Sinema eleştirmenliği (Orijinal çevirisi film eleştirmenidir ama bu tanımın genel düzeyde kuramsalı ve akademik çalışmaları dışlayan yapısı sebebiyle, Ulus Baker’i de örnek alarak daha uygun olan sinema eleştirmeni tanımını kullanacağız) ; Türkiye özelinde konuştuğumuzda yakın döneme kadar basın organlarındaki ilk gözden çıkarılabilecek olan, kültür sanat bölümlerinde kendine yer bulmaya çalışan ve tekil olarak pek de dikkate alınmayan bir uğraştı. İnternetin gelişmesiyle birlikteyse oldukça büyük bir değişim geçirdi. Öyle ki artık kimin sinema eleştirmeni olup olmadığını söylemek oldukça güç bir durum çünkü isteyen herkes ufak bir blog açıp orada kendi eleştirilerini yayınlayabiliyor. Bu köklü değişiklik ilk başlarda yadırgansa da bunun sağladığı inanılmaz geniş imkanlarla çok başarılı sinema eleştirmenlerinin çıkması ister istemez herkesi bakış açısını genişletmek zorunda bıraktı. Peki nihayetinde ulaştığımız bu geniş bakış açısından baktığımızda kimdir sinema eleştirmeni?

Herhangi bir okulu, diploması ya da sertifikası olmaması sinema eleştirmenliğini bir uğraş olarak görmeye itiyor bizi. Ama yine de Türkiye’de henüz tam olarak oturmasa da sinema eleştirmenliği yaparak hayatını kazanmak bir diğer deyişle bunu meslek olarak yapmak da mümkün. Üstelik herhangi bir ön şart gerekmeden. Bu açıdan gece kendinizi yatağınıza attığınızda ben bir sinema eleştirmeniyim diyerek hayatını bundan kazanan biriyle meslektaş olmuş oluyorsunuz bile. Ama elbette mesele burada çözülüp mutlu sona ulaşmıyor ne yazık ki. Çünkü bir sinema eleştirmeninin eleştirmenliği, okunduğu ölçüde dikkate alınıyor ve okunması da yetkinliği düzeyinde artıyor. Doğal olarak ortada ister istemez bir yetkinlik durumu var ki bu, karşılaştırma yapılacak türden nicel bir özellik değildir. Yani sinema eleştirmenliği konusunda iki eleştirmeni yetkinlik konusunda karşılaştıramazsınız. Burada yetkinlik meselesi o eleştirmene dair kişisel görüşünüzle alakalı bir durumdur. Bu durum üzerinden de göreceğiniz üzere sinema eleştirmeni olmakla insanların sizi bir sinema eleştirmeni olarak dikkate alması arasında oldukça büyük bir fark var.

Sinema eleştirmeni olmaktan sinema eleştirmeni olarak görülmeye geçme aşamasında göstermeniz gereken bu yetkinlik durumuna ulaşmak için de aslında kesin herhangi bir kural yok. Elbette çok film izliyor olmak ilk akla gelen şeydir fakat bir filmi söz gelimi felsefi ya da sosyolojik olarak da incelemek mümkün. Bunların eksikliği öyle çok da bariz bir eksiklik olarak söylenemez üstelik. Burada kast ettiğimiz kişisel olarak kendinizi geliştirmekle alakalı şeyler. Ayrıca sinema eleştirmenliğinin ister istemez iç içe olduğu bir edebi bağı da var. Yani tek başına çok iyi bir edebiyatçı olmak ya da çok film izlemek sinema eleştirmenliği için yeterli değil. Haliyle bu ikili durumun iç içe geçirilmesi üzerinden yetkinlik kazanmak da oldukça girift bir hal alıyor. Bu sebeple sinema eleştirmenliğiyle ilgili sıklıkla usta-çırak ilişkisi işlevsel olarak kullanılan bir yöntemdir.

Burada sinema eleştirmeninin yetkinlik üzerinden kabul görmesi, yetkinliğin nitelik özelliği bakımından tek tek kişisel ikili ilişkilere dayandığı anlamına da geliyor. Kabaca kastettiğimiz, yazılarını okumaktan zevk aldığınız kişilerle olan ikili ilişkiniz. Bu açıdan yazıları üzerinden, yetkinliğini neredeyse herkesin kabul ettiği bir sinema eleştirmenini çok da dikkate almamanız gayet mümkün ve de doğal. Okuyucu ile eleştirmen arasındaki öznel ikili ilişkinin, bu görece yüzeysel kısmının daha derinlerindeyse oldukça ilginç bir durum yatmaktadır, o da  eleştirmenin öznelliği.

Üniversiteye giriş sınavlarındaki Türkçe bölümünde bolca karşılaştığımız (elbette orada edebi anlamda bir eleştirmenden bahsediliyor) eleştirmenin neleri yapıp neleri yapmaması gerektiği konusunda hep söylenen bir durum vardır “Eleştirmen objektif olmalı kendi kişisel görüşünü yazıya katmamalı” diye. Sinema eleştirmenliği bakımından da günümüzde hala büyük oranda böyle düşünülüyor. Şimdi düşünsel alandaki tarihi gelişimine girmeden direkt konuya girersek: Bir eleştirmen istese de istemese de asla objektif olamaz. Dahası ondan objektif olması da beklenemez. Hatta daha da ileriye gidecek olursak objektif olmamakla dahi eleştirilemez. Çünkü eleştirmenin objektif bakabilemesi için empati yapması gerekir. Burada sorun yok, zaten objektif olması gerekliliği de buradan çıkıyor. Fakat ütopik olarak düşünülen empati yapma mevzusunda şöyle bir durum var: Bir kimse bir olaya ancak kendinde olan kişisel deneyimleri sınırıyla başka bir açıdan bakabilir. Bir diğer deyişle empati, zıt ya da diğer bakış açısından da bakma amacını taşır ama nihayetinde kendi bakış açısı sınırları içinde kalmaya mahkumdur. Bu sebeple objektif bir tavır takındığını iddia eden kişi aslında kendi görüşü içerisinde yeni görüş belirtmekten daha öteye gidemez. Doğal olarak buradaki durumda mesele objektiflik değil, eleştirmenin ortaya koyduğu kendi öznel bakış açısını savunup savunamaması olayına gelir, nihayetinde de bu görüşün tutarlı olup olmamasına.

Eleştirmenin kişisel yetkinliğiyle öznel olarak kaleme aldığı yazısı üzerinden okuyucusuyla kurduğu ikili ilişkide eleştirmenin öznelliğini savunması oldukça temel bir durumla da ilişkilidir. Eleştirmenin savunduğu öznelliği; kendisinde, onu var eden şekilde var olan, biricik bir özden değil onu o yapmayan farklı ve genel özelliklerin onu o yapacak şekilde bir araya gelmesinden oluşur. Bu sebeple eleştirmenin öznelliği, onu o yapma özelliğini barındırmadan bir araya gelmiş değerlerin toplamından oluştuğu için sürekli olarak yeniden üretilmeye uğramaktadır. Yani eleştirmen bir özne olarak sürekli yeniden kendi öznesini yaratıp onu savunacaktır. O yüzdendir ki eleştirmenin öznelliğini savunması durumunda aradığımız tutarlılığı tek bir an içinde değerlendirmek ancak mümkündür. Çünkü iki yazı arasında eleştirmen de iki farklı özne olarak bulunacaktır. Fakat burada özellikle dikkat edilmesi gereken husus; eleştirmenin kendi içindeki bu durumuna dair okuyucunun göstermesini beklediğimiz bu müsamaha üzerinden, bunun olumsuz bir özellik olarak değerlendirilmemesi gerektiğidir. Hatta tam aksine bunu genel tabloda bir tür ilerleme fikri olarak dahi ele almak mümkündür.

Tüm bu anlattıklarımızı bir sonuca bağlayacak olursak aslında, başta da çıkış noktamız olan tartışmalar ve bu tartışmaların temeli olan sorulara dair getirdiğimiz kavrayışlarla sanırız belirli bir bakış açısı ve göreceli huzur ortamı sağlamış oluyoruz. En nihayetinde artık şunu kesin bir şekilde savunabiliriz ki; eleştirmen olmak için herhangi bir şey gerekmez, eleştirmen olarak kabul görmek içinse birebir okuyucularla kuracağınız, yetkinlik ile tek tek ve ayrı olarak yazılarınızda savunduğunuz öznelliğin tutarlılığı çevresindeki ilişki esas önemli nokta olacaktır. Bu açıdan başta belirttiğimiz, yetkin eleştirmenler daha çok okunur genellemesine bir de şimdi sondan yaklaşarak bakarsak: Yetkin eleştirmenler  daha çok okunur çünkü yetkin kişi, öznelliğini daha iyi savunarak daha tutarlı bir yapı kurar. O sebepledir ki okunacak bir bölümü ve diploması olmaması ilk başta bir karmaşaya yol açıyor gibi görünse de aslında aksi durumuna göre bizleri çok daha ileri bir seviyelere taşıyor. Çünkü yetkinsizliğini tescilinin arkasına saklama ihtimali ortadan kalkıyor. Tüm bu anlattıklarımızdan sonra sinema eleştirmenliği sanki bir tür savaşım gibi gelebilir. Ama hepimiz biliyoruz ki tüm bu uğraşların amacı paylaşımdır ve paylaşmak güzeldir.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi