Hayat durdu. Ne dayanacak gücümüz, ne devam edecek mecalimiz kaldı. Her güne bir acının hemhal olduğu, sessiz çığlıklarımızın ve ciğerimizden yükselen ağıtlarımızın kanlı gökyüzüne dokunduğu bu topraklar artık hiçbir yağmurun arıtamayacağı, hiçbir güneşin içimizi ısıtamayacağı kadar ölümle yoğruldu. Elimiz dizlerimizi dövdü, dizlerimiz yeryüzüyle bütünleşti. Şarkılarımız sustu, şiirlerimiz yoruldu. Barışa adanan kelimelerimizle biz öldük. Ali İsmail’in pankartı önünde tek yumruk isyan eden Deniz’dik, biz öldük. Pencere kenarı seven, eli yalnızca kalem tutan, yeşil yeşil bakan 9 yaşında Veysel’dik, biz öldük. Anamız babamız yoktu, cenazemizi İzmir kaldırdı, biz öldük. Âşıktık, sokağa karışmıştı düğünümüz, biz öldük. Bir kanlı cumartesi sabahı, bir Ruhi Su türküsü tutturmuş halaylar çekerken biz öldük. Elimiz telefona giderken, “canlı mısın” diyemezken, torbalardan organlarımızı toplarken, adli tıp önlerinde beklerken, ölülerimizi teşhis etmeye çalışırken, aldığımızı sandığımız her nefes göğsümüze batarken biz öldük. Siz ne mi yaptınız? Sustunuz. Savaşı dilinize pelesenk ettiğiniz, acıları yarıştırdığınız, siyasi gerekçeler aradığınız ve rutin eğlencelerinize devam ettiğiniz iğrenç hayatlarınızda cenazelerimize sarılmadınız. Siz ne mi yaptınız? Biz göz göre göre öldük –ÖLDÜRÜLDÜK- siz; “İstifa edecek misiniz?” sorusuna sırıtarak cevap veren birinin temsil ettiği “adalete” inandınız ve tüm vicdansızlığınızla bu alçak yalana sığındınız.

Bundan sonra ne mi olacak?

Korkmuyoruz, kaybedeceksiniz ve barış kazanacak!

Parçalara ayırdığınız yoldaşlarımızın bıraktığı yerden devam edeceğiz. Oluk oluk akıttığınız kanlarla yıkanan bu topraklarda biz hasret kaldığımız barışı her anlamda, her alanda sizin karşınızda durarak, size rağmen ve inatla sürdüreceğiz. Her bir kelimesi nefret içeren söylemlerinize ve katliamlarla beslenen politikalarınıza karşı sımsıkı kenetlenerek, birbirimize sarılarak, acılarımızı asla unutmayarak; bir istatistikten daha fazlası olan kayıplarımızın hikâyelerini durmadan anlatarak, direnişimizi sokaklara taşırarak, uykularınızı çığlıklarımızla bölene dek yedinci sanat bizim en hakiki sığınağımızdır artık.

Sinemanın politik alt yapısını bu bağlamda değerlendiren ve değerlendirecek olan tüm sinema emekçilerine açık çağrımdır:

“Artık faili meçhul olmayan katliamların bizi karanlığa çeken gücünü, toplumsal yapı içinde çoğu zaman bilinçli bir farkındalıkla algılamadığımız toplumsal belleğin izini sürerek engellemeye çalışmak görevimizdir. ‘Öteki’ ile olan ilişkilerimizde öncelikli olarak tüm önyargıları, uzun vadede ise kavramın çağrıştırdığı tüm anlamları yıkarak yeni değerler ve yargılar yaratmak, bu bağlamda ise barış ve huzura kavuşmuş yeni bir toplum stereotipi oluşturarak bu amacı tehdit eden tüm güçlere direnmek, ölene dek bir parçası olduğumuz ve barış için can veren halkımızın kanlarıyla yıkanan bu topraklara borcumuzdur. Barışa adadıkları mücadeleleri hayatta kaldığımız süre boyunca bizlerle yaşasın.”

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi