Yakın zamanda gösterime giren Mission Impossible – Rogue Nation’ın gişe başarısı ve yılların eskitemediği; hatta aksine ününe ün katan Bond serisi, casus filmlerine olan sevginin en önemli örnekleri. Soğuk Savaş dönemi etkisiyle sinema ve televizyonda daha çok yer edinen ajanlar; 60lı yıllarda, özellikle de James Bond ve Sean Connery etkisiyle popüler kültürün vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Bu hafta vizyona giren Kod Adı U.N.C.L.E. da, ciddi işlenen ve dönemin politik yapısı ile savaşa dair söylemleri merkezine alan örneklerinin aksine, Bond filmlerinden bildiğimiz ve izleyiciyi eğlendirmeye yönelik alaylı casus tavrının yeni bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor.

Snatch, RocknRolla ve Sherlock Holmes filmlerinin yönetmeni Guy Ritchie ile Gladiator, Hannibal ve Kingdom of Heaven gibi filmlerin görüntü yönetmeni John Mathieson’un beraber çalıştığı Kod Adı U.N.C.L.E., senenin göze en çok hitap eden filmlerinden biri olacağa benziyor. Man of Steel’in yıldızı Henry Cavill, The Lone Ranger’dan tanıdığımız Armie Hammer ve A Royal Affair’in kraliçesi Alicia Vikander’ın da filmin bu albenisine katkısı ortada elbette. 1964-68 yılları arasında James Bond’un karşısında güçlü bir yapım olma amacıyla yayınlanan dizinin aynı isimli beyazperde uyarlaması olan Kod Adı U.N.C.L.E., CIA için çalışan Napoleon Solo ve KGB’den Illya Kuryakin’in U.N.C.L.E. (United Network Command for Law and Enforcement) için bir arada çalışmalarını konu ediniyor. Filmin genel konusunu ise ikilinin, nükleer silah üretme amacıyla esir tutulan bilim adamının kızı sayesinde bir araya gelip, dünyayı kurtarmak adına güçlerini birleştirmeleri olarak özetleyebiliriz.

Filmin plotundan daha detaylı bahsetmenin aslında pek de bir önemi yok. Film klasik bir casus filminin farklı bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor en basit tabirle. Her zamanki gibi ‘rahat ve havalı’ olarak çizilen klasik Amerikalı tavırlarındaki CIA ajanı Solo, nevrotik bir geçmişle süslenmiş ve Rus aksanından ödün vermeyen KBG ajanı Kuryakin ile beraberlerindeki, görevde korunulması icap edilen ama aynı zamanda yetenekleriyle de ön plana çıkan Gaby’nin Doğu Berlin’den İtalya’ya uzanan aksiyonlarını izliyoruz filmde. Film; genelde türdeşlerinin kullandığı stereotiplere dayalı ulus özelliklerini içerdiği gibi, çoğu zaman üst sınıf işi olarak izlediğimiz casusluğu burada da yine pahalı kıyafetlere, lüks arabalara ve döneminin son teknoloji aletlerinin varlığına dayandırıyor. Yakışıklılık ve güzellik ise her zaman olduğu gibi hem casuslarımız hem de düşmanları için vazgeçilmez bir unsur olarak varlığını koruyor. Yine klasik olarak Solo, kadınları etkileme görevini üstlenirken Kuryakin saf bir romantizme kapılıyor. Ama bu açıdan film diğer örneklerinden ayrı tutulabilir çünkü ne cinsellik ne de romantizm filmin odak noktası haline geliyor.

Aksiyon – macera filmlerinde hem görmeyi arzu ettiğimiz hem de fazlasını yorucu ve sıkıcı bulduğumuz kovalama sahneleri ise bana kalırsa yerinde olmuş burada. Çünkü filmin tamamı bunun üzerine kurulmamış ve genel olarak üç kısımda yoğunlaştığı söylenebilir. Bu da filmi izlenebilir hatta heyecan verici kılıyor. Özellikle kurguda kullanılan –başta acaba fazla mı diye düşünülen ama aslında büyük ölçüde işlevsel olan– ekran bölme tekniği de 60lar havasına katkıda bulunuyor, tıpkı zoom efektinin de yarattığı nostalji etkisi gibi. Daha çok Spaghetti western ve dönem filmlerinin inanılmaz film müziklerinden aşina olduğumuz Ennio Morricone’nin ismini bu yapımda göremesek de etkisini, filmin atmosferini büyük ölçüde oluşturan –özellikle İtalya faktörünü besleyen– müziklerde hissedebiliyoruz. Üzerine düşünülünce müzik kullanımının abartıldığını fark etsek de, 60ların nostaljisini de taşıyan ve aksiyonu besleyen müziklerin filme iyi giydirilmiş olması, olası rahatsızlığı ortadan kaldırdığı gibi eğlence dozunu da arttırıyor. Teknik açıdan belirtmek istediğim diğer bir nokta ise filmin Hitchcock klasikliğine, neredeyse bir Wes Anderson filmi kadar renk ve kadraj düşkünlüğü ekleyişi; bu da Kod Adı U.N.C.L.E.’ı sinematografik açıdan güzel bir yere taşıyor.

Soğuk Savaş ve nükleer tehditleri konu alan filmlerin bir kısmı izleyicisini döneminin tüm soğukluğuyla etkilemeye çalışırken, Kubrick’in Dr. Strangelove or: How I Learned to Stop Worrying and Love the Bomb filmi bunu komedi çerçevesinde ve iğneleyici bir dille sunmayı tercih etmişti zamanında. Kod Adı U.N.C.L.E. da, James Bond filmlerinde görmeye alışık olduğumuz bu ince mizah ve iğneleyici tavrı bir tık arttırıp üzerine eski düşman – yeni dost ikilinin sürtüşmelerini de ekleyerek beslemiş hikayeyi. Bazen aralarında neredeyse romantik ve cinsel bir gerilim hissettiğimiz Solo ve Kuryakin, soğuk savaş taraflarını bu açıdan esprili ve güzel temsil ediyorlar. Sık sık CIA ve KGB teknolojilerini karşılaştırmaları ve kendi uluslarını öne çıkarmaya çalışmaları büyük ölçüde mizahi bir dille işlenmiş durumda, hatta moda üzerine ahkam kesmeleri de temsil ettikleri tarafların atışmalarının yersizliğine parmak basıyor. Bu da filmi klasik savaş filmi ciddiyetinden kurtarmayı başardığı gibi dönemin yaratılmış politik gerginliğini de sorgulamaya itiyor. Böylece filmin ana çatışmasını kuran nükleer tehdit ve tarafların üstünlük kurması gibi hususlar da sadece karizmatik karakterlerimiz etrafından dönen bir oyun haline gelmiş oluyor. Bu tarz bir temsil için gerekli alt metin ve yapının filmde mevcut olup olmadığı ise tartışmaya açık elbette.

Filmi izlerken en çok yoğunlaştığımız nokta ise kuşkusuz gördüklerimiz. Göze hitap etmek için uğraşıldığı barizken, mükemmel renk paleti içinde ahenkle ilerleyen sahnelere dalmak, 60’ların bir gereği olarak renkli ve estetik aksesuarlara kapılmak ve özellikle de karakterlerin güzelliği karşısında şaşkınlığa düşmemek elde değil. Göz bu kadar önemli bir konum almışken Kod Adı U.N.C.L.E.’ı bu açıdan biraz daha değerlendirmek gerektiğini düşünüyorum. Çünkü her ne kadar ‘güzel’ görünse de hizmet ettiklerinin altını çizmek önemli. Filmi bu kadar gözün malzemesi haline getirme durumu, aslında ana akım filmlerin seyircisini bir nevi hipnotize edebilmek adına en büyük kozu ve burada teknik açıdan ustalıkla işlenmiş detaylardan değil, görülen her detayın göz için hazırlanmış olmasından bahsediyorum. Çünkü bir filmin renk paletinin, sahne planlamalarının ve özellikle de sanat yönetmenliğinin gerekli hissi yaratması ayrı; Vogue ve bilimum diğer moda dergilerinin gerek döneminde, gerek şimdi kurulan mizansenlerinde aynı etkiyi yakalamış olması ayrı tutulmalı. Burada aslında tam da bir moda dergisinin flip book (parmak film) olarak kullanılmasından doğan bir filmi izlemişiz etkisi yaratılmış durumda. Hem Solo ve Kuryakin’in her türlü aksiyon durumunda ütüsü bozulmayan takımlarıyla stillerini ve karizmatik duruşlarını kaybetmemeleri, hem de Soğuk Savaş’ı dahi moda üzerinden yürütmek bir bakıma popüler kültürün başarılı bir pazarlaması haline geliyor. Bu noktada filmin hafif parodi temsilinin arkasına sığınmayı arzu etsem de, 60’ları zaten modası ile hatırlamak bu denli popülerken buna her defasında hizmet edilmesi amacı da ortaya çıkıyor. Ama daha önce de belirttiğim gibi, filmi güzel kılan nokta da aslında bu göze hitap meselesi ve bunu tüm ahengiyle başardığını da inkar edemeyiz. Popüler kültür, 60’ları zaten büyük ölçüde politik duruşun arka fonu süslediği ve daha ilgi çekici detayların ön plana çıkarıldığı temsillerle sundu. Tüm yönleriyle gerçekçi örnekleri ön saflarda yer alamadığı sürece böyle hatırlamaya da devam edeceğiz.

Kod Adı U.N.C.L.E belki beklediğimiz o mükemmel film değil ama filmi, artılarından ve eksilerinden beraber bahsederek değerlendirebilmek önemli. Hem nostalji ögeleriyle hem de türüne kazandırdığı yenilikçi sinematik duruşu sayesinde seyir zevkini bir hayli arttırmış olan film, öyküsü ve karakterlerine özgün bir söylem katamaması nedeniyle beklenen etkiyi yaratmakta yetersiz kalıyor ve genel anlamda eğlendirici bir yapım olmaktan pek de öteye geçemiyor. Herkesin seveceği bir dönemi veya tarzı yansıtmıyor olabilir ama seveni için neredeyse fetişistik bir şekilde göz alıcı yaratılmış film, en azından her yeni teknolojiye anında bağımlı hale gelinen bir dönemde eski teknolojilerin casuslarını çekici kılmayı başarıyor.

Yakın zamanda gösterime giren Mission Impossible - Rogue Nation’ın gişe başarısı ve yılların eskitemediği; hatta aksine ününe ün katan Bond serisi, casus filmlerine olan sevginin en önemli örnekleri. Soğuk Savaş dönemi etkisiyle sinema ve televizyonda daha çok yer edinen ajanlar; 60lı yıllarda, özellikle de James Bond ve Sean Connery etkisiyle popüler kültürün vazgeçilmez bir parçası haline geldi. Bu hafta vizyona giren Kod Adı U.N.C.L.E. da, ciddi işlenen ve dönemin politik yapısı ile savaşa dair söylemleri merkezine alan örneklerinin aksine, Bond filmlerinden bildiğimiz ve izleyiciyi eğlendirmeye yönelik alaylı casus tavrının yeni bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor. Snatch, RocknRolla ve Sherlock Holmes filmlerinin yönetmeni Guy Ritchie ile Gladiator, Hannibal ve Kingdom of Heaven gibi filmlerin görüntü yönetmeni John Mathieson’un beraber çalıştığı Kod Adı U.N.C.L.E., senenin göze en çok hitap eden filmlerinden biri olacağa benziyor. Man of Steel’in yıldızı Henry Cavill, The Lone Ranger’dan tanıdığımız Armie Hammer ve A Royal Affair’in kraliçesi Alicia Vikander’ın da filmin bu albenisine katkısı ortada elbette. 1964-68 yılları arasında James Bond’un karşısında güçlü bir yapım olma amacıyla yayınlanan dizinin aynı isimli beyazperde uyarlaması olan Kod Adı U.N.C.L.E., CIA için çalışan Napoleon Solo ve KGB’den Illya Kuryakin’in U.N.C.L.E. (United Network Command for Law and Enforcement) için bir arada çalışmalarını konu ediniyor. Filmin genel konusunu ise ikilinin, nükleer silah üretme amacıyla esir tutulan bilim adamının kızı sayesinde bir araya gelip, dünyayı kurtarmak adına güçlerini birleştirmeleri olarak özetleyebiliriz. Filmin plotundan daha detaylı bahsetmenin aslında pek de bir önemi yok. Film klasik bir casus filminin farklı bir versiyonu olarak karşımıza çıkıyor en basit tabirle. Her zamanki gibi ‘rahat ve havalı’ olarak çizilen klasik Amerikalı tavırlarındaki CIA ajanı Solo, nevrotik bir geçmişle süslenmiş ve Rus aksanından ödün vermeyen KBG ajanı Kuryakin ile beraberlerindeki, görevde korunulması icap edilen ama aynı zamanda yetenekleriyle de ön plana çıkan Gaby’nin Doğu Berlin’den İtalya’ya uzanan aksiyonlarını izliyoruz filmde. Film; genelde türdeşlerinin kullandığı stereotiplere dayalı ulus özelliklerini içerdiği gibi, çoğu zaman üst sınıf işi olarak izlediğimiz casusluğu burada da yine pahalı kıyafetlere, lüks arabalara ve döneminin son teknoloji aletlerinin varlığına dayandırıyor. Yakışıklılık ve güzellik ise her zaman olduğu gibi hem casuslarımız hem de düşmanları için vazgeçilmez bir unsur olarak varlığını koruyor. Yine klasik olarak Solo, kadınları etkileme görevini üstlenirken Kuryakin saf bir romantizme kapılıyor. Ama bu açıdan film diğer örneklerinden ayrı tutulabilir çünkü ne cinsellik ne de romantizm filmin odak noktası haline geliyor. Aksiyon – macera filmlerinde hem görmeyi arzu ettiğimiz hem de fazlasını yorucu ve sıkıcı bulduğumuz kovalama sahneleri ise bana kalırsa yerinde olmuş burada. Çünkü filmin tamamı bunun üzerine kurulmamış ve genel olarak üç kısımda yoğunlaştığı söylenebilir. Bu da filmi izlenebilir hatta heyecan verici kılıyor. Özellikle kurguda kullanılan –başta acaba fazla mı diye düşünülen ama aslında büyük ölçüde işlevsel olan– ekran bölme tekniği de 60lar havasına katkıda bulunuyor, tıpkı zoom efektinin de yarattığı nostalji etkisi gibi. Daha çok Spaghetti western ve dönem filmlerinin inanılmaz film müziklerinden aşina olduğumuz Ennio Morricone’nin ismini bu yapımda göremesek de etkisini, filmin atmosferini büyük ölçüde oluşturan –özellikle İtalya faktörünü besleyen– müziklerde hissedebiliyoruz. Üzerine düşünülünce müzik kullanımının abartıldığını fark etsek de, 60ların nostaljisini…

Yazar Puanı

Puan - 65%

65%

Hem nostalji ögeleri hem de türüne kazandırdığı yenilikçi sinematik duruşu sayesinde seyir zevkini bir hayli arttırmış olan Kod Adı U.N.C.L.E., öyküsü ve karakterlerine özgün bir söylem katamaması nedeniyle beklenen etkiyi yaratmakta yetersiz kalıyor ve genel anlamda eğlendirici bir yapım olmaktan pek de öteye geçemiyor.

Kullanıcı Puanları: 4.1 ( 5 votes)
65
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi