Genel sinema türlerine bakıldığında ülkeler arası bir ayrım yapmak her zaman kolay olmaz. Söz gelimi dram filmleri Alman Sineması’nda da, Japon Sineması’nda da benzerlikler barındırır. Fakat korku sinemasının sınırları nispeten daha keskindir. Ülkelerin korku sinemasının odak noktası ulus-kültür odaklı şekillenmiştir diyebiliriz. Kimi zaman dini motiflerden beslenen korku türü, kimi zaman da sosyo-kültürel, psikanalitik ya da ekonomik birtakım kaygılarla tetiklenen bilinçaltındaki gizli korkuları su yüzüne çıkarır. Çok kültürlü Amerikan Sineması’nda da korku janrını göz önüne alırsak 70’lerde Wes Craven ve John Carpenter gibi usta isimlerle sosyo-kültürel alt okumalara açık, altın çağını yaşayan tür sineması giderek kendini tekrar eden başarısız yapımlarla anılır oldu. Son yıllarda izlemeye başladığımız başarılı korku filmleriyse türün ana akım sinemadaki yeniden dirilişi olarak görülebilir.

2004 yılında çektiği ilk Testere filmiyle geniş kitlelere ulaşan James Wan sonrasında sırasıyla, Dead Silence, Dead Sentence, Insidious ve The Conjuring filmleriyle tür sinemasının tanınan ve aranan yönetmenlerinden biri oldu. Arada Hızlı ve Öfkeli’nin yedinci filmini çekerek kalıplarının dışında bir iş yapmış olsa da yeniden korku sinemasına geri dönüş yapmış olması hayranlarını fazlasıyla sevindirdi. Öyle ki yönetmenin, 2017 yılında vizyona girmesi beklenen sekizinci filmin yönetmen koltuğuna oturması için teklif edilen hatırı sayılır meblağı The Conjuring 2 – Korku Seansı 2’yi çekmek için reddetmesi uzun süre konuşulmuştu. Bu hafta vizyona giren filmi izledikten sonra gönül rahatlığıyla diyebiliriz ki James Wan, iyi ki Fast 8’i çekmeyi reddetmiş ve bizi bu filmden mahrum bırakmamış.

Konusu itibariyle ilk filmin neredeyse birebir kopyası olarak değerlendirebileceğimiz film, bu defa İngiltere’de geçen ve tarihe Enfield Poltergeist Olayı olarak geçen bir musallat olma vak’asını konu alıyor. Daha önce İngiltere yapımı mini bir dizi olarak televizyona da uyarlanan konuyu bir de James Wan’ın kaleminden ve kamerasından beyazperdede izliyoruz. İlk filmde tanıştığımız “Demonolojist” çift Ed ve Lorraine Warren’ların hikayeyi çözme sürecine tanık oluyoruz. Senaryonun yazım sürecinde olayları yaşamış Hodgson kardeşlerden aldığı desteğin yanı sıra, Wan ilk filmdeki işbirliğini sürdürerek Chad & Carey Hayes kardeşler ve David Lesley Johnson ile de birlikte çalışıyor. Bir korku filmi için 133 dakika gibi oldukça uzun ve iddialı bir süreye sahip film olayları toparlamak açısından buna ihtiyaç duysa da, hikayenin anlatımında yaşanan odak kaybından dolayı süresinin azizliğine uğruyor.

İngiltere’nin Enfield bölgesinde 4 çocuğuyla birlikte yaşayan bekar anne Peggy, 11 yaşındaki kızı Janet’ın fiziksel değişimiyle birlikte evde yaşanan paranormal olaylara şahit olur. Dönemin popüler hayalet avcısı programlarından birinden olayı çözmek için teklif gelince Peggy yaşadığı çaresizlikle bu teklifi kabul etmek durumunda kalır. Olayın basında geniş yer bulmasıyla kilise de durumdan haberdar olunca, itibarını korumak için önce olayların gerçekliğinden emin olmak ister ve Warren ailesiyle iletişime geçer. Warren’lar İngiltere’ye giderek yaşanan olayların gerçekten şeytani ve karanlık bir yönü var mı, yoksa ergenlik arifesindeki bir genç kızın ilgi çekme çabaları mı olduğunu öğrenecektir.

Korku Seansı 2 – The Conjuring 2: İlk Filme Kıyasla…

İlk filmde olduğu gibi bolca dini göndermeler barındıran, dinin birleştirici ve kurtarıcı gücünü öne çıkaran film, buna ek olarak Warren çifti arasında dozu artırılmış bir romantizmi de beyazperdeye taşıyor. Amerikan ve İngiliz iki aile arasında Amerika’nın domine eden taraf olarak Ed Warren üzerinden yansıtılması hem “yüce” Amerikan gücüne hem de ataerkil sistemde baba figürünün tamamlanmasıyla aileye gelen huzura ve düzene işaret ediyor. Bu noktada filmin yeterince dini misyonerliği yokmuş gibi bir de toplumsal olarak yüklendiği mesaj kaygısı son derece gereksiz duruyor. Karakter yaratımına değinmek gerekirse, ilk filmdeki sağlamlığı The Conjuring 2 – Korku Seansı 2’de göremiyor olsak da bunun çok fazla göze batmadığını söyleyebiliriz. (İlk filmde Lili Taylor’un başarılı oyunculuğuyla hayat bulan anne figürünün duruşundan son derece uzak bir figürle karşılaşıyoruz.) Aynı dokunuş eksikliğini cani ruh, yamuk adam ve korkunç rahibenin yaratımında da hissediyoruz. Daha fazla görsel efektle “zenginleştirilmeye çalışılmış” figürler korkunç olmayı başarsa da, James Wan sinemasında görmeye alıştığımız “basitlikten” uzaklaşıyor. Yamuk adam figürünün son dönemde izlediğimiz başarılı korku filmi The Babadook ile, ve korkunç rahibenin de Insidious’ta izlediğimiz Bride in Black ile olan fiziksel benzerlikleri gözden kaçmıyor.

Öte yandan söz konusu James Wan olunca hakkını vermemiz gereken noktalara da değinmek gerek. Wan’ın The Conjuring 2 – Korku Seansı 2’de birlikte çalıştığı Hollywood stüdyolarının tanınmış görüntü yönetmenlerinden Don Burgess’la (Forrest Gump, Cast Away, Flight) kimyası son derece uyuşmuş. Filmin ve yansıttığı dönemin atmosferine uygun ışık kullanımı, kamera teknikleri, prodüksiyon ve dekorla birleşince ortaya mükemmel bir iş çıkmış. Açıkçası James Wan öncesinde korku filmlerinde görmeye pek de alışkın olmadığımız titizlikte bir görüntü yönetimiyle karşı karşıyayız. Ayrıca Wan kendi deyimiyle kan ve vahşet sahneleri göstermektense bazı şeyleri basitleştirerek korkuyu izleyicinin hayal gücünde yaratmaya The Conjuring 2 – Korku Seansı 2’de de devam ediyor. Sallanan boş koltuklar, karanlık bodruma inen dipsiz merdivenler gerilim dozunun düşmesine asla izin vermiyor. Özellikle Ed Warren’ın Janet ile konuşmasını kaydettiği sahne son derece başarılı bir hamleydi. Herkes arkasını dönmüşken fluya verilmiş arka planda Ed ve Bill arasındaki konuşmanın gerçekleştiği sahne boyunca bir sonraki adımı tetikte beklememek elde değil.

Özetle türün ve hatta James Wan’ın hayranlarının üç yıldır merakla beklediği The Conjuring 2 – Korku Seansı 2 bunca zamanki beklemeye değecek bir yapım. İlk filmin ulaştığı zirveye çıkamayacak ve Wan’ın kariyerindeki imza işlerden biri olarak anılmayacak olsa da tür sineması içerisinde kendi tarihini yazacak kadar iddialı bir yapım. Gerçekten iyi bir korku filmi izlemek isteyenlerin atmosferi ve duyguyu yakalamak adına vizyonda kaçırmaması gereken bir film.

İyi seyirler…

Genel sinema türlerine bakıldığında ülkeler arası bir ayrım yapmak her zaman kolay olmaz. Söz gelimi dram filmleri Alman Sineması'nda da, Japon Sineması'nda da benzerlikler barındırır. Fakat korku sinemasının sınırları nispeten daha keskindir. Ülkelerin korku sinemasının odak noktası ulus-kültür odaklı şekillenmiştir diyebiliriz. Kimi zaman dini motiflerden beslenen korku türü, kimi zaman da sosyo-kültürel, psikanalitik ya da ekonomik birtakım kaygılarla tetiklenen bilinçaltındaki gizli korkuları su yüzüne çıkarır. Çok kültürlü Amerikan Sineması’nda da korku janrını göz önüne alırsak 70’lerde Wes Craven ve John Carpenter gibi usta isimlerle sosyo-kültürel alt okumalara açık, altın çağını yaşayan tür sineması giderek kendini tekrar eden başarısız yapımlarla anılır oldu. Son yıllarda izlemeye başladığımız başarılı korku filmleriyse türün ana akım sinemadaki yeniden dirilişi olarak görülebilir. 2004 yılında çektiği ilk Testere filmiyle geniş kitlelere ulaşan James Wan sonrasında sırasıyla, Dead Silence, Dead Sentence, Insidious ve The Conjuring filmleriyle tür sinemasının tanınan ve aranan yönetmenlerinden biri oldu. Arada Hızlı ve Öfkeli’nin yedinci filmini çekerek kalıplarının dışında bir iş yapmış olsa da yeniden korku sinemasına geri dönüş yapmış olması hayranlarını fazlasıyla sevindirdi. Öyle ki yönetmenin, 2017 yılında vizyona girmesi beklenen sekizinci filmin yönetmen koltuğuna oturması için teklif edilen hatırı sayılır meblağı The Conjuring 2 - Korku Seansı 2'yi çekmek için reddetmesi uzun süre konuşulmuştu. Bu hafta vizyona giren filmi izledikten sonra gönül rahatlığıyla diyebiliriz ki James Wan, iyi ki Fast 8’i çekmeyi reddetmiş ve bizi bu filmden mahrum bırakmamış. Konusu itibariyle ilk filmin neredeyse birebir kopyası olarak değerlendirebileceğimiz film, bu defa İngiltere’de geçen ve tarihe Enfield Poltergeist Olayı olarak geçen bir musallat olma vak’asını konu alıyor. Daha önce İngiltere yapımı mini bir dizi olarak televizyona da uyarlanan konuyu bir de James Wan’ın kaleminden ve kamerasından beyazperdede izliyoruz. İlk filmde tanıştığımız “Demonolojist” çift Ed ve Lorraine Warren’ların hikayeyi çözme sürecine tanık oluyoruz. Senaryonun yazım sürecinde olayları yaşamış Hodgson kardeşlerden aldığı desteğin yanı sıra, Wan ilk filmdeki işbirliğini sürdürerek Chad & Carey Hayes kardeşler ve David Lesley Johnson ile de birlikte çalışıyor. Bir korku filmi için 133 dakika gibi oldukça uzun ve iddialı bir süreye sahip film olayları toparlamak açısından buna ihtiyaç duysa da, hikayenin anlatımında yaşanan odak kaybından dolayı süresinin azizliğine uğruyor. İngiltere’nin Enfield bölgesinde 4 çocuğuyla birlikte yaşayan bekar anne Peggy, 11 yaşındaki kızı Janet’ın fiziksel değişimiyle birlikte evde yaşanan paranormal olaylara şahit olur. Dönemin popüler hayalet avcısı programlarından birinden olayı çözmek için teklif gelince Peggy yaşadığı çaresizlikle bu teklifi kabul etmek durumunda kalır. Olayın basında geniş yer bulmasıyla kilise de durumdan haberdar olunca, itibarını korumak için önce olayların gerçekliğinden emin olmak ister ve Warren ailesiyle iletişime geçer. Warren’lar İngiltere’ye giderek yaşanan olayların gerçekten şeytani ve karanlık bir yönü var mı, yoksa ergenlik arifesindeki bir genç kızın ilgi çekme çabaları mı olduğunu öğrenecektir. Korku Seansı 2 - The Conjuring 2: İlk Filme Kıyasla… İlk filmde olduğu gibi bolca dini göndermeler barındıran, dinin birleştirici ve kurtarıcı gücünü öne çıkaran film, buna ek olarak Warren çifti arasında dozu artırılmış bir romantizmi de beyazperdeye taşıyor. Amerikan ve İngiliz iki aile arasında Amerika’nın domine eden taraf olarak Ed Warren üzerinden yansıtılması hem “yüce” Amerikan gücüne hem de ataerkil sistemde baba figürünün tamamlanmasıyla aileye…

Yazar Puanı

Puan - 76%

76%

76

Türün ve hatta James Wan’ın hayranlarının üç yıldır merakla beklediği The Conjuring 2 - Korku Seansı 2 bunca zamanki beklemeye değecek bir yapım.

Kullanıcı Puanları: 4.42 ( 6 votes)
76
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi