Mark Millar ismini beyazperdede Wanted filmiyle ilk kez duyduğumuzda 2008 yılıydı. Mark Millar ve J.G. Jones’un çizgi romanından uyarlanan, yönetmenliğini Timur Bekmambetov’un üstlendiği film, o dönem aksiyon filmlerinin aranan oyuncusu Angelina Jolie’nin kadroda yer alması sebebiyle fazla ciddiye alınmamıştı. Oluşan düşük beklentinin aksine, sürekleyici hikayesinin yanı sıra görsel zenginliğiyle de beklentilerin üstüne çıkan Wanted, seyircisine iki saate yakın süren keyifli bir seyirlik sunmuştu. Wanted’ın hemen ardından ise yine Millar’ın çizgi-romanından uyarlanan Kick-Ass hayatımıza girdi. Wanted’dan farklı olarak ise yönetmen koltuğunda bu kez Matthew Vaughn oturuyordu. Seyirciye çizgi-roman sayfaları çeviriyormuş izlenimi veren Kick-Ass, süper kahraman külliyatını hepten değiştirirken, içerdiği şiddet sahneleriyle orgazmik bir şölen sundu. Kick-Ass’in ardından Matthew Vaughn, X-Men: First Class’ı çekerken ikilinin yolları bu kez Kingsman: Gizli Servis (Kingsman: The Secret Service) ile buluştu. Süper kahraman filminden Bondvari bir ajan filmine geçiş yapan Vaughn’ın bu beşinci uzun metrajı, yönetmenin rüştünü ispatladığının açık bir göstergesi oluyor. 

Henüz beş yaşındayken Eggsy, babasını gizli bir görevde kaybeder. Annesinin kabul etmediği madalya Eggsy’e verilir ve başlarına herhangi kötü bir durum gelmesi durumunda madalyanın arkasındaki numarayı aramaları söylenir. Filmin ana hikayesi, bu kısa açılış sahnesinin ardından başlıyor. Babasını kaybettikten 17 yıl sonra, işlediği suç yüzünden polis tarafından göz altına alınan Eggsy kurtuluşu, madalyanın arkasındaki telefon numarasında bulur. Bu numarayı araması sonucunda ise kendisini bir anda Kingsman isimli gizli bir bağımsız istihbarat servisinin sınavlarında bulur. Eggsy ajan olma yolunda emin adımlarla ilerlerken dünyanın çok büyük bir sorunu vardır; Richmond Valentine isimli bir dahi, küresel ısınmayı bahane ederek Dünya’da yaşayan herkesi öldürmeyi planlamaktadır. Filmin hikayesinden de – filmden yayınlanan fragmanlar da benzer etkiyi yaşatıyordu –  anlaşılacağı üzere ilk bakışta beyazperdede defalarca izlediğimiz herhangi bir ajan filminden farksız duruyor Kingsman: Gizli Servis. Lakin, Valentine karakterinin de söylediği gibi bu film öyle bir ajan filmi değil! 

Kingsman: Gizli Servis, hikaye anlamında Bond, ait olduğu türü tiye almasıyla ise Austin Powers serilerini andırıyor. Vaughn’ın yönettiği filmlerin en önemli özelliği; filmlerinin kendisini ciddiye almaması diyebiliriz. Lakin, hem Kick-Ass hem de Kingsman’de ait olduğu türün klişelerini ciddi miktarda tiye alıyor olsa da yaptığı işi öyle titizlikle işliyor ki, seyirci sinemasal anlamda büyülenirken filmin kendisini ciddiye almadığını hissedemiyor. Nitekim karikatürize edilmiş karakterlerin çokluğu başka bir yönetmenin ellerinde yapay bir görünüme bürünebilecekken, Vaughn’ın yarattığı dünyada karakterlerle bağ kurmak zor olmuyor. Filmin kötü karakteri Richmond Valentine’ye hayat veren Samuel L. Jackson kariyerinin en sıra dışı rollerinden birini üstlenirken, kolay kolay da unutulmayacak bir karaktere hayat veriyor. Benzer temalı filmlerde görmeye alıştığımız fiziksel değişim geçirmiş veya son derece karizmatik kötü karakter figüründen farklı olarak Fifty Cent’i andıran tarzıyla Valentine, filmin en önemli renklerinden biri oluyor. Zira; Vaughn’ın çizgi-romandaki karakterleri beyazperdeye yansıtmakta oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle, kadın karakter yaratımında bir hayli başarılı olan Vaughn, bu filmde de bu özelliğinden vazgeçmemiş. Çizgi-romanda erkek olan Valentine’nin sağ kolunu, beyazperdeye aktarırken kadın olarak resmeden Vaughn, Gazelle karakteriyle sinema tarihine en az Kick-Ass’in Hit-Girl’ü kadar orijinal bir karakter kazandırıyor.

Kick-Ass’i seyredenler Hit-Girl’ün, Dave Lizewski’yi kurtardığı; kanın su gibi aktığı, oradan oraya savrulan kesik kol ve bacakların uçuştuğu muazzam sahneyi hatırlayacaktır. Açıkçası, Vaughn’ın bu sahnenin üzerine çıkacağı bir sahne inşa edeceği pek aklıma gelmezdi. Oysa, Kingsman’de yer alan ve incelikle işlenen kilise sahnesi bundan yıllar sonra dahi, sinema tarihinin unutulmaz sekansları arasında yer alacak, kan gövdeyi götürmeden hemen önce geçen peder-cemaat ilişkisi ise sahnenin tuzu biberi olarak anılacaktır.

Sözün özü; fragmanına bakarak klişelerle dolu bir aksiyon filmi bekliyorsanız, yanılmıyorsunuz ama inanın klişeler içinde boğulan bu kadar iyi bir film seyretme şansınız çok düşük. İyi ki varsın Mark Millar, iyi ki varsın Matthew Vaughn.

Mark Millar ismini beyazperdede Wanted filmiyle ilk kez duyduğumuzda 2008 yılıydı. Mark Millar ve J.G. Jones’un çizgi romanından uyarlanan, yönetmenliğini Timur Bekmambetov’un üstlendiği film, o dönem aksiyon filmlerinin aranan oyuncusu Angelina Jolie’nin kadroda yer alması sebebiyle fazla ciddiye alınmamıştı. Oluşan düşük beklentinin aksine, sürekleyici hikayesinin yanı sıra görsel zenginliğiyle de beklentilerin üstüne çıkan Wanted, seyircisine iki saate yakın süren keyifli bir seyirlik sunmuştu. Wanted’ın hemen ardından ise yine Millar’ın çizgi-romanından uyarlanan Kick-Ass hayatımıza girdi. Wanted’dan farklı olarak ise yönetmen koltuğunda bu kez Matthew Vaughn oturuyordu. Seyirciye çizgi-roman sayfaları çeviriyormuş izlenimi veren Kick-Ass, süper kahraman külliyatını hepten değiştirirken, içerdiği şiddet sahneleriyle orgazmik bir şölen sundu. Kick-Ass’in ardından Matthew Vaughn, X-Men: First Class’ı çekerken ikilinin yolları bu kez Kingsman: Gizli Servis (Kingsman: The Secret Service) ile buluştu. Süper kahraman filminden Bondvari bir ajan filmine geçiş yapan Vaughn’ın bu beşinci uzun metrajı, yönetmenin rüştünü ispatladığının açık bir göstergesi oluyor.  Henüz beş yaşındayken Eggsy, babasını gizli bir görevde kaybeder. Annesinin kabul etmediği madalya Eggsy’e verilir ve başlarına herhangi kötü bir durum gelmesi durumunda madalyanın arkasındaki numarayı aramaları söylenir. Filmin ana hikayesi, bu kısa açılış sahnesinin ardından başlıyor. Babasını kaybettikten 17 yıl sonra, işlediği suç yüzünden polis tarafından göz altına alınan Eggsy kurtuluşu, madalyanın arkasındaki telefon numarasında bulur. Bu numarayı araması sonucunda ise kendisini bir anda Kingsman isimli gizli bir bağımsız istihbarat servisinin sınavlarında bulur. Eggsy ajan olma yolunda emin adımlarla ilerlerken dünyanın çok büyük bir sorunu vardır; Richmond Valentine isimli bir dahi, küresel ısınmayı bahane ederek Dünya’da yaşayan herkesi öldürmeyi planlamaktadır. Filmin hikayesinden de - filmden yayınlanan fragmanlar da benzer etkiyi yaşatıyordu -  anlaşılacağı üzere ilk bakışta beyazperdede defalarca izlediğimiz herhangi bir ajan filminden farksız duruyor Kingsman: Gizli Servis. Lakin, Valentine karakterinin de söylediği gibi bu film öyle bir ajan filmi değil!  Kingsman: Gizli Servis, hikaye anlamında Bond, ait olduğu türü tiye almasıyla ise Austin Powers serilerini andırıyor. Vaughn’ın yönettiği filmlerin en önemli özelliği; filmlerinin kendisini ciddiye almaması diyebiliriz. Lakin, hem Kick-Ass hem de Kingsman’de ait olduğu türün klişelerini ciddi miktarda tiye alıyor olsa da yaptığı işi öyle titizlikle işliyor ki, seyirci sinemasal anlamda büyülenirken filmin kendisini ciddiye almadığını hissedemiyor. Nitekim karikatürize edilmiş karakterlerin çokluğu başka bir yönetmenin ellerinde yapay bir görünüme bürünebilecekken, Vaughn’ın yarattığı dünyada karakterlerle bağ kurmak zor olmuyor. Filmin kötü karakteri Richmond Valentine’ye hayat veren Samuel L. Jackson kariyerinin en sıra dışı rollerinden birini üstlenirken, kolay kolay da unutulmayacak bir karaktere hayat veriyor. Benzer temalı filmlerde görmeye alıştığımız fiziksel değişim geçirmiş veya son derece karizmatik kötü karakter figüründen farklı olarak Fifty Cent’i andıran tarzıyla Valentine, filmin en önemli renklerinden biri oluyor. Zira; Vaughn’ın çizgi-romandaki karakterleri beyazperdeye yansıtmakta oldukça başarılı olduğunu söyleyebiliriz. Özellikle, kadın karakter yaratımında bir hayli başarılı olan Vaughn, bu filmde de bu özelliğinden vazgeçmemiş. Çizgi-romanda erkek olan Valentine’nin sağ kolunu, beyazperdeye aktarırken kadın olarak resmeden Vaughn, Gazelle karakteriyle sinema tarihine en az Kick-Ass’in Hit-Girl’ü kadar orijinal bir karakter kazandırıyor. Kick-Ass’i seyredenler Hit-Girl’ün, Dave Lizewski’yi kurtardığı; kanın su gibi aktığı, oradan oraya savrulan kesik kol ve bacakların uçuştuğu muazzam sahneyi hatırlayacaktır. Açıkçası, Vaughn’ın bu sahnenin üzerine çıkacağı bir sahne inşa edeceği…

Yazar Puanı

puan - 81%

81%

81

Süper kahraman filminden Bondvari bir ajan filmine geçiş yapan Vaughn’ın bu beşinci uzun metrajı, yönetmenin rüştünü ispatladığının açık bir göstergesi oluyor.

Kullanıcı Puanları: 3.67 ( 7 votes)
81
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi