Black Mirror, 2011 yılında yayına başladı. Dizi, teknolojinin gelişmesiyle birlikte hayatımızın bir parçası olmaktan çıkarak hayatımızın neredeyse tamamını ele geçiren teknolojik gelişmeler, internet ve dolayısıyla sosyal medyanın toplumsal hayatı nasıl değiştirdiğine dair fütüristik yaklaşımlar içerir.

Black Mirror 4. Sezon: Gelecekten Umut Yok!

Zannımca hâlâ tüm zamanların en sert Black Mirror bölümü olan The National Anthem’den bu yana temel meselesi olan teknolojik gelişmelerden vazgeçilmemiş olsa da, özellikle 3. sezonda daha dingin sularda yüzüldü; seyircinin gelecekle ilgili karamsarlaşan düşünceleri San Junipero gibi bölümlerle yumuşatmaya çalışıldı. Bu açıdan ele aldığımızda 4. sezonda da, 3. sezonda uygulanan formüle devam edildiğini söyleyebiliriz. Bu sezon dikkat çeken en önemli husus, teknolojinin evrildiği yönün son derece gerçekçi bir gözlemle aktarılmış olması. Özellikle, teknolojik gelişmeler konusunda, tüm bölümlerin birbirine çok yakın dönemlerde geçtiğini ve benzer teknolojik buluşların farklı amaçlarla kullanıldığını söylemek mümkün. Bir diğer dikkat çeken husus ise, bu sezonda sosyal medyanın toplumsal hayata etkileri üzerine herhangi bir söylemde bulunulmaması. Öyle gözüküyor ki, sosyal medya konusunda çokça eleştiri getiren Charlie Brooker, dizinin tüm odağını teknolojinin gittiği yöne ve insan olmanın doğasına çevirmeyi hedefliyor. Nitekim, bu tercih, teknolojinin gelişmesinden duyulacak kaygı yerine, insanlık üzerine düşünmeye itiyor. Burada en önemli nokta, ilk sezondan itibaren sınırları son derece keskin bir şekilde çizilen distopyanın verdiği mesajın net olması: söz konusu insan olduğu sürece, gelecekten umut yok!

Söz konusu dizi Black Mirror olunca, spoiler’dan mutlaka kaçınmak gerekiyor. Bunu göz önüne alarak, bölümlerin detaylı incelemesini dizinin yayınlanacağı tarihte yayınlamaya karar verdik. Ancak, öncesinde dizinin yeni sezonu hakkında bilgi sahibi olmak isteyenler için kısa kısa, spoiler’dan mümkün olduğunca kaçınarak bir iki kelam edelim istedim.

Not: Yazıya başladığımda, “bu spoiler sayılmaz.” diyerek kaleme aldığım birçok detayı seyir zevkine engel olmamak adına silmek durumunda kaldım. Bu sebeple, bölümler hakkında yaptığım yorumlar kısa kalmış olsa da sezon öncesi için fikir vermesi adına gönül rahatlığıyla okuyabilirsiniz. 

Kısa Kısa Black Miror 4. Sezon

USS Callister: Kimse Göründüğü Kadar Masum Değildir

black-mirror-uss-callister-filmloverss

Black Mirror’ın 4. sezonunda yer alan bölümlerin ortak özelliklerinden bir tanesi, kullanılan teknoloji. Genel olarak, birçok bölümde insanların başlarına yerleştirilen bir çip ile veri/bilgi aktarımı, klonlama yapılabiliyor. Sezonun ilk bölümü olacak USS Callister’da da, benzer bir teknoloji, kötü niyetli insanların eline geçerse, masumane görülebilecek bir fikir nasıl kötülükle dolu bir suça dönüşebilir bunu izliyoruz. Sezon öncesi paylaşılan görsellerinden Star Trek göndermeli olduğunu tahmin ettiğimiz bölüm, benzer bir seriye hayran olan bir bilim insanının, sanal klonlama olarak adlandırabileceğimiz bir teknoloji ile kendi egosunu tatmin etmek için kalkıştığı serüveni konu alıyor diyebiliriz, basitçe. İyi ile kötünün sıklıkla yer değiştirdiği, hangi karakterle empati kuracağımızı şaşırdığımız bölüm, özgün bir çıkış noktasına sahip olmasına rağmen tahmin edilebilir bir düzlemde ilerliyor. Antolojinin tümünü düşündüğümüzde, keyifli bir seyirlikten öteye gitmeyecek, Black Mirror felsefesinden uzak bir bölüm diyebiliriz; sezonun en vasat bölümü.

Arkangel: Ebeveyn Olmak ya da Olmamak İşte Bütün Mesele Bu

Yönetmen koltuğunda Jodie Foster’ın oturduğu Arkangel’da, “sokaklarda oynayarak büyüyen nesil” söyleminin, “teknoloji ile büyüyen nesil”e evrildiği günümüzden bakarak, gelecekte çocuklarımız için daha ne kadar korumacı olabiliriz sorusu soruluyor ve olabilecek en kötücül olasılıkla bu sorunun cevabı veriliyor.  Her anıyla karakteristik bir Black Mirror bölümü olarak adlandırabileceğimiz Arkangel,  kamu spotuvari bir anlatım biçimine kayarak etkileyiciliğini kaybediyor. Çarpıcı ancak mantık hatalarıyla dolu sonuyla Charlie Brooker ve Jodie Foster ikilisi vermek istedikleri mesaj konusunda yaratılan karmaşayı toparlamayı başarsalar da bölümün genelinde yarattığı hayal kırıklığını gidermeyi başaramıyorlar.

Crocodile: Her Şeyden Kaçabilirsin, Hatıraların Hariç!crocodile-filmloverss

Crocodile bölümünde, önceki bölümlerde gördüğümüz teknolojik gelişmelere benzer bir teknoloji bu kez insanların hafızlarına erişebilmek için kullanılır. Çalıştığı sigorta firması için araştırma yapan bir kadın ile geçmişinde yaşadıklarını unutmak ve bir anlamda bu yükten kurtulmak için çabalayan bir kadının yollarının kesişmesi sonrası yaşananları konu alan bölüm, teknolojinin gelişimiyle mükemmeliyetçiliğe giden yolda nelerle karşılaşabileceğimizin dramatik ve aynı zamanda korkutucu bir tasviri. Bölüm süresince, bir yandan gerçekler ortaya çıksın diye düşünürken, bir yandan da kendimize sakladığımız sırları düşünmeden edemiyoruz.

Hang the DJ: Gerçek Aşkı Bulmak Mümkün mü?

4. sezonun San Junipero’su olarak tasvir edebileceğimiz bölüm, Tindervari bir uygulama ile eşleşen insanların gerçek aşkı bulma çabalarını konu alıyor. Çokça, Yorgos Lanthimos’un, The Lobster’ını anımsatan bölüm, sezonun en güzel sürprizi! Spoiler vermeden anlatmakta bir hayli zorlandığım -evet, yazıp yazıp sildiğim- Hang the DJ, seyircisine birçok duyguyu birlikte yaşatıyor olsa da, sonunda herkese aynı şaşkınlığı ve kafa karışıklığını yaşatacaktır. Hadi, hemen izleyin, üzerine uzun uzun konuşalım.

Metalhead: İnsanlığın Sonunu Robotlar mı Getirecek?

metalhead-filmloverssSiyah beyaz olması sebebiyle diğer bölümlerden ayrılan Metalhead’de yapılan bu tercihin sebebi kısa süre sonra anlaşılıyor. Robot haberlerini “korkutucu” bulanların, bu konuda daha da tedirgin olması gerektiği yönünde mesajı veren ve sezonun en sert bölümü olarak tasvir edebileceğimiz Metalhead’de kafalar kopuyor, bacaklar parçalanıyor, sahneyi kanlar kaplıyor! Bir kadın ile robot köpek arasındaki ölüm-yaşam savaşını konu alan Metalhead, sezonun tartışmasız en iyi bölümlerinden. Hannibal’dan hatırladığımız David Slade’in yönetmenliğini takdir etmemek mümkün değil.

Black Museum: Yaşanmışlıklarla Dolu Bir Korku Tüneli

Geçtiğimiz yıl vizyona giren Tüm Sırların Sahibi Kız’ın yönetmeni Colm McCarthy’nin yönettiği bölüm, süresi ve birden fazla teknolojik gelişmenin tek bir bölümde ele alınması sebebiye sezonun diğer bölümlerinden kısmen ayrılıyor. Bir bilim insanının, masumane ve iyi niyetli görünen buluşlarının kötü niyetle kullanılması sonrası neler olabileceğini; içinde insan faktörü olduğu sürece hiçbir şeyin masum kalamayacağını anlatan bölüm bir korku tüneli yansıması. Seyircisine, uyumadan önce anlatılan masalları çağrıştıran Black Musem, giriş ve gelişme bölümlerinde etkileyici bir anlatıma sahip olsa da, sonuç bölümünde hayal kırıklığı yaratıyor.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi