İnce Kırmızı Hat (The Thin Red Line, 1998), Hayat Ağacı (The Tree of Life, 2011), Aşkın İzleri (To the Wonder, 2012) gibi filmlerin yönetmeni Terrence Malick’in son filmi Knight of Cups (2015), Filmekimi kapsamında izleyiciyle buluştu. Christian Bale, Cate Blanchett, Natalie Portman ve Antonio Banderas gibi ünlü oyunculara yer veren film, ismini bir tarot kartından alıyor. Film birçok bölümden oluşuyor ve bu bölümlere de adlarını yine tarot kartları veriyor.

Tarotta Knight of Cups yani Kupaların Şövalyesi; beyaz atının üzerinde bir mesaj taşıyan genç bir adam olarak tasvir ediliyor. Şövalye atının üzerinde sakin ve huzurlu bir şekilde ilerliyor. At gücü, beyaz ise saflığı ve maneviyatı temsil ediyor. Film de bu imgelerle uyumlu mistik bir hikâye ile açılıyor. Hikâye babası tarafından değerli bir inci tanesini bulmak üzere gönderilen, fakat inciyi ararken bir kupadan içtiği içki yüzünden kim olduğunu, nereden geldiğini, hangi amaçla yollara düştüğünü unutan bir şövalyeyi anlatıyor. Şövalyenin hikayesi, 30 yaşını geçmiş ama bunca yıl boyunca ne yaptığını, kim olduğunu, bir zamanlar ne olmak istediğini unutan filmin başkişisi Rick’in (Christian Bale) içinde bulunduğu hal ile bir hayli örtüşüyor. Rick, kendine ve hayatına olan yabancılaşmasını “Bunca yıl boyunca sanki başkalarının hayatını yaşamışım” diyerek özetliyor. Filmin akışkanlığı içinde ayrıksı bir yerde duran deprem sahnesi, Rick’in silkinip unutuşunun farkına varışını imgeliyor belki de. İzleyici ise Rick’in unuttuğu benliğinin peşinde, çok da bilinçli olmayan arayışına tanıklık ediyor.

Rick birçok insanın hayalini kurduğu, neredeyse her şeye sahiptir. Gençtir henüz, bir hayli yakışıklıdır da, iyi bir yazardır ve çok para kazanma ihtimali vardır. Ama yine de hayattan, çevresindeki insanlardan ve geçmişinden yalıtılmış ya da kendini yalıtmış bir haldedir. Havada asılı kalmış gibidir. Film, Rick’e dair çeşitli bilgiler verir aslında; örneğin bir babası, birisi ölmüş iki erkek kardeşi olduğunu ve sonu pek de iyi bitmeyen bir evlilik yaşadığını öğreniriz. Babası sorunlu bir adamdır. Hem Rick hem de erkek kardeşi Barry ile (Wes Bentley) gerilimler yaşamaktadır. Barry, kardeşinin ölümünden babasını sorumlu tutar ve sürekli çatışırlar. Rick kardeşi Barry’ye karşı da karmaşık duygular besler. Fakat babası ile sorunlarının da kardeşine karşı beslediği karmaşık duyguların da sebebini hiçbir şekilde öğrenemeyiz. Aslında Rick de bu sorunlara pek ilgi göstermiyordur. Örneğin bir sahnede Barry ve babası oldukça sert bir tartışmanın içine girerler. Rick ise bu tartışmanın bir adım gerisinde durmayı tercih eder. Seyirci olarak biz de Rick’in pozisyonundan bakarız olana bitene. Bir şeyler oluyordur gözümüzün önünde evet, ama konuşulanları duymaz, ne olup bittiğini bilmeyiz. Aynı şekilde Rick’in eski karısı Nancy (Cate Blanchett) ile olan ilişkisine dair de çok yüzeysel bilgiler verir film. Bu bilgiler Rick’in ne hissettiğine ve ilişkiyi nasıl algıladığına dair değildir. Genellikle Nancy’nin kurduğu bölük pörçük cümlelerden bir şeyler çıkarmaya çalışırız.

Aslına bakarsanız ne Rick’in ne de filmin geçmişle ya da gelecekle pek bir derdi, ilgisi yoktur zaten. Rick bir gün gözlerini açmış ve anlamsızlıklar denizinin ortasında bulmuştur kendini. Anlamsızlığı aşmak için bir çeşit ruhsal yolculuğa çıkar. Ama Rick için ne anlamsızlık o kadar derin ne de yolculuk o kadar manevidir. Nereye gittiğini bilmeden gider sadece. Tarot fallarını pusula yapmaya çalışır, yönünü doğaya ve kadınlara çevirir. Onlara ulaşmak için de çok bir şey yapmasına gerek kalmaz zaten. Birbirinden güzel kadınlar da, uçsuz bucaksız doğa da, gidilecek yollar da burnunun dibindedir hemen, başını kaldırması yeter. Ne anlamı bulmak için derin düşüncelere dalmak, ne karşısındaki kadınları anlamak için çabalamak zorunda kalır. Mistik bir dış ses onun yerine düşünür, konuşur ve film boyunca hiç yalnız bırakmaz onu. Ona düşen Los Angeles’in büyüleyici sokaklarında, ne olduğundan emin olmadığı o mesajı taşıyan elçiler bildiği kadınların peşine takılıp hayatla birlikte akıp gitmektir. Kadınlar Rick’in hayatına kolayca girerler ve onu birbirinden renkli dünyalara sürüklerler.

Film de bu akıştan ibarettir diyebiliriz. Çünkü Rick’in neden bir anda kendi anlamsızlığının içine düştüğünü söylemediği gibi, anlamın nerede olduğuna dair de hiçbir ipucu vermez. Kadınları işaret eder ama onlar da tıpkı tiril tiril elbiseleri gibi uçuşkandırlar. Neredeyse hiçbir iz, etki bırakmadan çıkıp gider ve yerlerini yeni bir kadına bırakırlar. Parti sahneleri, Rick’in kadınlarla kurduğu ilişkiler yer yer Fellini filmlerini anımsatır evet ama Rick’in örneğin La Dolce Vita’nın Marcello’su ile uzaktan yakından ilgilisi yoktur. Çünkü Marcello katıldığı partilerdeki yozluğu sonunda kadar yaşar ve belki de o yaşanmışlık sayesinde sefilliği kusar filmin sonunda. Rick ise ne içindedir partilerin ne de dışında. Her şeye bir adım yakın, bir adım uzaktır. O yüzden eleştirel bir gözü de yoktur. İzler sadece. Film birbirinden güzel görüntülerin ve tanrıvari bir dış sesin dillelendirdiği birbirinden güzel sözlerin toplamıdır. Ama bu toplam bir bütün yaratmaya yetmez ve film de aynı Rick gibi havada asılı kalır.

İnce Kırmızı Hat (The Thin Red Line, 1998), Hayat Ağacı (The Tree of Life, 2011), Aşkın İzleri (To the Wonder, 2012) gibi filmlerin yönetmeni Terrence Malick’in son filmi Knight of Cups (2015), Filmekimi kapsamında izleyiciyle buluştu. Christian Bale, Cate Blanchett, Natalie Portman ve Antonio Banderas gibi ünlü oyunculara yer veren film, ismini bir tarot kartından alıyor. Film birçok bölümden oluşuyor ve bu bölümlere de adlarını yine tarot kartları veriyor. Tarotta Knight of Cups yani Kupaların Şövalyesi; beyaz atının üzerinde bir mesaj taşıyan genç bir adam olarak tasvir ediliyor. Şövalye atının üzerinde sakin ve huzurlu bir şekilde ilerliyor. At gücü, beyaz ise saflığı ve maneviyatı temsil ediyor. Film de bu imgelerle uyumlu mistik bir hikâye ile açılıyor. Hikâye babası tarafından değerli bir inci tanesini bulmak üzere gönderilen, fakat inciyi ararken bir kupadan içtiği içki yüzünden kim olduğunu, nereden geldiğini, hangi amaçla yollara düştüğünü unutan bir şövalyeyi anlatıyor. Şövalyenin hikayesi, 30 yaşını geçmiş ama bunca yıl boyunca ne yaptığını, kim olduğunu, bir zamanlar ne olmak istediğini unutan filmin başkişisi Rick'in (Christian Bale) içinde bulunduğu hal ile bir hayli örtüşüyor. Rick, kendine ve hayatına olan yabancılaşmasını “Bunca yıl boyunca sanki başkalarının hayatını yaşamışım” diyerek özetliyor. Filmin akışkanlığı içinde ayrıksı bir yerde duran deprem sahnesi, Rick'in silkinip unutuşunun farkına varışını imgeliyor belki de. İzleyici ise Rick’in unuttuğu benliğinin peşinde, çok da bilinçli olmayan arayışına tanıklık ediyor. Rick birçok insanın hayalini kurduğu, neredeyse her şeye sahiptir. Gençtir henüz, bir hayli yakışıklıdır da, iyi bir yazardır ve çok para kazanma ihtimali vardır. Ama yine de hayattan, çevresindeki insanlardan ve geçmişinden yalıtılmış ya da kendini yalıtmış bir haldedir. Havada asılı kalmış gibidir. Film, Rick’e dair çeşitli bilgiler verir aslında; örneğin bir babası, birisi ölmüş iki erkek kardeşi olduğunu ve sonu pek de iyi bitmeyen bir evlilik yaşadığını öğreniriz. Babası sorunlu bir adamdır. Hem Rick hem de erkek kardeşi Barry ile (Wes Bentley) gerilimler yaşamaktadır. Barry, kardeşinin ölümünden babasını sorumlu tutar ve sürekli çatışırlar. Rick kardeşi Barry’ye karşı da karmaşık duygular besler. Fakat babası ile sorunlarının da kardeşine karşı beslediği karmaşık duyguların da sebebini hiçbir şekilde öğrenemeyiz. Aslında Rick de bu sorunlara pek ilgi göstermiyordur. Örneğin bir sahnede Barry ve babası oldukça sert bir tartışmanın içine girerler. Rick ise bu tartışmanın bir adım gerisinde durmayı tercih eder. Seyirci olarak biz de Rick’in pozisyonundan bakarız olana bitene. Bir şeyler oluyordur gözümüzün önünde evet, ama konuşulanları duymaz, ne olup bittiğini bilmeyiz. Aynı şekilde Rick'in eski karısı Nancy (Cate Blanchett) ile olan ilişkisine dair de çok yüzeysel bilgiler verir film. Bu bilgiler Rick’in ne hissettiğine ve ilişkiyi nasıl algıladığına dair değildir. Genellikle Nancy’nin kurduğu bölük pörçük cümlelerden bir şeyler çıkarmaya çalışırız. Aslına bakarsanız ne Rick’in ne de filmin geçmişle ya da gelecekle pek bir derdi, ilgisi yoktur zaten. Rick bir gün gözlerini açmış ve anlamsızlıklar denizinin ortasında bulmuştur kendini. Anlamsızlığı aşmak için bir çeşit ruhsal yolculuğa çıkar. Ama Rick için ne anlamsızlık o kadar derin ne de yolculuk o kadar manevidir. Nereye gittiğini bilmeden gider sadece. Tarot fallarını pusula yapmaya çalışır, yönünü doğaya ve kadınlara çevirir. Onlara ulaşmak için de çok bir…

Yazar Puanı

Puan - 53%

53%

Şövalyenin hikayesi, 30 yaşını geçmiş ama bunca yıl boyunca ne yaptığını, kim olduğunu, bir zamanlar ne olmak istediğini unutan filmin başkişisi Rick'in (Christian Bale) içinde bulunduğu hal ile bir hayli örtüşüyor. Rick, kendine ve hayatına olan yabancılaşmasını “Bunca yıl boyunca sanki başkalarının hayatını yaşamışım” diyerek özetliyor. Filmin akışkanlığı içinde ayrıksı bir yerde duran deprem sahnesi Rick'in silkinip unutuşunun farkına varışını imgeliyor belki de. İzleyici ise Rick’in unuttuğu benliğinin peşinde, çok da bilinçli olmayan arayışına tanıklık ediyor.

Kullanıcı Puanları: 4.33 ( 3 votes)
53
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi