Dayanıştıkça güçlenen, tüm zorluklara rağmen hayallerinden vazgeçmeyen, “ben de buradayım” diyen kadınların belgeseli Ben de Buradayım, Senegal çekimleri için kitlesel fonlama sitesi Fongogo üzerinden bir kampanya başlattı. Biz de mülteci/göçmen kadınların var olma hikayesini beyazperdeye taşıyacak olan Ben de Buradayım belgeselinin yönetmeni Kıvılcım Akay ile, projenin detayları ve başlattıkları Fongogo kampanyası üzerine keyifli bir söyleşi gerçekleştirdik.

Söyleşi: Ecem Şen

Deşifre: Sıla Şahinöz

Ecem Şen: ‘Ben de Buradayım’ okuduğum kadarıyla değindiği incelikli noktalarla farklı söylemler barındırıyor kendi içerisinde. Bunu çok kıymetli buluyorum açıkçası. Bu fikir nasıl ortaya çıktı? Bize süreçten bahseder misin?

Kıvılcım Akay: Aslında fikir, Aslı’nın çektiği fotoğraflardan ortaya çıktı. Aslı Çelikel, fotoğrafçı ve benim çok yakın arkadaşım. 2013’te Laleli’de siyahi göçmenlerle yaptığı bir projede, Amina’yı fark ettim. O zaman çok dikkatimi çekmişti. Ama o dönemki işlerim sebebiyle onun üzerinde çok duramamıştım. Zaten projenin kendisi de ayrıca dikkat çekiciydi. Birçok yerde yayınlandı ve gösterildi. Orada İstanbul’daki başka bir yapıyı fark ettim aslında. Bir yandan siyahi göçmenlerin bu kadar içimizde olması, bir yanda da bizim onların fark etmememiz; bana İstanbul’un içerisinde başka bir kimlik, başka bir ülke varmış gibi hissettirdi. Ne kadar zor koşullarda yaşadıklarını da hatırlamış oldum. Dediğim gibi proje çok hoşuma gitti ama o dönem çok fazla üstüne düşemedim. Amina’nın fotoğrafı çok dikkatimi çekti çünkü diğerlerinden çok farklı duruyordu. Gözlerindeki ışık daha farklıydı. Sonra 2016’da Aslı, bir derginin kapağında çalışmak için tekrar Amina’ya ulaştı. Ben o derginin kapağında Amina’yı gördükten sonra, ‘Evet, artık’ dedim. Çünkü bu çok dikkat çekici ve kendime sordum: ‘Neden bir göçmen ya da mülteci arkadaşım yok?’ dedim. Gözümüzün önündeler ama bir yandan o kadar uzaktalar. Belki de biz uzaklaştırıyoruz. Ondan sonra Amina ile tanıştım ve onla tanıştıktan sonra, aslında bambaşka bir dünyayı da tanımış oldum. Onun buradaki yaşamını, geliş sürecini ve burada yaşadıkları zorlukları gördüm. Bir de her şeyden önce Orta Doğu’da yaşıyoruz. Çalkantılı bir yaşamımız var ve yarın bizim de ne olacağımız belli değil. Ben, her an başka bir ülkede Amina’nın yaşadığı duruma düşebilirim. Biraz empati duygusundan yola çıkarak geliştirdiğim bir şey. Kadın hakları ve insan hakları savunucusu olduğumu iddia ediyorsam eğer, bunun üzerine bir şeyler yapmak zorunda olduğumu düşünüyordum. Bir önceki yaptığım çalışma, çocuk hakları üzerineydi. Kadın hakları üzerine de bir çalışma yapmak istiyordum ama bence, bu noktadan bakmak beni daha çok geliştirdi. Baktığımız zaman, Türkiye’deki kadınlar da çok sorun yaşıyorlar aslında ama onlar en azından dertlerini anlatabiliyorlar. Bir noktaya kadar kendilerini ifade edebiliyorlar. Fakat burada Suriyeli kadınlar, siyahi kadınlar gibi çok farklı boyutlar var. En çok sıkıntıyı da onların çektiğini gördüm çünkü, her şeyden önce kağıtsız oldukları durumlar var. Burada birçoğu resmî izinle kalamıyor. Amina, o yönden patronundan dolayı biraz şanslı. İzinlerini tamamlayabilmiş. Siyahi kadınların birçoğu tehdit ediliyorlar. Birçoğu ‘seks yoksa, para da yok’ gibi korkunç söylemlere maruz kalabiliyorlar. Bazı insanlar polise başvurmak ve izinsiz yaşadıklarını bildirmek gibi tehditkar bir şekilde davrandıkları için epey zorluklar yaşıyorlar. En büyük problem ise renkleri. Türk insanının henüz siyahilerle olan iletişimi, pek güçlü değil ve gerçekten onları ayrı bir yerde konumlandırıyorlar. Amina’dan da dinlediğim kadarıyla, tenlerinin renginden dolayı pismiş gibi yargılanıyorlarmış. ‘Bunlar arkamızdan konuşulabiliyor ve sanki Türkçe bilmediğimiz düşünülerek daha rahat bir şekilde yüzümüze karşı metroda, yolda yürürken bu söylemlere maruz kalıyoruz’ diyor, Amina. Bundan dolayı dışarıda zaman geçirmekten çekindiklerini de söylüyor.

Kıvılcım Akay

Kıvılcım Akay

Amina’nın her şeyden önce hayallerinin olması dikkatimi çekti. Model olmak istiyor. Baktığımızda, çok farklı bir karakter değil. Benden daha küçük bir kadın ve 9 yaşında bir çocuğu var ama çocuğunu göremiyor. Onun ihtiyaçlarını karşılamak için buraya gelmek zorunda kalmış. Ben bunları yapabilir miydim diye kendime sorduğumda,  bu kadarının üstesinden gelemeyebilirdim, diyorum. O yüzden, onu ve onun durumunda olan herkesi çok takdir ediyorum. Bu noktada göçmen ve mülteci diye kimseyi ayırmıyoruz çünkü bu çok vicdani bir şey. Sonuçta iki taraf da buraya mecburiyetten geldi. Biri çocuğu için buraya çalışmaya geliyor, diğeri de savaştan kaçıp ölmemek için buraya geliyor. Olan her türlü kadınlara ve çocuklara oluyor aslında.

Ecem Şen: Söylediklerinde bir şey dikkatimi çekti: Her şeyden önce “benim neden göçmen/mültecilerle ilgili yapılmış bir projem yok?” değil de “benim neden göçmen ya da mülteci bir arkadaşım yok?” kaygısı. Bu çok kıymetli bir şey mesela.

Kıvılcım Akay: Evet! Şu anda göçmen ve mülteci arkadaşlarım var. Onlarla daha yakın bir iletişim kuruyorum. Aslında mültecilere ulaşmak konusunda onlarla biraz sıkıntı yaşıyoruz. Çünkü burada çok farklı ilişkiler ve bağlantılar var. Göçmenler konusunda biraz daha ilerleme kaydettiğimizi söyleyebilirim ama mülteciler konusunda daha çok kurumlar üzerinden ilerlemeye çalışıyorum. Çünkü oradaki iletişimimiz o kadar rahat olmayabiliyor. Ama dediğim gibi göçmen ve mülteci diye ayırabileceğimiz bir pozisyon yok. Arkadaş olmak zorundayız!

“Biz kadınlar olarak bir araya gelmeseydik bu işi yapamazdık.”

Ecem Şen: Değindiğin gibi,  içinde yaşadığımız bu ataerkil toplumda kadın olmak aslında öteki olmak. Ama bir de siyahi göçmen/mülteciler de var. Aslında ötekinin de ötekisi. O yüzden bunun projeleştirilmesinin öneminin altını çizmek gerekiyor. Filmin tanıtımında bir cümle gördüm: ‘Kadınlar birbirlerine destek oldukları sürece güçlenebilir  ve  hayallerini gerçekleştirebilirler.’

Kıvılcım Akay: Aynen. Aslında bu durum, belgeseli çekme sürecinde de somut olarak yaşadığımız bir durum. Bu belgeseli hayata geçirmek için aslında ne kadar çok çabaladığımızı, kadınların nasıl bir araya geldiğini ve bunun ortak bir mesele olduğunu görüp yaşıyoruz aslında. Biz kadınlar olarak bir araya gelmeseydik bu işi yapamazdık. Yani orada desteğin ve dayanışmanın ne kadar kıymetli olduğunu birebir yaşıyoruz. Kaldı ki, onlar için ne kadar kıymetli ve önemli bir destek olduğunu şu an net bir şekilde görebiliyorum. Onlar için de bu süreç aslında dayanışmanın somut bir haline dönüşecek. Hatta dönüşmeye başladı bile. Özellikle çekimler içerisinde yapacağımız moda çekimleri, bunun tamamen somut bir performansa dönüşmüş hali oluyor.

Ecem Şen: Peki belgesel nasıl bir noktada konumlanacak? Amina’nın Senegal’de bir hayatı ve bir kızı var. Burada bir hayatı var, yanı sıra manken olma ideali var. Siz belgeselde neye odaklanacaksınız?

Kıvılcım Akay: Her şeyden önce biz bu belgeselde, Amina’nın hayalleri ve yaşantısı üzerinden diğer göçmen ve mülteci kadınlara ulaşmaya çalışıyoruz. Ben Amina’yı fark ettim ve onla tanıştım. Onun sayesinde onun çevresini ve diğer göçmen kadınları tanımaya başladım. Bununla beraber birçok göçmen ve mülteci kadınlar hakkında da bilgi edindim.

Ecem Şen: Bahsettiğin moda çekimiyle de somutlaşacak.

Kıvılcım Akay: Aynen. Ama burada mesele kesinlikle Amina’nın model olması değil. Bu proje onu podyuma çıkarıp, model yapmak için gelişen bir süreç değil. O zaman bir peri masalı anlatmış oluruz ama bu gerçek bir şey. Biz Amina’nın da arkadaşları olduğumuz için bu süreçte ona bir mentörlük veriyoruz bir bakıma. Biz süreç içinde Aslı Filinta bizim danışmanımız oldu. Amina ile beraber konuşarak ve onun hayallerini dinleyerek; bu hayallerin ne kadar gerçekçi olup olmadığını bayağı değerlendirdiler. Amina, şu anda ilk durduğu yerde değil. Amina’nın hayali iyi bir model olmak ve bunun için çabalıyor olmasından ziyade;  diğer göçmen ve mülteci kadınlar gibi onun da en çok istediği şey, “var olduğunu” hissetmek. Çünkü en büyük problemleri bu. Hayalleri, aslında burada var olmasının kapısını aralamış oluyor. Amina’nın hayali model olmak. Biz bu hayalini gerçekleştirmek için ona yardımcı olurken; onun hayallerini bir peri masalı gibi işlemek yerine, onun fikirlerini ve çevresini dikkate alarak onun isteği doğrultusunda bir moda fotoğrafı çekimi oluşturduk. Docu-fiction bir proje zaten bu. Ama fiction derken, var olmayan şeylerden bahsetmiyorum. Var olan şeyleri, belki tekrar gerçekleştirdiğimiz bölümlerden bahsediyorum. Bu noktada kilit bir belgesel olacak. Yani yeni anlatım tarzları denemeye çalıştığımız, daha sinema tadında bir belgesel  çekmeyi planlıyoruz. Moda çekimi ile de aslında dikkat çekip, kamuoyu oluşturmak istiyoruz. Bu kadınlar, buradalar ve varlar. Bu amaç için toplandılar ama aslında onları bir araya getiren şey var olduklarını hissetmek/hissettirmek. Tamamen bunun için bir aradalar. Yoksa 10 tane farklı ırklardan mülteci/göçmen kadın,  bir araya geldiklerinde aslında hep modellik hayalleri için bir arada bulunmuyor. Biz de onlara sadece destek vermiş oluyoruz.

kivilcim-akay-ben-de-varim-belgesel-filmloverss

Ecem Şen: Belgeselde Amina’yı ana karakter olarak takip ediyoruz peki diğer göçmen/mülteci kadın hikayelerine de dokunacak mıyız?

Kıvılcım Akay: Tabi ki. Amina’nın arkadaşları üzerinden aslında bunu daha çok geliştiriyoruz. Burada sadece Senegalli değil, Etiyopyalı, Türkmen, Kazak kadınlar da var. Aslında Amina’nın etrafında ya da başkaları aracılığıyla projeye dahil olan birçok mülteci göçmen kadına ulaşmış oluyoruz. Evet, Amina bizim ana karakterimiz. Bunun yanı sıra akademisyenlerden  ve bu alanda çalışmalar yapan basın mensuplarından da bu işleri dinleyeceğiz. Onun haricinde;  bu işlerin gerçek anlamda sıkıntısının ne olduğunu, kağıtsız olanların durumunu, mültecilerin yaşadığı sorunları, erkeklerden gördükleri baskıları, tecavüzleri, tacizleri de duyurmamız gerekiyor.

Ecem Şen: Sinema, en nihayetinde Türkiye’de yapması zor bir sanat. Hele belgesel yapmak daha da zor. Bu süreçte siz, Antalya Film Forum’dan ve Kültür Bakanlığından destek almışsınız. Bu destek süreci nasıl gidiyor?

Kıvılcım Akay: Belgeselin destek süreci de aslında çok zaman alıyor. Bu proje başlayalı 13 ay oldu. Türkiye şartlarına göre hızlı bile hareket ettik gibi görünüyor. Bu noktada biraz Antalya Film Forum’dan ödül almamızın da bir etkisi oldu. Çok güvendiğimiz ve inandığımız bir proje olduğu için bu hissiyat karşımızdaki insanlara da yansımaya başladı. Daha çok kapatamadığımız noktalar var ama harekete geçmek zorundayız. Kültür Bakanlığı’ndan da destek çıktıktan sonra, devamında DocsBarcelona’ya seçildik. Ama o, işin maddi kısmında değil sonrasındaki dağıtım ve gösterim sürecini hazırlamak üzere biraz daha projemizi sektöre tanıttığımız bir platformdu. Beşiktaş Belediyesi’nden de ulaşım ve catering sponsorluğu alınca, arık çekimleri yapabiliriz demeye başladık. Ama tabi ki daha çok eksiğimiz var. Çünkü bu hikayenin bizim için çok önemli olan %30’luk kısmında, yani Senegal sahnelerinin geçeceği kısımda tıkandık. Türkiye’deki prodüksiyonu bir şekilde halledebiliyoruz ama oraya gidecek maddi kaynağı henüz oluşturamadık. Artık dünyanın birçok yerinde bağımsız filmler ve belgeseller, kitlesel fonlama araçlarıyla destekleniyor. Bizim çok alışık olduğumuz bir durum değil. Sanatın desteklenmesi ve buna bir bütçe ayrılması çok yeni bir mecra. Destek gördüğümüz yerler de bizim gibi insanlar oluyor çünkü, yaşadığımız sıkıntıları daha iyi anlıyorlar. Biz daha çok bu alanda sorumluluk duyulması gereken kadın dernekleri, girişimcileri, bu işe bütçe ayırabilecek, hem maddi hem de manevi anlamda bu işe yeterli olabilecek kadınları bu projeye çekmek istiyoruz. Bu nedenle Fongogo üzerinden bir kampanya başlattık. Henüz çok istediğimiz noktada değiliz, az da bir vaktimiz kaldı ama biz her türlü Senegal çekimlerimizi yapmak istiyoruz.

kivilcim-akay-ben-de-buradayim-filmloverss

“En önemli kısımlarından bir tanesi de Gorée Adası’nda – köleliğin çıkış noktası- Amina’nın kızına, atalarının yaşadıklarını anlatması.”

Ecem Şen: Ne kadar vaktiniz kaldı? 

Kıvılcım Akay: 8 günümüz kaldı. Hedeflediğimiz tutarın henüz üçte birindeyiz aslında. İnanıyoruz ki son günlere geldikçe insanlar,  biraz ilgilenmeye ve üzerine düşünmeye vakit ayıracaklar. Çünkü olması gereken bu.

Ecem Şen: Peki sence Fongogo’nun bağımsız sinemadaki rolü nedir ve Türkiye’de nasıl karşılanıyor?

Kıvılcım Akay: Çoğu insan, gönülden çok desteklediğini söylüyor ama böyle bir işe para yatırmayı henüz sindirebilmiş değiller. Belki de paranın nereye gideceğini tam anlamıyla kestiremiyorlar. Biz bunları, açık ve şeffaf bir şekilde ifade ettik. Genel olarak  Türkiye’de sanat harcamaları, çok kısıtlı bir bölümde yer alıyor. İnsanların tiyatroya ve sinemaya gitme durumları, sanatsal aktiviteye katılma oranları zaten çok düşük. Kaldı ki böyle bir belgeselin gerçeklemesi için fon talep ediyor olmak bu noktada çok kısıtlayıcı oluyor. Sadece çok küçük ve bu işleri bilen bir yüzdelik dilimden destek alabiliyoruz. Bence bu noktada Fongogo’nun kendi üzerine düşen sorumluluklar var. Kendini biraz daha tanıtması gerekiyor.  Yaptıkları platformun tam olarak neye hizmet ettiğini, böyle şeylerin dünyada çok geçerli olduğunu, bunlar olmazsa sanatsal üretimin sekteye uğradığını belirtmeleri gerekiyor. Türkiye’de sanatsal bir projeye fon bulmak artık çok zorlaştı. Eğer bu tarz destekler olmazsa projeler, zaten hayata geçemiyor. Burada projeyi sunan kişi, kendisine pay da çıkarmak isteyecektir. Benim için bunun geri dönüşünün ne olacağını da hesaplamak gerekiyor. Burada verilen destekler üzerinden birtakım hediyeler sunuyoruz. Herkes kendisiyle ortak bir bağ kurduğu projelerde yer alabilir. Aslında bu noktada, kadınların gerçekten birlik olması gerekiyor. Çünkü bizim hedeflediğimiz şeyler, tamamen o noktaya hizmet ediyor. Örneğin Senegal’de yapacağımız çekimler, bir gezi çekimi ya da bir anneyi kızıyla buluşturmak değil. Biz bu durumu bir dramaya dönüştürmüyoruz. Orada yapacağımız çekimlerin aslında en önemli kısımlarından bir tanesi de Gorée Adası’nda – köleliğin çıkış noktası- Amina’nın kızına, atalarının yaşadıklarını anlatması. Bunu belgeselde izleyiciyle buluşturmamız çok önemli.

Ecem Şen:  Bir yandan da kendi özgürleşmesinin (!) hikayesi.

Kıvılcım Akay: Evet, aslında köleliğin modern şekli bu. Kölelik aslında devam ediyor ama modern tasviriyle. Amina, belki şu anda köle değil ama hala köleymiş gibi yaşayan bir insan. Çok bir şey değişmedi aslında. Belki kırbaçlanmıyorlar ya da köpekbalıklarına denizde atılmıyorlar ama insani olarak çok da farklı boyutları yok. Sadece boyut değiştirmiş modeli var. Bu çıkış noktası üzerinden bugünkü forma bir bakış sunmamız açısından oradaki çekimler bizim için çok önemli. Estetik payı da çok yüksek. Afrika ülkesi olmasından dolayı belgesele çok büyük bir estetik değer de katacak. Yanı sıra, bir annenin, kızından ayrı kalmak zorunda olması. Mesela bir Avrupalı kadın, başına böyle bir şeyin gelmeyeceğini çok iyi biliyor ama 3. Dünya Ülkesi insanlar için böyle bir şey söz konusu değil. Birisinin çocuğu obezite ile mücadele ederken; diğeri de çocuğunun aç kalmaması için binlerce kilometre uzakta ve onu yıllarca göremeyecek pozisyonda çalışmak zorunda. Bu benim için kölelik. Bunları anlatmamız gerekiyor. O noktada sadece bizim için değil; insani söylemi olan ve gerçekten konusu bir yere varacak olan her proje için Fongogo ve benzeri platformlar, bu projelerin hayata geçmesi bakımından çok kıymetli. O yüzden biraz daha görünür olması gerekiyor ve basına da burada çok şey düşüyor.

bendeburadayim-filmloverss

Ecem Şen: Peki bu süreçte ne gibi zorluklarla karşılaştınız? Çekim planınızı nasıl oluşturdunuz?

Kıvılcım Akay: Bunun hibrit bir iş olması, bizim ilk defa yapacağımız bir şey. Ne tam olarak belgesel gibi hareket edebiliyoruz, ne de kurmaca gibi. O anlamda çok ciddi problemler yaşıyoruz. Bizim için de yeni bir deneyim olacak. Çünkü yapılması gereken planlı bazı çekimler var. Bunun yanı sıra daha spontane yapılması gereken çekimler de var. Ama biz planlı ve programlı gitmek zorundayız. İstediğimiz gibi her şeyi denk getiremiyoruz. Maddi durumlar, takvim uyuşmazlığı gibi sıkıntılarımız oluyor. İçerik anlamında bazı kurumlardan göremediğimiz ilgiler olabiliyor. Kendilerini geri çeken ya da mesafeli durabilen kurumlar olabiliyor. Bu da bizi yavaşlatabiliyor. Bunun hibrit bir iş olması, bizi epeyce zorladı ama çok iyi bir deneyim de oldu. Bu iş nasıl yapılır ya da yapılmaz tecrübesini edinmeye başladık. Belki de bu alanda güzel bir öncülük yapmış oluruz. Her şey, istediğimiz gibi yolunda gider umarım. Birçok denkliği bir araya getirmemiz gereken yorucu bir proje aslında.

Ecem Şen: Şu anda bu proje üzerinden fazlasıyla yoğunsunuz ama ilerisi için başka planların, projelerin var mı?

Kıvılcım Akay: Bu, hayatımın geneline yayılan bir şey ve bunu çok bırakabileceğimi düşünmüyorum. Aynı zamanda çağdaş sanatla da ilgileniyorum. Bu benim için nefes almak gibi bir şey. Hayatımın odağında. Dünyadaki amacım bu benim. Kolay kolay bırakabileceğimi zannetmiyorum. Bu bitikten sonra uzun bir süreç devam edecek. Festival süreci olacak. Bundan sonraki projemi de kafamda yavaş yavaş şekillendirmeye başladım.

Ecem Şen: Festival sürecinde neleri hedefliyorsunuz?

Kıvılcım Akay: Bizim gönlümüzden geçen, belgeseli A sınıfı bir belgesel festivalinde açabilmek. Çekimlerin nasıl geçtiği, kurgu sürecinin nasıl geliştiği, zamanlama ve Türkiye’nin içinde bulunduğu durum her şeyi değiştirebiliyor.

Ecem Şen: Belgeselle yakından ilgilenen okuyucularımıza tavsiyeleriniz  var mı?

Kıvılcım Akay: Bu gerçekten istemeden ya da bir aşk duyulmadan yapılabilecek şey değil. O yüzden bu işi yapmak isteyenler, iyi düşünsünler. Bana kalırsa sinema, gerçekten uzun soluklu ve bütün bir hayatınıza yayılacak bir tutumsa – o şekilde bir meslek olarak nitelendiriliyorsa-  bu durumu akıllıca bir şekilde yapmanız gerekir, özellikle Türkiye’de. Aşkla ve neden yapıyor olduğunuzu bilmeniz lazım. Sinemanız neye hizmet ediyor? Anlatacak bir derdiniz varsa ancak ilerletebilir ve devam ettirebilirsiniz. Onu haricinde bu şartlar altında, Türkiye’de sinema yapmak bir çılgınlık -ana akım filmlerden bahsetmiyorum.- Kendi sinema anlatımları, gerçek bir şeye hizmet ediyorsa ve onları belli bir amaca ulaştırıyorsa onun peşinden gitsinler. Öteki türlü de, devamlılığın ve sürekliliğin olabileceğine çok inanmıyorum. Çünkü kendi tecrübelerimin üzerinden gidersem, ciddi problemleri olan ve kendinizi yıprattığınız süreçler. En basitinden ben, bir senedir sadece bu projeyle yatıp kalkıyorum. Ona rağmen kendimi çok eksik hissediyorum. Önümüzdeki hafta, setimiz başlıyor ve ben ‘eyvah’ diyorum çünkü hala bir sürü şey oturmadı. Keşke, bir sene daha üstüne çalışabilsem diyorum. Bunları oluştururken bir yandan sinema yapma yeteneğinizin olması lazım. Bunu Türkiye koşullarında yapmak gerçekten çok zor. Bir yandan ülke olarak sürekli değişik gündemlere maruz kalıyoruz ve bu durum, bizim işimizi her anlamda etkiliyor. Kararlı olmak lazım ve gerçekten yapabileceklerine inanıyorlarsa bu işe baş koymaları lazım.

Ecem Şen: Çok keyifli bir söyleşiydi, teşekkür ederim.

Kıvılcım Akay: Ben teşekkür ederim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi