Reha Erdem, sinemasını ince ince ören ve bu incelikten başlı başına sağlam bir yapı kurmayı başarabilen Türkiye’nin en önde gelen yönetmenlerinden biri. Son dönemde Şarkı Söyleyen Kadınlar (2013) ile düşüşe geçmiş olabileceği izlenimi veren Reha Erdem’in Koca Dünya ile güçlü bir geri dönüş yaptığını söylemek mümkün. Koca Dünya, Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde Orrizonti bölümünde gerçekleştirmişti. Koca Dünya Altın Koza Film Festivali’nden ise En İyi Film ödülüyle dönmeyi başardı. 2008 yılında çektiği Hayat Var ile auteur yönetmen olduğunu kanıtlayan ve bu durumu Kosmos (2010) ile desteklemeye devam eden Reha Erdem’in doğa ve insan diyalektiğine olan düşkünlüğünü Koca Dünya filminde de sürdürdüğünü söylemek mümkün. Yine aynı şekilde Reha Erdem’in sık sık sinemasında altını çizdiği unsurlar olan arabesk alt kültür, doğa, ödipal kompleks, anne – baba ve ilk gençlik, hayatla ilk ciddi karşılaşma başta olmak üzere tümüyle Koca Dünya’da yer alıyor. Kısaca filmin konusundan bahsetmek gerekirse – ben karakterlerin Zuhal ve Ali yerine, kendilerini yeniden adlandırdıkları isimlerini kullanmayı tercih edeceğim.-  Mimi (Ecem Uzun)  ve Kum-kum (Berke Karaer) yer yer kardeş oldukları izlenimi verilen, devletin koruyamadığı, aksine devletten korunmak durumunda kalan iki genç birey olarak kendilerini kimsenin bulamayacağını umdukları ormanlık izole bir alana yerleşirler. Para  biriktirip daha iyi bir yere geçene kadar geçici bir çözüm olarak gördükleri bu ortamda yavaş yavaş doğayla bütünleşir ve gerçeğin, modern dünyamızdaki kadar keskin çizgilerle çizilen bir kavram olmadığı aksine rüyalarla iç içe geçtiği bir evrene adım atarlar. Reha Erdem sinemasında alışkın olduğumuz lunaparklar, arabesk müzikler, hayvan sesleri ve bunun üzerinden belirli hayvanlarla derdi/iletişimi olan karakterler Koca Dünya’da da karşımıza gelmeye devam ediyor. Koca Dünya: "Korkmadım, yalnız kaldım sadece." Reha Erdem, son filminde sesi yine oldukça etkili bir biçimde kullanıyor ve Koca Dünya sinematografik anlamda da Reha Erdem ve A Ay (1988) haricinde tüm filmlerinde beraber çalıştığı görüntü yönetmeni Florent Herry ikilisinin ortaya koydukları en olgun ve en başarılı iş olarak değerlendirilebilir. Salt doğanın izleğinde bireyin yalnızlığının ve bir noktada da bu yalnızlığın evrildiği çaresizliğin zamanla doğayla iletişime geçerek ve onu tanıyarak insanın kendi özüne dönüşünün, aynı zamanda her anlamda gelişiminin başarılı bir temsili olan Koca Dünya’da erkek ve kadın rolleri de üzerine düşünülmesi gereken ayrıntılardan. Mimi, kurdukları bu yeni hayatta doğayla en yoğun iletişime geçen ve dönüşmeye ilk başlayan karakter. Burada kadının ev içinde kapalı kalan ve dış dünyayla iletişiminin minimumda bırakıldığı ilişkilerin bir temsilini görmek mümkün. Diğer tarafta ise erkek yani Kum-Kum, çalışmanın da getirdiği koşullarla sürekli dış dünya ile iletişim kuran ve “yolda” olan bir karakter. Erkeğin dış dünyaya açıklığı elbette cinsel deneyimler ve eğlence anlayışı ile de desteklenerek kadın – erkek rolleri arasında yönetmen tarafından belirgin bir farklılığa gidildiğini söylemek mümkün. Yine aynı cinsiyet rollerinden yola çıkarak desteklenen bir diğer farklılık ise yaşadıkları izole ormanda Mimi’nin yaşlı bir teyzeyle özdeşleşmesi ve bu yaşlı teyzenin ormanda babasını araması, diğer tarafta Kum-Kum’un sık sık bir erkekle yüz yüze gelmesi ve bu erkeğin de annesini arıyor olması. Mimi ve Kum-Kum’un ayrı ayrı özdeşleştikleri karakterler, ödipal kompleksin altını çizen unsurlar olarak okunabilir. Çünkü bir noktada ortaya çıkan durumda Mimi, annesini arayan erkekle karşılaşmazken Kum-Kum da babasını arayan yaşlı…

Yazar Puanı

Puan - 85%

85%

Koca Dünya, Reha Erdem'in filmografisinde oldukça sağlam bir yerde konumlanan, her bir karesinin üzerine titizlikle çalışıldığı izlenimini veren hem görsel anlamda hem de hikaye anlatımı açısından gerçekle rüyavari anlatımı iç içe geçirmeyi başaran etkili bir film olarak tanımlanabilir.

Kullanıcı Puanları: 2.27 ( 11 votes)
85

Reha Erdem, sinemasını ince ince ören ve bu incelikten başlı başına sağlam bir yapı kurmayı başarabilen Türkiye’nin en önde gelen yönetmenlerinden biri. Son dönemde Şarkı Söyleyen Kadınlar (2013) ile düşüşe geçmiş olabileceği izlenimi veren Reha Erdem’in Koca Dünya ile güçlü bir geri dönüş yaptığını söylemek mümkün.

Koca Dünya, Dünya prömiyerini Venedik Film Festivali’nde Orrizonti bölümünde gerçekleştirmişti. Koca Dünya Altın Koza Film Festivali’nden ise En İyi Film ödülüyle dönmeyi başardı. 2008 yılında çektiği Hayat Var ile auteur yönetmen olduğunu kanıtlayan ve bu durumu Kosmos (2010) ile desteklemeye devam eden Reha Erdem’in doğa ve insan diyalektiğine olan düşkünlüğünü Koca Dünya filminde de sürdürdüğünü söylemek mümkün.

Yine aynı şekilde Reha Erdem’in sık sık sinemasında altını çizdiği unsurlar olan arabesk alt kültür, doğa, ödipal kompleks, anne – baba ve ilk gençlik, hayatla ilk ciddi karşılaşma başta olmak üzere tümüyle Koca Dünya’da yer alıyor. Kısaca filmin konusundan bahsetmek gerekirse – ben karakterlerin Zuhal ve Ali yerine, kendilerini yeniden adlandırdıkları isimlerini kullanmayı tercih edeceğim.-  Mimi (Ecem Uzun)  ve Kum-kum (Berke Karaer) yer yer kardeş oldukları izlenimi verilen, devletin koruyamadığı, aksine devletten korunmak durumunda kalan iki genç birey olarak kendilerini kimsenin bulamayacağını umdukları ormanlık izole bir alana yerleşirler. Para  biriktirip daha iyi bir yere geçene kadar geçici bir çözüm olarak gördükleri bu ortamda yavaş yavaş doğayla bütünleşir ve gerçeğin, modern dünyamızdaki kadar keskin çizgilerle çizilen bir kavram olmadığı aksine rüyalarla iç içe geçtiği bir evrene adım atarlar. Reha Erdem sinemasında alışkın olduğumuz lunaparklar, arabesk müzikler, hayvan sesleri ve bunun üzerinden belirli hayvanlarla derdi/iletişimi olan karakterler Koca Dünya’da da karşımıza gelmeye devam ediyor.

Koca Dünya: “Korkmadım, yalnız kaldım sadece.”

Reha Erdem, son filminde sesi yine oldukça etkili bir biçimde kullanıyor ve Koca Dünya sinematografik anlamda da Reha Erdem ve A Ay (1988) haricinde tüm filmlerinde beraber çalıştığı görüntü yönetmeni Florent Herry ikilisinin ortaya koydukları en olgun ve en başarılı iş olarak değerlendirilebilir. Salt doğanın izleğinde bireyin yalnızlığının ve bir noktada da bu yalnızlığın evrildiği çaresizliğin zamanla doğayla iletişime geçerek ve onu tanıyarak insanın kendi özüne dönüşünün, aynı zamanda her anlamda gelişiminin başarılı bir temsili olan Koca Dünya’da erkek ve kadın rolleri de üzerine düşünülmesi gereken ayrıntılardan.

Mimi, kurdukları bu yeni hayatta doğayla en yoğun iletişime geçen ve dönüşmeye ilk başlayan karakter. Burada kadının ev içinde kapalı kalan ve dış dünyayla iletişiminin minimumda bırakıldığı ilişkilerin bir temsilini görmek mümkün. Diğer tarafta ise erkek yani Kum-Kum, çalışmanın da getirdiği koşullarla sürekli dış dünya ile iletişim kuran ve “yolda” olan bir karakter. Erkeğin dış dünyaya açıklığı elbette cinsel deneyimler ve eğlence anlayışı ile de desteklenerek kadın – erkek rolleri arasında yönetmen tarafından belirgin bir farklılığa gidildiğini söylemek mümkün. Yine aynı cinsiyet rollerinden yola çıkarak desteklenen bir diğer farklılık ise yaşadıkları izole ormanda Mimi’nin yaşlı bir teyzeyle özdeşleşmesi ve bu yaşlı teyzenin ormanda babasını araması, diğer tarafta Kum-Kum’un sık sık bir erkekle yüz yüze gelmesi ve bu erkeğin de annesini arıyor olması. Mimi ve Kum-Kum’un ayrı ayrı özdeşleştikleri karakterler, ödipal kompleksin altını çizen unsurlar olarak okunabilir. Çünkü bir noktada ortaya çıkan durumda Mimi, annesini arayan erkekle karşılaşmazken Kum-Kum da babasını arayan yaşlı teyzeyle yüz yüze gelmez. İkisi de kendi özdeşleşmelerinin kurulduğu karakterleri tanımlayabilir durumdadır.

İlk gençlik zamanının filmin geneline etki eden “pamuk ipliğine bağlı olma” durumu aslında daha çok Mimi üzerinden işlenir. Mimi’nin yaşlı teyze ile özdeşleşmesini ileri boyutlara taşıdığının bir temsili olarak başörtüsünü alması, bu yaşlılığın ve çocuksu gençliğin ortak paydası olarak görebileceğimiz saflığın bir temsili olan beyaz başörtü, rüzgarda her an uçmaya hazır haliyle, Mimi’yi dış dünyadan yer yer ayırsa da her an uçup gidebilecek bir kalkan işlevi görür.  “Korkmadım, yalnız kaldım sadece.” diyen Mimi korkuyu, yalnızlığı ve yalnızlığın en bilindik haliyle yol açtığı korkuyu birbirinden ayırt eder.

Yanı sıra Reha Erdem’in Hayat Var filminde, yine genç bir kız olan ve yaşamı henüz yeni yeni anlamlandıran Hayat’ın yaşadığı zorluklar karşısında gücünün yetmediği noktalarda bir hindiye zarar verme eğiliminde olduğunu görmek mümkündü. Koca Dünya’da ise yine benzer noktalardan yola çıkılan ve hayvanlarla kurulan bir iletişim var. Öncelikle Mimi’nin “baba” olarak tanımladığı keçi, filmin sonlarında Kum-Kum’un da dönüşümünü tamamlamasıyla bir baba figürüne evrilir. Bu dönüşümlerin inandırıcılığı elbette filmin dayanak noktalarından biri. Ecem Uzun, Yeşim Ustaoğlu‘nun Tereddüt filminde de oyunculuğunu kanıtlarken Koca Dünya’da da aynı şekilde parlamaya devam ediyor. Berke Karaer, Ecem Uzun’un başarısının yanında ne yazık ki oyunculuğuyla filmi yer yer düşürebiliyor.

Sonuç olarak; Koca Dünya, Reha Erdem’in filmografisinde oldukça sağlam bir yerde konumlanan, her bir karesinin üzerine titizlikle çalışıldığı izlenimini veren hem görsel anlamda hem de hikaye anlatımı açısından gerçekle rüyavari anlatımı iç içe geçirmeyi başaran etkili bir film olarak tanımlanabilir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi