İlk iki filmi Lock, Stock and Two Smoking Barrels ve Snatch ile beraber suç dünyasını kendine has kara mizah özellikleriyle donatarak sinema dünyasına giriş yapan İngiliz yönetmen Guy Ritchie, bir dönem adı Tarantino’yla beraber anılacak kadar revaçta bir yönetmendi. Yönetmenin Madonna’yla evliliğinin bir yansıması olan Swept Away filmini saymazsak ilk iki filmi kadar başarılı bulunmayan Revolver ve RocknRolla filmleri de Ritchie’nin ‘auteur’ kimliğiyle doğru orantılı filmlerdi. 2009’dan itibaren iki Sherlock Holmes filmi çeken yönetmen, 2015’te The Man from U.N.C.L.E, bu yıl ise King Arthur: Legend of the Sword ile beraber yüksek bütçeli stüdyo filmlerine geçiş yaptı. Ritchie, Snatch sonrasında çektiği filmlerin belki de hiçbirinde eleştirmenler ya da hayranları nezdinde ilk iki filminin fikir birliğinde bir başarı sağlayamadı ama Hollywood’a geçmenin yönetmenliğinin karakteristik özelliklerinden ödün vermeyi gerektirmediğini de kanıtlamış oldu. Ritchie’nin filmleri hep oldukça konuşkan karakterlere, bir sahneyi diğeriyle kesiştiren kıvrımlı bir öykü anlatımına, eğlenceli bir aksiyona ve slow-motion, fast-motion, dondurulmuş çerçeve gibi görsel tercihleri kült olacak soundtrack parçalarıyla birleştiren hipster bir karmaya sahipti. Bu bağlamda beyazperdede defalarca gördüğümüz, eski bir klasik olan Kral Arthur öyküsünün Guy Ritchie farkıyla çağdaş, enerjik, aykırı, esprili ve tabir-i caizse "kafası güzel" bir yorum kazandığını söylemek mümkün. Sonuçta Kral Arthur kaynaktan kaynağa farklılık gösteren bir mit ve Ritchie’nin yorumu da hikayenin basit hatlarına sadık kalınması haricinde genel olarak bugüne kadar perdede izlediğimiz uyarlamalardan çok farklı bir stile sahip. Zaten Arthur’un kayaya sıkışan meşhur Excalibur kılıcını çıkardığı mitolojik sahnede David Beckham’ın ilginç cameo'suyla öne çıkması yeterince uçuk bir tercih olsa gerek! King Arthur: Legend of the Sword: Guy Ritchie’den Epey Enerjik ve Eğlenceli Kral Arthur Yorumu Ritchie, görkemli savaş sahnelerine, yüce görünümlü büyücülere, garip Ortaçağ yaratıklarına sahip bu beyaz-gri renk dokulu fantezisinde Yüzüklerin Efendisi ya da Game of Thrones tarzı bir epikliğin peşinden gidiyor fakat hikaye anlatımı, hikaye kurgusu ve mizahı kullanım biçimiyle rutin stüdyo özelliklerine kendi ritmini yedirmeyi başarıyor. Açıkçası bir King Arthur hikayesini bu kadar özel efektlerle donatılmış, başına buyruk, eğlenceli, oyuncaklı bir gösteriye dönüştüren Ritchie’nin tavrı ve seçimleri sıklıkla Zack Snyder’in sinemasını hatırlatıyor. Özellikle karakterin çocukluğundan yetişkinliğine dek olan yıllarını birkaç dakikada yüksek volümlü müzik eşliğinde, diyalogsuz ve hızlı kurguyla kotaran sekans, görsel numaraların yer yer video-klip edasıyla izleyiciyi gaza getirecek şekilde perdeye aktarıldığı tavır, Arthur ve Vortigern arasında görsel efekt patlamasından gözümüzü alamadığımız savaş iki yönetmenin tarzlarını yakınlaştırıyor. Yalnız Ritchie’nin hikayeye yer yer mizahi yaklaşımıyla Snyder’in Batman v Superman: Dawn of Justice’da eleştirilen aşırı ciddi tavrı kıyaslandığında Ritchie’nin bu tarzı daha sevimli ve çekici kullandığını söyleyebiliriz. Filmin sinematografisinde imzası bulunan John Mathieson, daha önce Kingdom of Heaven, Robin Hood ve Gladiator filmlerinden tarihi epik damara olan yatkınlığını geniş açılı objektiflerde ve soğuk tonlarda belli ederken, X: Men First Class ve Logan’da ortaya koyduğu çizgi roman uyarlaması dokusunu da çoğu sahnede hissettirerek çok yönlülüğünü ortaya çıkarıyor. Mathieson’un görüntüleri, Ritchie’nin ritmiyle ve Daniel Pemberton’un müzikleriyle birleştiğinde film kinetik –hatta kaotik- ve heyecan verici bir seyirliğe dönüşüyor. Özellikle Pemberton’un sahnelerin etkisine büyük katkı sağlayarak izleyiciyi coşturan harika müziklerinin her biri defalarca dinlenilesi. Pemberton, The Man from U.N.C.L.E, Steve Jobs ve Gold’daki müzik çalışmalarının ardından burada…

Yazar Puanı

puan - 75%

75%

King Arthur: Legend of the Sword, Guy Ritchie’nin klasik hikayeye çağdaş, enerjik, aykırı, esprili yorumu, John Mathieson’un tarihi epik ile çizgi roman dokusunu birleştiren görüntüleri, Daniel Pemberton’un sahnelerin etkisini zirveye taşıyan harika müzikleri ve Charlie Hunnam – Jude Law ikilisinin karizmatik güç savaşlarıyla enerjik, kaotik ve heyecan verici bir seyirlik.

Kullanıcı Puanları: 4.4 ( 7 votes)
75

İlk iki filmi Lock, Stock and Two Smoking Barrels ve Snatch ile beraber suç dünyasını kendine has kara mizah özellikleriyle donatarak sinema dünyasına giriş yapan İngiliz yönetmen Guy Ritchie, bir dönem adı Tarantino’yla beraber anılacak kadar revaçta bir yönetmendi. Yönetmenin Madonna’yla evliliğinin bir yansıması olan Swept Away filmini saymazsak ilk iki filmi kadar başarılı bulunmayan Revolver ve RocknRolla filmleri de Ritchie’nin ‘auteur’ kimliğiyle doğru orantılı filmlerdi. 2009’dan itibaren iki Sherlock Holmes filmi çeken yönetmen, 2015’te The Man from U.N.C.L.E, bu yıl ise King Arthur: Legend of the Sword ile beraber yüksek bütçeli stüdyo filmlerine geçiş yaptı. Ritchie, Snatch sonrasında çektiği filmlerin belki de hiçbirinde eleştirmenler ya da hayranları nezdinde ilk iki filminin fikir birliğinde bir başarı sağlayamadı ama Hollywood’a geçmenin yönetmenliğinin karakteristik özelliklerinden ödün vermeyi gerektirmediğini de kanıtlamış oldu.

Ritchie’nin filmleri hep oldukça konuşkan karakterlere, bir sahneyi diğeriyle kesiştiren kıvrımlı bir öykü anlatımına, eğlenceli bir aksiyona ve slow-motion, fast-motion, dondurulmuş çerçeve gibi görsel tercihleri kült olacak soundtrack parçalarıyla birleştiren hipster bir karmaya sahipti. Bu bağlamda beyazperdede defalarca gördüğümüz, eski bir klasik olan Kral Arthur öyküsünün Guy Ritchie farkıyla çağdaş, enerjik, aykırı, esprili ve tabir-i caizse “kafası güzel” bir yorum kazandığını söylemek mümkün. Sonuçta Kral Arthur kaynaktan kaynağa farklılık gösteren bir mit ve Ritchie’nin yorumu da hikayenin basit hatlarına sadık kalınması haricinde genel olarak bugüne kadar perdede izlediğimiz uyarlamalardan çok farklı bir stile sahip. Zaten Arthur’un kayaya sıkışan meşhur Excalibur kılıcını çıkardığı mitolojik sahnede David Beckham’ın ilginç cameo’suyla öne çıkması yeterince uçuk bir tercih olsa gerek!

King Arthur: Legend of the Sword: Guy Ritchie’den Epey Enerjik ve Eğlenceli Kral Arthur Yorumu

Ritchie, görkemli savaş sahnelerine, yüce görünümlü büyücülere, garip Ortaçağ yaratıklarına sahip bu beyaz-gri renk dokulu fantezisinde Yüzüklerin Efendisi ya da Game of Thrones tarzı bir epikliğin peşinden gidiyor fakat hikaye anlatımı, hikaye kurgusu ve mizahı kullanım biçimiyle rutin stüdyo özelliklerine kendi ritmini yedirmeyi başarıyor. Açıkçası bir King Arthur hikayesini bu kadar özel efektlerle donatılmış, başına buyruk, eğlenceli, oyuncaklı bir gösteriye dönüştüren Ritchie’nin tavrı ve seçimleri sıklıkla Zack Snyder’in sinemasını hatırlatıyor. Özellikle karakterin çocukluğundan yetişkinliğine dek olan yıllarını birkaç dakikada yüksek volümlü müzik eşliğinde, diyalogsuz ve hızlı kurguyla kotaran sekans, görsel numaraların yer yer video-klip edasıyla izleyiciyi gaza getirecek şekilde perdeye aktarıldığı tavır, Arthur ve Vortigern arasında görsel efekt patlamasından gözümüzü alamadığımız savaş iki yönetmenin tarzlarını yakınlaştırıyor. Yalnız Ritchie’nin hikayeye yer yer mizahi yaklaşımıyla Snyder’in Batman v Superman: Dawn of Justice’da eleştirilen aşırı ciddi tavrı kıyaslandığında Ritchie’nin bu tarzı daha sevimli ve çekici kullandığını söyleyebiliriz.

Filmin sinematografisinde imzası bulunan John Mathieson, daha önce Kingdom of Heaven, Robin Hood ve Gladiator filmlerinden tarihi epik damara olan yatkınlığını geniş açılı objektiflerde ve soğuk tonlarda belli ederken, X: Men First Class ve Logan’da ortaya koyduğu çizgi roman uyarlaması dokusunu da çoğu sahnede hissettirerek çok yönlülüğünü ortaya çıkarıyor. Mathieson’un görüntüleri, Ritchie’nin ritmiyle ve Daniel Pemberton’un müzikleriyle birleştiğinde film kinetik –hatta kaotik- ve heyecan verici bir seyirliğe dönüşüyor. Özellikle Pemberton’un sahnelerin etkisine büyük katkı sağlayarak izleyiciyi coşturan harika müziklerinin her biri defalarca dinlenilesi. Pemberton, The Man from U.N.C.L.E, Steve Jobs ve Gold’daki müzik çalışmalarının ardından burada adeta zirveyi gören yüksek profilli bir çalışmaya imza atmış.

Geçtiğimiz haftalarda vizyona giren The Lost City of Z filmiyle sinemadaki ilk ciddi çıkışını yapan Charlie Hunnam, Kral Arthur rolünde aksiyonu, mizahı ve iç çatışmasını güçlü bir karizmayla başarıyla sırtlıyor. Hunnam, iki filmde de aldığı ve verdiği kilolarla çok farklı dönemlere hitap eden karakterleri canlandırmadaki başarısıyla yükselişini sürdüreceğini kanıtlıyor. Hunnam’ın karizma olarak yeni bir Brad Pitt gibi sunulduğuna dair söylenen yorumlar pek de haksız sayılmaz, zira hem The Lost City of Z hem de King Arthur filmlerinin başrolü için ilk düşünülen ismin Brad Pitt olduğu fakat ikisinde de rolün Hunnam’a kaldığı biliniyor. Jude Law ise Ritchie’yle iki filmlik Sherlock Holmes macerasında başarıyla canlandırdığı Dr. Watson karakterinin ardından bu sefer kötü adam olarak karşımıza çıktığı Vortigern rolünde yüce, tekinsiz ve ürkütücü bakışları, iktidar sarhoşu, bencil ve gaddar tavırlarıyla oldukça başarılı bir ‘villain’. Hunnam ve Law’ın karşılıklı karizma savaşlarına yan rollerde Eric Bana, Djimon Hounsou, Aidan Gillen ve Astrid Berges-Frisbey akılda kalıcı karakterlerde destek veriyorlar.

King Arthur: Legend of the Sword, Guy Ritchie’nin klasik hikayeye çağdaş, enerjik, aykırı, esprili yorumu, John Mathieson’un tarihi epik ile çizgi roman dokusunu birleştiren görüntüleri, Daniel Pemberton’un sahnelerin etkisini zirveye taşıyan harika müzikleri ve Charlie Hunnam – Jude Law ikilisinin karizmatik güç savaşlarıyla enerjik, kaotik ve heyecan verici bir seyirlik.

 

 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi