Array ( [0] => 9 [1] => 38 [2] => 7467 [3] => 10 [4] => 832 [5] => 11 [6] => 1237 [7] => 1875 [8] => 1125 [9] => 15422 [10] => 12794 [11] => 13 [12] => 708 [13] => 7468 [14] => 14 [15] => 208 [16] => 15421 [17] => 1859 [18] => 15423 ) test Array ( [0] => 11 [1] => 2692 ) test Array ( [0] => Array ( [name] => Dram [link] => http://www.filmloverss.com/kategori/turler/dram/ ) )
Koyun Katili
Killer of Sheep
1978 - Charles Burnett
83
a.b.d
Senaryo Charles Burnett
Oyuncular Henry G. Sanders, Kaycee Moore, Charles Bracy |
Utku Ögetürk
Killer of Sheep, 70’li yıllarda çekilmiş olmasına rağmen bugün ilk kez izlendiğinde dahi etkisini kaybetmeyen bir başyapıt olarak tozlu raflarda keşfedilmeyi bekliyor.

Killer of Sheep

Amerikan sinemasının belki de en gözden kaçırılmış yönetmenlerinden olan Charles Burnett imzalı Killer of Sheep’i ele alırken filmi incelemeye ayıracağımız bölüm kadar, filmin arkasındaki hikayeye de odaklanmak gerekiyor diye düşünüyorum.

Charles Burnett’ın 1972 ve 1973 yıllarının hafta sonlarında ve 1975 yılında yaptığı ek çekimlerle toplamda $10.000’dan daha düşük bir bütçeyle çektiği film, 1977 yılında kurgusunun da hazırlanmasıyla tamamlanmıştır. Berlin’de gösterilen ve eleştirmenler tarafından övgüye boğularak, festivalden eleştirmenlerin seçimiyle (FIPRESCI) en iyi film ödülüyle ayrılan film, hemen ardından Toronto’da da gösterilmiş ancak aldığı tüm övgülere rağmen ülke genelinde gösterime girememiştir. Bunun sebebi ise, Dinah Washington, Paul Robeson, Louis Armstrong ve Earth, Wind and Fire gibi büyük müzisyenlerin şarkılarıyla ritim bulan film için ödenmesi gereken telif haklarının Charles Burnett tarafından ödenememesidir. Kısacası, dönemin afroamerikan toplumunu ve yaşadıklarını beyazperdede görmeye alışa gelmişin dışında yansıtan bu değerli yapım, telif hakları sebebiyle seyirciyle buluşamadan tozlu raflardaki yerini almıştır ta ki, 2000’li yıllara gelene kadar. 2000’li yılların başlarında,  Steven Soderbergh’in katkılarıyla alınan ve yaklaşık $150.000 ödenen teliflerin ardından film, önce ilk ödülünü aldığı Berlin’de ardında ABD, Kanada’da ve İngiltere’de kısıtlı sayıda da olsa vizyona girmiş ve ardından DVD olarak yayınlanarak tozlu raflardan çıkartılmıştır.

Killer of Sheep, bir babanın çocuğunu azarladığı, sarsıcı bir sahne ile açılır. Kardeşini bir kavga sırasında korumadığı için oğluna bağıran adam “Artık çocuk değilsin, yakında bir adam olacaksın, olmak zorundasın!” der. O sırada, ağlayan kardeşini göğsüne bastıran anne, ağır adımlarla çocuğun yanına gelir ve sağlam bir tokat atar. İşte, o çocuk o andan itibaren babasının deyimiyle “adam” olmuştur. Bu sahne, kölelik gibi insanlık tarihinin yüz karası bir dönemi atlatmış Afroamerikanların hayatta kalmak için neler yapması gerektiğini ve dönemin siyahi vatandaşların psikolojisini yansıtan son derece değerli bir sahnedir. Babanın çocuğunu azarlarken söylediği “Bu hayatta kardeşinden başka kimsen olmayacak.” sözleri bu anlamda önemlidir. Toplum tarafından dışlanan Afroamerikanlar güçlü olmak zorundadırlar. Peki, babanın ısrarla dile getirdiği “adam” olmak yani bir yetişkin olmak ne demektir? Filmin devamında bu soru, yediği tokat ile o gün yetişkin olan Stan’in dünyasında cevap buluyor.

Stan, Los Angeles’da bir mezbahada çalışmaktadır. Tüm gün mezbahadaki işleri sebebiyle yorgun düşen ve tüm bu yoğun çalışma temposuna rağmen hayatı boyunca hiçbir birikim elde edemeyen Stan, bu karamsar ruh halini ailesine de yansıtmakta ve eşiyle sorunlar yaşarken bir yandan da ailesinin desteğiyle hayata tutunmaya çalışmaktadır. Stan gibi bir yetişkin olmak, her gün işe gitmek, ailesini korumak, yorgun düşmek ama ne olursa olsun pes etmemek demektir. Aynı semtte yaşadığı insanlar hırsızlık yaparak çok daha rahat bir hayat geçirmekte ve bu teklifi Stan’e de yapıyor olmalarına rağmen, Stan gibi bir yetişkin olmak hayata sıkı sıkıya tutunmak demektir. Filmin isminden yola çıkacak olursak, “Koyun Katili” yaptığı iş sebebiyle Stan’i işaret ediyor gibi gözükse de o koyunları öldüremeyecek bir kişi var ise o da Stan’in kendisidir.  Stan öldüren değil, koyunun ta kendisidir.

Daha önce onlarca kez beyazperdeye uyarlanan karamsar Afroamerikan hikayelerinin aksine Killer of Sheep, izleyeni mutlu etmeyi başarabilen bir film. Filmin, gerek mahalle kültüründen besleniyor olması gerek ise naif samimiyetini bir belgesel edasında seyirciye yansıtabiliyor olması filmi değerli kılan etkenlerden bir tanesi. Kısaca, cebindeki son parasıyla, çalıştırmak istediği arabaya motor alan onu da arkadaşının ihmalkarlığı sebebiyle parçalayan, ailece tatile gidecekken, bindikleri arabanın lastik patladığı için gidemeyenlerin hikayesi Killer of Sheep; sadece Afroamerikanların değil, tüm dışlanmışların ve bu dışlanmışlıklarına rağmen birlikte olarak ayakta kalanların hikayesi.

Killer of Sheep: Gözden Kaçmış Bir Başyapıt

Filmi iki bölüm halinde ele alabiliriz. Birinci bölümde karakterleri ve yaşadıkları toplumu incelerken ikinci bölümde daha çok Stan ve eşi -filmde adı geçmiyor- arasında yaşananları izliyoruz. Filmin, yukarıda bahsettiğim açılış sekansının Stan üzerindeki etkilerini daha belirgin şekilde izlediğimiz bu bölümde, hayat kaygıları sebebiyle hem duygusal hem de cinsel anlamda sorunlar yaşayan Stan eşinin tüm ısrarlarına rağmen herhangi bir cinsel birliktelik yaşayamıyor. Birçok kez yönetmen tarafından bilinçli olarak seyirciye yansıtılan bu sorun, bir sahnede evin küçük kızının gözlerinden pelikule yansıtılıyor. Burada da filmin, açılış sekansına gönderme yapan yönetmen bu ailelerdeki çocukların tam olarak aynı yaşta büyümeleri ve birer yetişkin olmaları gerektiğini anlatmak istiyor. Kimi, annesinden yediği bir tokat ile kimi ise ailesinde yaşanan sorunları gözlemleyerek.

Bugün, özellikle Batı medeniyetleri farklı eşitsizliklerin önüne geçmeye çaba gösterse de insanlık tarihi siyahilerin köleleştirildiği dönemi bir kara leke olarak barındırmaya devam ediyor. Çekildiği dönemin şartlarını göz önüne alarak izlediğimizde film, yukarıda da belirttiğim üzere yarı belgesel yarı kurmaca bir teknik izleyerek filmdeki karakterlerin geçmişleri ve bu geçmişlerin günümüzdeki etkilerini karakterlerle bağ kurmaya teşvik ederek yansıtmaya çalışıyor. Charles Burnett’ın filmini özel kılan en önemli nokta olarak bundan söz edebiliriz. Yönetmen, film süresince yazdığı hiçbir karaktere bakarak üzülmemizi istemiyor; karakterlerini dinlememizi, sorunlarının neler olduğunu anlamamızı ve her şeyden önemlisi filmde yer alan karakterlere ve dolayısıyla toplum tarafından dışlanmışların neler hissettiğini ve yaşadığını anlamamızı amaçlıyor.

Özetleyecek olursa duygusal anlamda beni son derece derinden etkilediği için yazıyı bu duygularla kaleme aldığım Killer of Sheep, 70’li yıllarda çekilmiş olmasına rağmen bugün ilk kez izlendiğinde dahi etkisini kaybetmeyen bir başyapıt olarak tozlu raflarda keşfedilmeyi bekliyor.



MAİLİNİZ VAR
Sinema dünyasından son haberlere herkesten önce
ulaşmak için mail listemize üye olabilirsiniz.
Üye Ol