Korku sinemasında kartların yeniden dağıtılmasına vesile olan ve türe yepyeni bir soluk getiren The Babadook, A Girl Walks Home Alone at Night ve Raw filmlerinin kadın yönetmenleriyle ilgili heyecan verici bir video yayınlandı. 

Sinemanın her alanında gözle görülür biçimde artmaya başlayan kadın varlığı cinsiyet eşitliği anlamında ciddi dönüşümler olduğunu ortaya koysa da; henüz bu eşitlik mefhumunun tam anlamıyla tutarlı olduğunu söyleyebilmek için çok erken. Özellikle son dönemde ayyuka çıkan Hollywood’daki taciz ve tecavüz skandalları kadınların karşı cinsleri tarafından ne denli baskı gördüğünü ve hem fiziksel hem de psikolojik şiddet altında çalışmak zorunda kaldığını gözler önüne seriyor. Tüm bu kaotik ve gergin ortamda, erkek egemen toplumsal yapının hegemonik söylemi altında çekilen türlü zorluklara rağmen kendi farklarını ortaya koymayı başaran kadınların sayısı ise hiç de azımsanmayacak derecede. Alice Guy Blaché’tan Agnes Varda’ya, Vera Chytilová’dan Jane Champion’a, Claire Denis’den Sofia Coppola’ya birbirinden özel ve klasikleşmiş filmlere imza atan yönetmenlerin varlığı hem dünyamız hem de sinema sanatı adına hegemonik düzleme çomak sokmakla birlikte, genel geçer kabulleri yerinden eden yeni perspektiflerin varlığını da açığa çıkarır.

Korku Sinemasında Kartlar Yeniden Dağıtılıyor!

Son dönem korku sinemasına da gözle görülür derecede sirayet eden kadın varlığı, zannımca günümüzde, korku türünün yeniden biçimlenmesine ve türün alegorik bir yapılanma üzerinden şekillenmesine imkan tanıyor. Nitekim bu dönüşüm, korku sinemasının ‘gore’ gibi aşırı kanlı vahşet ögelerinden daha arthouse diyebileceğimiz estetik değerlerin ve sosyo-politik meselelerin ön planda olduğu yapıya doğru kaymasına zemin hazırlar. Son birkaç yıl içinde üç yönetmen kadın, çarpıcı korku filmleriyle büyük zaferlere imza atarken türe de yeni bir soluk getirdi. 2014 yılında vizyonda izleme fırsatı bulduğumuz Jennifer Kent’in The Babadook’u gerçek bir pop-kültür fenomeni haline geldi. Bu sürprizli korku alegorisi, bir anne ve küçük oğlunun hayal bile edemeyecekleri bir felaketle başa çıkmasını konu alıyordu. Ana Lily Amirpour’un A Girl Walks Home Alone at Night isimli düşük bütçeli vampir unsurlarıyla harmanlanmış filmi, bünyesinde birkaç türü birden barındıran yapısıyla, İran sinemasındaki önemli bir açığı kapatmak için atılmış değerli bir hamleydi. Bu yıl İstanbul Film Festivali vesilesiyle izleme fırsatı yakaladığımız ve yılın en ilginç filmlerinden biri olarak dikkat çeken Julia Ducournau’nun Raw’u ise cinsel sembolizm ile kanibalizm korkusunu birleştiren büyüleyici ve ürkütücü bir film.

Kadın emeğiyle harmanlanmış; güçlü görsellikleri, unutulmaz karakterleri ve şaşırtıcı hikayeleriyle bizi koltuklarımıza mıhlayan bu güzelliklere gelin hep birlikte bakalım!

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi