemaseverlerin tepkisini çekmiştir.

Çetin Tekindor, Hümeyra, Şerif Sezer, Fikret Kuşkan, Melis Birkan gibi isimler, yönetmenin sıklıkla çalıştığı oyunculardır. Çağan Irmak’ın son dönemde Christopher Nolan’da gördüğümüz gibi “klik” bir oyuncu ekibiyle yol aldığını söyleyebiliriz. Bunun en önemli sonuçlarından biri başta Çetin Tekindor olmak üzere teatral performanslarla karşılaşmamızdır. Bahsi geçen kodlardan yola çıkan sinema anlayışının, oyuncuların etkisiyle didaktik bir yapı kazandığı söylenebilir. Ele aldığı konuların özünde “gri”ye pek fazla yer vermeyen Çağan Irmak’ın, oyuncu performansları konusunda biraz garantici olduğu düşünülebilir.

Çağan Irmak Filmleri

Sonuç

Yeşilçam melodram geleneği ile sinemamızda 90’ların ikinci yarısında yükselişe geçen; erkeklik temsillerinin “erkeklik krizi” bağlamında ele alınması anlayışını bir arada bulunduran Çağan Irmak sineması, yönetmenin çektiği sekiz sinema filmi içerisinde kendi dilini oluşturmuştur. Benzer temaların farklı türlerde karşımıza çıktığı anlatılar, yönetmenin oluşturmak istediği toplum-birey, zaman-mekan gibi ikiliklerin merkezini kurar. Üst-orta sınıftan insanları, bol kırılma noktasına sahip hikayelerle ele alan ve adı “ağlatma ustası”na çıkan Çağan Irmak’ın, izleyiciye çok fazla alan bırakmadığı ve onu manipüle etmeye çalıştığı da iddia edilebilir. Fakat bilinçli manipülasyon ile hem ana akım sinemaya aşina olan genç kitleye hem de toplumsal olanın romantizmi ile daha ileri yaşa sahip izleyiciye ulaşabilmektedir. Bahsi geçen duygunun çatısının oluşturulmadığı “Mustafa Hakkında Her şey”, “Ulak” ve “Prensesin Uykusu” gibi filmler gişede aradığını bulamazken “Babam ve Oğlum”, “Issız Adam” ve “Dedemin İnsanları” daha çok seyirciye ulaşmayı başarmıştır. Çağan Irmak’ın metaforik anlatımı daha arka planda tuttuğu filmlerinin ticari açıdan daha karlı işler olduğu ortaya çıkar.

Irmak’ın son filmi “Tamam mıyız?”, fragmanı ele alındığında yine erkeklerin ve erkeklik krizlerinin merkezde olduğu, kayıp parçaların arandığı bir yapıda olacağının mesajını veriyor. Bu sefer farklı oyuncularla yola çıkacak olan yönetmenin, sinemasal açıdan geldiği noktayı hep beraber göreceğiz.

[youtube video_id=”9p5QnKiW0io” width=”600″ height=”350″]

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi