2010 senesinde – her ne kadar ülkemizde vizyona girmemiş olsa da – o güne kadar bildiğimiz tüm süper kahraman kültürünü alt üst eden bir çizgi roman uyarlamasıyla tanıştık. 2008 senesinde Mark Millar ve John Ramota Jr.’ın çizip yazdığı Kick Ass, beyazperdeye uyarlanma konusunda da en az çizgi romanı kadar başarılı olunca ikinci filmin gelmesi de kaçınılmaz oldu. Öyle ki üçleme olacağı açıklanan çizgi roman uyarlamasının ikinci filminin ardından söylenebilecek en doğru söz “Kick Ass 3 için sabırsızlanıyorum.” olmalı.

Mütevazi bütçesiyle büyük bir gişe başarısı yakalayamayan ilk filmin en büyük avantajı çizgi romanı oldukça başarılı bir şekilde beyazperdeye yansıtmasıydı. Ancak, bu aynı zamanda ikinci film öncesi bir de dezavantaj doğuruyordu ki beklentiler oldukça artmıştı. En başta belirttiğim gibi ikinci film, ilk filmin yarattığı beklentiyi fazlasıyla karşılamayı başarıyor. Belki ilk filmin üstüne çıkamıyor ama seyirciyi nasıl mest edeceğini de gayet iyi biliyor.

Kick-Ass

Kick Ass 2 ilk filmin kaldığı yerden başlayan tam bir devam filmi niteliği taşıyor diyebiliriz. Kick Ass her ne kadar vücut yapmış olursa olsun “loser”lığından hiçbir şey kaybetmemiş, Red Mist ve Hit-Girl’in ise babaları ölmüş, biri intikam almanın planlarını yaparken bir diğeri babasından kalan yadigârı yaşatmanın yollarını aramaktadır. Ancak üstünde durmamız gereken konu ilk filmden kalan kahramanlarımız değil Kick Ass’den ilham alan yeni “süper güçlü” kahramanlarımız. Üstelik kendi başlarına değil, bir ekip halinde hareket etmeyi başarıyorlar. Aslında ikinci filmin en büyük artısının bu olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim. İlk filmi yukarıda tutmayı başaran Big Daddy (Nicholas Cage) karakterinin ölümünün ardından bu sorumluluk tüm bu çöp kahramanları bir araya getiren Jim Carrey’e kalmış. Canlandırdığı karakter ile Big Daddy’nin açığını kapatmaya çalışsa da ne yazık ki bunu tam anlamıyla başardığı söylenemez. Yine de Jim Carrey’i görmek güzel. 

Süper kahraman mitolojisini alaşağı eden Kick Ass 2 bir yandan benzer filmlerin klişelerine düşmekten de kurtulamıyor. Hit-Girl ve Kick Ass’in süper kahramanlığı bırakışları kadar geri dönüşleri de bir o kadar klişe. Bunun yanı sıra Chloe Grace Moretz’in canlandırdığı Hit-Girl karakteri bu filmde Kick Ass’in de önünde bir öneme sahip. Ancak, ilk filmdeki kadar sempatik ve öldürücü olmayı başaramıyor. Bunun tamamen kişisel bir görüş olduğunu belirtmekle beraber ilk filmde yaşının küçük ve daha sempatik bir ölüm makinesi olmasının bu konudaki görüşümde etkili olduğunu söyleyebilirim. Belki de ilk filmdeki rolünden ziyade ikinci filmde artık şirin bir çocuk oyuncu değil, Hollywood’un yükselen yıldızlarından biri olması da bunda daha etkilidir.

Kick-Ass-2-Hit-Girl-FL

İlk filmin yönetmen koltuğunda bu tarz filmlerden birçok kez başarıyla kalkmayı başaran Matthew Vaughn oturuyordu. Kick Ass 2 de ise Vaughn’un aksine kariyerinde yalnızca Cry-Wolf ile hatırladığımız Jeff Wadlow oturuyor. Wadlow film boyunca çizgi roman sayfalarını çeviriyormuşuz hissini yaşatmakta en az Vaughn kadar başarılı olsa da, filmin geriye kalan detaylarında aynı başarıyı yakaladığını söylemek ilk filme haksızlık olur. Lakin, en başta belirttiğim gibi Kick Ass’in bu zamana kadar beyazperdeye uyarlanan çizgi romanlardan çok daha büyük bir artısı var ki bu da hikayesinin son derece orijinal ve ana karakterinin içimizden biri olması. Hollywood’un yenilmez kahramanlarını bizden biriymiş gibi gösterme çabası devam ederken Kick Ass’in bunu hissettirmek için özel bir çaba göstermesine dahi gerek kalmıyor.

İngilizcede ağza sakız olmuş birçok argo kelimenin Türkçeye nasıl çevrilmesi gerektiğine hala tam karar verilemezken Kick Ass de “Göster Gününü” gibi saçma bir çeviriyle vizyona girdi. Filmin adının saçma çevirisi bir yana, film son zamanların en eğlenceli işi. Dünyaları yok etmek veya kurtarmakla meşgul birçok süper kahramandan sıkıldıysanız Kick Ass tam size göre. 

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi