Bu yıl 36. kez düzenlenecek olan İstanbul Film Festivali öncesi, festivalin direktörü Kerem Ayan ile bir araya gelerek festivale dair merak edilenleri ve programda yer alan filmleri konuştuk.

Söyleşi: Ecem Şen, Utku Ögetürk

Fotoğraflar: Sezen Kansu

Deşifre: Sıla Şahinöz

Utku Ögetürk: Çok uzun yıllar festival bünyesinde farklı görevlerde yer aldıktan sonra, geçtiğimiz yıl itibariyle festivalin direktörü oldunuz. Çok uzun yıllar süresince bu görevi yapmış insanlardan bu bayrağı teslim aldınız. Bu yıl, direktörlük anlamında mutlaka geçtiğimiz yıla göre daha tecrübelisiniz; bu süreçte neler yaşadınız, ne gibi değişiklikler yapmaya çalıştınız?

Kerem Ayan: Geçen sene ilk senemdi ama aslında senin de dediğin gibi önceden de burada yardımcı direktör olarak çalıştığım için zaten program ile çok yakından ilgileniyordum. O yüzden uzun süredir içinde olduğum bir süreç bu. Ama geçen seneden itibaren bir takım yeniliklere başladık ve böylece festivalin uluslararası yarışmasının teması değişti. Uzun zamandır hep sanat ve sanatçılarla ilgili veya benzer uyarlamalar içeren filmler alıyorduk. Bu bizi çok sınırlıyordu. Bundan birazcık da olsa kurtulmaya çalışalım dedik. Federasyona bağlı olduğumuz için onlardan da izin almamız gerekiyordu. Şimdi bu izinleri alıp çok daha rahat bir ortama geçtik. Sinemaya yeni perspektifler, yeni bakışlar diye bir tema aldık. Çok daha geniş bir yelpazede, çok daha yenilikçi, daha enteresan filmler alabiliyoruz. Bu bizim için çok daha rahatlatıcı oluyor. Biraz da festivali gençleştirmek de istiyorduk açıkçası. Çünkü festival yaşlandıkça ağırlık veriyor ve hem gençlerden uzaklaşmak istemiyoruz hem de daha dinamik olsun istiyoruz. Bu sebeple kısa film yarışması başlattık.

İnsanlar, programdaki farklılıkları ve değişiklikleri anlamaya başladılar. Herkesin duyup da göremediği kült filmleri göstermemiz gibi değişikliklerdi bunlar. Özetle hoş bir süreç oldu. Özellikle geçen seneki dövmeli reklam kampanyamız bizim için çok farklı bir kampanyaydı. Çünkü biz İKSV olarak çok daha sakin kampanyalar yapıyoruz. Bu farklı tavır da birdenbire üste çıktı. Bunu sene de benzer bir yaklaşımımız var; TBWA reklam ajansıyla çalışmaya başladığımızdan beri bu şekilde ilerliyoruz. Biz daha genç, daha farklı şeyler istiyoruz diye konuştuk. Bu sene de ‘Kaldır Kafanı’ ile tekrar geliyoruz. Bizim estetiğimizden yine oldukça farklı bir şey.

“Küçük ekranlardan kafanı kaldır, İstanbul Film Festivali başlıyor.”kerem-ayan-2-filmloverss

Utku Ögetürk: Tam da onu sormak istiyordum. ’Kaldır Kafanı’ sloganı ortaya nasıl çıktı, amaçladığı mesajdan bahseder misiniz?

Kerem Ayan: Aslında taşıdığı mesaj şu: Bu birazcık kendimizle alay eden bir şey, ben kendime de bakıyorum, yolda sürekli telefona bakarak yürüyorum. Telefondu, laptoptu, internetti… Ama hayat bize özgü. Bir dakika dur ve ‘Kaldır Kafanı’ küçük ekrandan… Kafanı kaldır oradan çünkü sinema, sinemada hep beraber seyredilir. Gel festivale diyoruz çünkü 11 gün sonra nasıl olsa hayatımıza bir şekilde geri döneceğiz. O yüzden birazcık kendimizle alay eden bir kampanya bu. Reklam filmimiz de öyle olacak. ‘Kaldır Kafanı’ ile girdik. Çok da beğenildi basın toplantısında bunu açıkladığımızda.‘Küçük ekranlardan kafanı kaldır, İstanbul Film Festivali başlıyor. Bize bir bak gel, film seyredelim’ diye. Güzel olacak umarım.

Utku Ögetürk: Bu biraz da festivalin ‘bütünleştirici’ havasını da yansıtıyor değil mi?

Kerem Ayan: Kesinlikle öyle. ‘Sinema, sinemada hep beraber seyredilir.’ meselesini kullanıyoruz aslında. Bu sinema böyle başlamışsa, Lumiere Kardeşler yıllar önce bir kafede böyle bir gösterim yaptıysa -toplu bir gösterim çünkü- Edison bulmuştu zaten cinematograph’ı. İnsanlar gözünü dayayıp tek başına bakıyordu. O yüzden sinema aslında toplu bir etkinliktir. Bir de festival mantığında, Filmekimi’nde de bu var. İnsanlar film seyretmeye geliyorlar ama aynı zamanda birbirlerini görüyorlar, belki de altı ayda bir görüyorlar, bir tek festivalde karşılaşan insanlar da var. O yüzden bu iş, birleştirici bir etki. Biz de bu sefer böyle bir kampanya ile geliyoruz.

Ecem Şen: Biraz yeniliklerden bahsedelim. Bu yıl, festivalde ne gibi yenilikler var?

Kerem Ayan: Biz, her festivalde o seneki film durumuna göre -her sene değişebiliyor bu durum- bazı bölümler ekliyoruz,  bazı bölümler çıkartıyoruz. Bu sene Cinemania diye bir bölüm ekledik programa. İnşallah kalıcı bir bölüm olacak. Tam sinema manyakları, sinema tutkunları için bir bölüm. Sinema tarihinin önemli filmleri var. Daha önceden Anılarına bölümüne koyduğumuz filmlerden bazıları da bu bölümde var. ‘Anılarına’ bölümü artık yok. Bu sene Mithat Alam’ın anısına, Mithat Alam’ın en sevdiği film olarak bilinen The Godfather’ı ve Tarık Akan’ın Yol filmini gösteriyoruz. Bunun yanında, Mulholland Drive’ın 4K yeni kopyası çıktı; onu gösteriyoruz.

Utku Ögetürk: Bu bölümlerde programa eklediğiniz filmler hep yenilenmiş kopyalar mı?

Kerem Ayan:  Tabii ki. Hepsi 4K restore. Mulholland Drive’ı şu anda gösterebiliriz, herkes gördü evet ama biz diyoruz ki restore olmuş ve Mart ayında gösterilen bir kopya ilk defa. Biz oradan yakalayıp göstermeye karar verdik. Suspiria’yı bu sene 40. yılı olduğu için restore etmişler, onu da gösteriyoruz. Tindersticks’in müziklerini yaptığı Minute Bodies diye bir film var. Tindersticks’in vokalisti Stuart Staples’ın yönettiği  bir film aynı zamanda. Orada da mesela F. Percy Smith, makro kamerayla  inanılmaz görüntüler çekmiş. Bir bitkinin büyümesini aylarca çekmiş. Tindersticks ise görüntülerin üzerine müzikler yapmış. Bir sinema tarihi aslında bu. Tam sinemasal bir şölen; hem de çok hipnotik. Cinemania bölümünde bu tür filmleri birleştirdik. Gayet de güzel oldu ve umarım buna devam ederiz.

Geçen sene başladığımız Gömülü Hazineler’de ise Cinemania’dan farklı olarak adını duyup da göremediğimiz filmler var. Mulholland Drive’ı duyduk da, gördük de en nihayetinde. Gömülü’de bu sene mesela Wake in Fright diye bir film var. Alkan Avcıoğlu yapıyor küratörlüğünü o bölümün. O ‘Bu inanılmaz bir film, bir sürü insan görmeli’ dedi.

Geçen sene Wojciech Has’ın Kum Saati Sanatoryumu gösterildi ilk defa. Gerçekten de büyük bir şoktu film.

Aldık ama bu film hakkında ne diyeceğiz? demek istemiyorum.”

kerem-ayan-1-filmloverss

Utku Ögetürk: Az önce bahsettiğiniz filmler özelinde, birçoğunu hepimiz izledik ama birçoğunu da sinemada yakalayamadık.

Kerem Ayan: Evet. Ghost in the Shell’i Türkiye’de kimse büyük ekranlarda görmedi. İnsanlar, ilk defa büyük ekranda görecek.

Ben Fransa’da sinema okudum ondan sonra Cannes’da ve çeşitli yerlerde çalıştım. Biraz hafif bir küratörlük durumum da var açıkçası. Önüme gelen her filmi değil de, danışma kuruluyla beraber savunabileceğim filmi almak istiyorum. ‘Aldık ama bu film hakkında ne diyeceğiz?’ demek istemiyorum. Film sayısını azaltalım istedim; çünkü ‘Şu filmde de ne diyeyim?’ demek istemiyorum.

Bir de ben fantastik filme, korku filmine bayılıyorum. Suspiria’yı da 40 yıl sonra göreceğiz. Geçen Cannes’dan beri Raw’un peşinden koşuyoruz. Çekişmeli bir şekilde uğraşıyoruz. Julian Rosefeldt’in Manifesto filmini Sundance’ten önce keşfettik, yönetmen daha Sundance’te açıklanmadan bize filmini yolluyor. Yani biz Sundance’e gitmeden önce filmin onayını aldık. Keşifler çok zevkli oluyor. Danışmanlarla da kafalarımız çok uyuşuyor.

Utku Ögetürk: Seçkiye bakıldığı zaman festivalin bu renkliliği belli oluyor.

Kerem Ayan:  Aynen. Bizim için de ayrı bir heyecan oluyor. Ayrıca bu sene üç yıldır ortalarda olmayan ‘Nerdesin Aşkım?’ bölümü geri döndü. Genelde LGBTİ temalı filmler diyoruz ama gökkuşağı ya da gay filmleri gibi isimler benim hoşuma gitmiyor. O yüzden ‘Nerdesin Aşkım’ bölümü, biraz daha aşk temalı aslında. Bu sene bu bölüm tekrar geri döndü çünkü geçen sene bir ya da iki tane vardı. Bu sene 7 tane olunca bölüm yapalım dedik.

Utku Ögetürk: Geçtiğimiz sene bir tane olunca Geceyarısı Çılgınlığı bölümüne koymuştunuz diye hatırlıyorum. 

Kerem Ayan:  Evet çünkü ben iki filmlik bir bölüm yapmak istemiyorum. Şimdi burada 7 film olduğu için ona ayrı bir bölüm yapabildik. Fransız, deneysel filmleriyle tanınan Vincent Dieutre’ın yeni filmi var bu sene. Fransa’da bile çok az tanınıyor. Benim bayıldığım bir yönetmen. Onunla yıllardır festivalde bir şeyler yapalım, yapmayalım, “hep bu sene zamanı değil”, “bir sene daha bekleyelim” derken; hazır bu sene yeni bir film yapınca artık gerçekleştirelim dedim. Bir filmi sanırım Kuirfest’te gösterilmiş bugüne kadar, onun dışında daha hiçbir filmi Türkiye’de gösterilmedi. Genelde kendi hayatını anlatıyor ama hayat üzerine inanılmaz metinleri var. Hep yalnızlık üzerine ve oldukça depresif. FOL’cüler ile birlikte Vincent Dieutre söyleşisini yapacağız. Onların da keşfedeceği bir yönetmen olacak. Bir de ‘keşif’ olayı güzel. Filmekimi’nde olmayıp, Film Festivali’nde olan bir keşif var burada. Ben de sinemayı, filmleri keşfetmeye İstanbul Film Festivali’nde başladım.

“Uluslararası Yarışma programımız çok iyi.”

kerem-ayan-3-filmloverss

Utku Ögetürk: Sponsor meselesine gelmek istiyorum. İstanbul Film Festivali, Türkiye’nin en önemli film festivali. Böyle önemli bir film festivalini, ana sponsoru olmadan yapabilmek ne kadar zor ve ne kadar önemli bunu sormak istiyorum. Ancak öncesinde şunu söylemek istiyorum, biz bağımsız bir sinema platformuyuz ve İstanbul Film Festivali’nin bağımsız bir şekilde bunu yapabilmesi bizim için dahi önemli bir motivasyon. Siz, ana sponsoru olmadan bu festivali gerçekleştirmeyi nasıl başarıyorsunuz?

Kerem Ayan: Dediğiniz gibi bu sene bizim bir ana sponsorumuz yok. Bu da bütçenin üçte biri yok demektir. Birincisi, şu anda bu şartlar altında kamudan biraz daha fazla destek bekliyoruz. Verdikleri paranın biraz daha üzerine çıkacaklarını ümit ediyoruz. İkincisi, tema sponsorlarımız var ve onlar çok önemli. Türkiye Sineması’nın ve diğer bütün bölümlerin tema sponsoru Tuborg. Bu sene öğrenciler için “1 TL” kampanyası var; orada da hamilerle o seansları bir şekilde sahiplendirip yapıyoruz. Ve de tabii ki biletler. Bizim zaten festivalin, %25-28 bölümlük bütçesi bilet satışından geliyor. Çünkü bizimkisi bir seyirci festivali.

Bu sene Tim Maslak’ta açıyoruz. Çünkü Türker Bey, bize çok uygun bir şekilde açıyor orayı. Geçen sene belki de rahatça harcadığımız paraları, bu sene daha düşünerek harcayacağız. Ümidimiz, önümüzdeki seneden itibaren tekrar sponsorlu hale dönebilmek. Bizim için biraz zor bir festival olacak çünkü bütçesel olarak çok daha dikkatli olacağız.

Bir sorunumuz da yabancı şirketlerden film alıyoruz, film kiralarımız var. Onlarla çok konuştuk destek konusunda. Dolar yükseldikten sonra, fiyatlar hep iki katına çıkıyor.

Utku Ögetürk: Bu durum  ithalatçılar açısından da çok büyük bir sorun.

Kerem Ayan: Evet, ancak çok uzun yıllardır çalıştığımız şirketler olduğu için durumu anlıyorlar. Sponsorumuz olmadığını söyleyince yardımcı oluyorlar. İnsanlar programı beğensinler, filmleri izlesinler önceliğimiz bu.

Utku Ögetürk: Biraz seyircinin de sahip çıkması gerekiyor.

Kerem Ayan: Çok doğru ama dediğim gibi seyircisinin çok sahip çıktığı bir festival İstanbul Film Festivali. Bizi çok sahipleniyorlar. Negatif eleştiri olunca söylüyorlar. En ufak eleştirileri bile söylüyorlar. Bu kadar dikkat ediyorlarsa, sahipleniyorlardır bir taraftan. Gözlemlediğimiz kadarıyla ilk bakışta insanlar da programı beğendi.  Uluslararası Yarışma programımız gerçekten çok iyi. Bütün festivallerin iyi filmlerini alıyoruz. Böyle bir avantajlı durumumuz var. Sadece dünya prömiyeri isteyen festivaller farklı. Çünkü onların önünde daha sınırlı seçimler var. Biz Cannes, Venedik, Berlin gibi festivallere gidip, yan bölümlerden de çok iyi filmler alıyoruz. Bu sene Berlin Forum’dan çok güzel filmlerimiz var örneğin.

Utku Ögetürk: Festivalin bu ayda olması, aslında hem avantaj hem de dezavantaj değil mi?  Çünkü festival takviminin bitip tam yeni takvimin başlayacağı döneme denk geliyor.

Kerem Ayan: Evet tam Cannes öncesi olması bir dezavantaj olarak görülebilir. Filmekimi’nin de çıkışı bu yüzden. Bir yıl beklemeyelim durumu olması.

Utku Ögetürk: Bir yandan da avantaj. Bütün festivalleri gözden geçirebiliyorsunuz.

Kerem Ayan: Dediğin gibi festival sezonu Cannes ile Mayıs’ta başlıyor. Biz bir sene sonranın sonuna yetişiyoruz ama Filmekimi’yle onu dengeliyoruz. Zaten bu sene de Filmekimi yıldızlar geçidi şeklindeydi.

Utku Ögetürk: Geçtiğimiz yıl festivali 15 günden 11 güne düşürdünüz. Bu yıl da 11 gün. Bu yıl sanırım bir de pazar günü seçime denk geliyor. Festivalin başlangıcını bu sebeple Çarşamba’ya aldınız.

Kerem Ayan: Evet. Normalde Çarşamba açılış yapıp, perşembe başlayacaktık. Şimdi Salı açılışı yapıp, Çarşamba başlayacağız. Cumartesi bitiriyoruz çünkü Pazar günü sinemalar kapalı. O yüzden 5-15 Nisan’da yapıyoruz. Festival süresini 11 güne indirdik çünkü bizim gittiğimiz festivaller de öyle. Bütün büyük festivaller 11 gün. En başta 15 gün, bizim için çok yorucu. Bir de daha az ama daha kaliteli film alalım dediğimiz için günü kısalttık.

Utku Ögetürk: Ama film sayısını çok düşüremiyorsunuz.

Kerem Ayan: İşte yavaş yavaş düşürüyoruz. Bu sene kısa metrajları saymazsak 180’deyiz. Önce 250’ydi, 200’dü şimdi 180. Bir taraftan sevdiğimiz film olunca da dayanamıyoruz.

Ecem Şen: Bir de iki hafta olunca seyircide festival havası, motivasyonu da düşüyor.

Kerem Ayan: Artık İstanbul’da o kadar çok şey var ki. Bir noktadan sonra, o konsantrasyon dağılıyor; festival tutkunlarını ayrı tutuyorum.

kerem-ayan-5-filmloverss

Utku Ögetürk: Ulusal Yarışma’ya baktığım zaman ilk uzun metrajlarla usta yönetmenlerin harmanlanmış bir seçkisi olduğunu görüyorum. Bu biraz Türkiye Sineması’nın portresini de çizen bir tablo. Köprüde Buluşmalar gibi organizasyonların büyümesiyle, Türkiye’deki sinemacıların profesyonelleşmesi ilk filmlerin kalitesini arttırdı. Ama Türkiye’de ilk filmini çeken yönetmenler, ikinci filmini çekerken çok zorlanıyor veya çok uzun aralar verebiliyor. Katılır mısınız bilmiyorum ancak bu sebeple festival programlarında da özellikle usta yönetmenlerle henüz ilk uzun metrajını çeken yönetmenlerin harmanlandığı seçkiler gördüğümüzü düşünüyorum. Siz, bu konuda ne düşünüyorsunuz?

Kerem Ayan: Bir taraftan haklısın öyle bir durum var. Çünkü ilk filmden sonra, ikinci filmini aktarma çabası sancılı bir süreç. Bu sene yarışmada 12  film var: 7 tanesi ilk film. Biraz keşif meselesi aslında.

Şöyle bir durum da var: Yönetmenler belli bir noktadan sonra filmlerini yurt dışında açmak istiyorlar. Herkesin ilk hedefi Cannes. O yüzden de biraz geç kalıyor aslında. Normal şartlar altında kendi ülkesinde filmin çıkması, orada yarışmasını engellemiyor ancak bazı yönetmenler yine de yurt dışında açmayı tercih ediyorlar. Biz de Türk filmlerinin yurt dışında gösterilmesini isteriz ama bizim festivalimize de biraz daha sahip çıkalım. Lars von Trier gerektiğinde filmini önce kendi ülkesindeki festivalde açıyor.

Bu senenin durumunu anlatmak gerekirse; çok fazla ilk film vardı ve o ilk filmlerin içinden bizim yarışmaya girer dediğimiz 7 tanesi çıktı. Güzel şeyler bunlar, bizim hiç beklemediğimiz ters köşeler ve ilginç çalışmalar var. Yeni Türkiye Sineması’nda enteresan çalışmalar var. Göçebe diye bir ilk film var örneğin, biraz Mad Max ile Orta Dünya’nın karışımı gibi. Biz de farklı bir sinema görüyoruz ve heyecanlanıyoruz. Onları ikinci film yaptılar mı yapmadılar mı diye takip ediyoruz.

Bir de Köprüde Buluşmalar’dan çıkan filmler var tabii ki. Bu sene İlk Filmler Yarışması’nda toplam 13 film var. Teknik olarak da çok iyi filmler. İlk filmlerimizde de yurt dışında açmaya başladık, bu çok iyi bir gelişme; Kaygı’nın Berlin’e gitmesi, SXSW’de de ödül alması gibi. Çok güzel şeyler bunlar.

Utku Ögetürk: Filmlerimizin, özellikle de ilk uzun metraj için seçilen yönetmenlerimizin yurt dışındaki festivallere katılması çok önemli. Bunlar sinemamıza da yansıyacaktır diye düşünüyorum. 

Kerem Ayan: Tabii ki… Bizim jürimizde İranlı yapımcı Katayoon Shahabi var. O, sinemanın geleceğinin artık Doğu’dan yükseleceğini, çünkü Batı’da hikaye kalmadığını söylüyor. Doğu’nun sorunu şimdiye kadar hep teknikti ama yavaş yavaş bu durum gelişiyor. Ona göre yakın zamanda Doğu’dan çok önemli çalışmalar çıkacak.

“İstanbul, Sir Ian McKellen’ı bekliyormuş”

kerem-ayan-6

Ecem Şen: Festivalin en önemli bombalarından biri de Ian McKellen.

Kerem Ayan: İstanbul, Sir Ian McKellen’ı bekliyormuş biz bunu fark ettik. Boğaziçi Üniversitesi’nin en büyük salonunda festival sohbeti yapacak. O sohbet şimdiden doldu sanıyorum.

Hem Atlas’ta hem de Rexx’te filminin sunumuna gelecek. British Council ile iş birliğiyle yapıyoruz. British Council ile kendi özel toplantıları da olacak. LGBTİ bireylerde buluşup başka önemli görüşmeler de yapacak. Kısacası, Sir Ian McKellen’ın buraya geliyor olmasından dolayı çok mutluyuz.

Kerem Ayan’dan 36. İstanbul Film Festivali’ne Özel Film Önerileriimg_0283

Ecem Şen: Özellikle Galalar bölümünde herkesin hem fikir olduğu ve öne çıkan filmler var elbet. Ancak, biz sizin keşiflerinizden yola çıkarak önereceğiniz, bu filmleri kaçırmayın diyeceğiniz filmleri duymak istiyoruz. 

Kerem Ayan: Animasyon filmi The Girl Without Hands. Cannes‘da ACID bölümünde keşfettik. Tekniği çok güzel, çok naif, inanılmaz bir film. Herkese hitap edebilecek bir film.

Summer 1993/ ‘93 Yazı bence Berlin’in en iyi filmiydi bu sene. Çok etkileyici, çok dokunan bir film. Bir de Animal/ Hayvanlar; gerçekten çok rahatsız edici ve çok acayip yerlere giden bir film. Kaçırılmaması gereken bir yapım. Tabi ki I Am Not Your Negro. Oscar’a aday oldu alamadı ama gerçekten müthiş. James Baldwin’in senaryosu inanılmaz, onun senaryosunu da Samuel L. Jackson okuyor.

Anayurt Oteli’ni restore ettik. 1987 filmlerini restore ediyoruz. Normalde 1910’lu yıllardaki filmler restore edilir, biz 1987 filmlerini restore ediyoruz maalesef. Çünkü filmler, gerçekten çok kötü durumda.

Galalar da Rock’n Roll diyorum. Çok komik. Guillaume Canet ile Marion Cotillard’ın kendilerini oynadıkları ve kendileriyle inanılmaz alay ettikleri bir film. Söylemeyeyim ama sonunda gerçekten uçukluğun doruklarına ulaşıyorlar.

Jo Sol’un Vivir y Otras Ficciones filmi çok acayip. Çok güçlü bir film. Olaya çok dokunan bir yerden yaklaşmış. Tavsiye ederim…

Wulu çok iyi bir aksiyon. Afrika’da dolaşıyor ve seni bilmediğin coğrafyalara götürüyor.

Godless, Locarno’da bütün ödülleri aldı zaten. İnanılmaz depresif ama çok güçlü bir film.

Dancer filmi çok iyi. 22 yaşında çok iyi bir dansçı ama kurallara gelemiyor, dans hayatını bırakıyor. Çok enteresan bir film.

Liberami’yi kesinlikle kaçırmayın! Tam bir ‘exorcism’ filmi. Filmin yönetmeni Federica Di Giacomo de geliyor bu sene festivale, bizim belgesel jürimizde. Sicilya’da gerçek şeytan çıkartan rahipleri anlatıyor ve film gibi bir belgesel. Gerçekten çok enteresan.

The Anarchist CookbookAmerikalı William Powell 1970’lerde The Anarchist Cookbook isimli bir kitap yazıyor. Bombanın nasıl yapıldığını anlatıyor ama hiçbir zaman basılamıyor. Fakat kitap çoğaltıla çoğaltıla yıllar içerisinde efsane oluyor. Günümüzde fark ediliyor ki bütün bu olayları yapanların hepsi bunu kullanıyor. Yazar diyor ki “Ben bunun için yazmadım”. Adam bayağı onlar için kitap yazmış istemeden, çok enteresan.

Still Life, mezbahada geçen bir film. Bir köpeğin gözünden anlatılıyor. Çok çok iyi bir film. Sert bir çalışma ama çok iyi.

Raw tür sineması hayranları için mükemmel!

Safari, çok iyi ama gerçekten sınırları çok zorlayan bir film. Hayvanların öldürülme ve derisi yüzülme sahneleri çok sert. Bir yandan o Safari’ye çıkanların, bunu yapanların mutluluğu (!)

Where is Rocky II? Çok matrak bir film. Mockumentary tadında aslında biraz. Bütün film boyunca Rocky II adında kayaya benzeyen bir sanat eserini arıyorlar ve kaya gerçekten var mı yok mu onu bile bilmiyoruz.

Apnee de çok matrak. Çok uçuk kaçık.

Haykır Saraybosna savaş sırasında düzenlenen Iron Maiden’ın konserini anlatıyor. Bence savaş sırasında, konser bölümü değil ama ondan önce Saraybosna’nın savaş sırasındaki durumunu anlatan bölümü çok enteresan. İnsanların bütün o savaştaki ruh halleri -Iron Maiden’ın gelmesi zaten büyük bir olay da-  ne yaptıkları, filmde bir kadın “Hayatımın en güzel günleriydi. Savaşta, kıyamet kopuyor ama herkes beraberdi.”  diyor. Çok acayip ve düşündürücü değil mi?

Chavela belgeseli çok iyi. Gerçekten kadın, Meksika’da lezbiyen bir ikon. Ben bilmiyordum o kadar olduğunu, kadının bütün hikayesi anlatılmış.

The Misandrists inanılmaz komik! Erkekleri yok etmeye çalışan bir feminist grubu anlatıyor.

God’s Own Country, Berlin’de Panaroma’da gösterildi, oldukça güzel bir film.

Utku Ögetürk: Festivalin mutfağından aldığımız bu öneriler çok güzel oldu. Bu keyifli söyleşi için teşekkür ederiz. Son olarak sizin eklemek istediğiniz bir şey var mı?

Kerem Ayan: Herkes filmlere gitsin, festivalde buluşalım.

utku-ogeturk-kerem-ayan-ecem-sen-filmloverss

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi