Dünyanın önde gelen festivallerinde prömiyerlerini gerçekleştiren ve ülkemizdeki sinefiller tarafından merakla beklenen filmleri ülkemiz seyircisiyle buluşturmaya hazırlanan Filmekimi öncesi, Kerem Ayan ile festivali ve filmleri konuştuk.   

Söyleşi: Utku Ögetürk, Ecem Şen

Deşifre: Sıla Şahinöz

 

Utku Ögetürk: Filmekimi, seneler önce aslında İstanbul Film Festivali’nin takviminin çok da uygun olmaması sebebiyle alternatif butik bir festival olarak ortaya çıktı. Doğru biliyorum değil mi?

Kerem Ayan: Evet, doğru.

Utku Ögetürk: Ama bu senenin programı çok şaşaalı oldu. Artık Filmekimi’nin, en azından seyirci açısından beklentiyi aşan bir program olduğunu kesinlikle söyleyebilir miyiz?

Kerem Ayan: Evet, söyleyebiliriz. Özellikle geçen sene de bayağı iyiydi ama bu sene, Venedik’ten 13 film aldık. Çok yakın bir festivalden, bu kadar fazla film alınca gerçekten seviniyoruz. Sosyal medyadan ‘Şu film de gelse ya da bu film gelse’ şeklinde gelen istek filmlerin hepsi geldi gerçekten. Bir de, Filmekimi senin de dediğin gibi butik bir festival olduğu için tamamen festivallerde seyredilip de, bu sonbahar sezonunda veya kışın çıkacak olan ve çok beklenilen filmleri gösterdiğimiz için seyirci de ‘Hangi filme gidersem gideyim; bu filmden bahsediliyor, iyi olacak’  düşüncesinden oluyor. Bu da çok iyi bir şey tabii ki.

Utku Ögetürk: Filmekimi’nin  bu filmleri, Ekim ayında gösteriyor olması ithalatçının da, dağıtımcının da festivalden sonra filmini daha hızlı vizyona sokma politikası izliyorlar. Aslında filmlerin, Türkiye’de daha erken vizyona girmesini sağladığı gibi bir durumdan bahsedebilir miyiz?

Kerem Ayan: Tabii ki sağlıyor. Festivalde yer alan seanslar doluyor ve bilet hemen bitiyor. İzleyici  de dolayısıyla bekliyor ne zaman çıkacak diye. Dağıtımcılar da ‘Film ne kadar çabuk girerse o kadar etkili olacak’ dediği için süreç biraz daha hızlanıyor. Çünkü, Ekim ayında bu filmlerden çok bahsediliyor. O yüzden de onlar için yararlı bir şey tabii ki.

Utku Ögetürk: Sosyal medyada bazen şöyle yorumlar okuyorum: ‘Şu film vizyona halen girmedi. Acaba Filmekimi alacak diye mi bekletiyorlar?’

Kerem Ayan: Yaz sezonunda çıkacak filmler var, çıkmayacak filmler var. Yaz sezonu biraz ‘American Blockbuster’ sezonu gibi. Onlar da sonbaharı bekliyorlar biraz. Millet tatilden dönsün, okullar açılsın ve filmimiz çıksın, diyorlar. O yüzden özellikle alıp da biz bu filmi çıkacaktık gibisinden bir yaklaşımımız olmuyor. Zaten o tarihlerde çıkacağız, biz de o filmleri verelim diyorlar. Biz de bir sürü filmi istiyoruz ama bazı filmler arasında yaz sezonunda çıkanlar oluyor. Genelde bunları sonbahara bırakıyorlar. Bir de sanırım, dağıtımcıların da işine geliyor. Çünkü çok reklamı oluyor ve çok bahsediliyor bu filmlerden. Filmekimi’nde biz %95 Türk dağıtımcılarla çalışıyoruz. Dışarıdan yani yabancı şirketten aldığımız çok az film var.

kerem-ayan-roportaji-filmloverss

Utku Ögetürk: İstanbul Film Festivali’nde bu sene daha mı fazla?

Kerem Ayan: Evet, İstanbul Film Festivali’nde çok daha fazla. Çünkü İstanbul Film Festivali’nin güzel tarafı, bir taraftan tam bir festival olması. Yani birazcık keşif festivali. İlk filmlerini çeken yönetmenler var, hiç tanımadığımız yönetmenler var, Türkiye’de hiçbir zaman dağıtılamayacak filmler var. O yüzden İstanbul Film Festivali daha kapsamlı bir festival kafasında. Yönetmenler, gelip filmlerini tanıtıyor. Filmi keşfediyorsun, yönetmeni tanıyorsun. O yüzden yurtdışında çok daha fazla şirketle çalışıyoruz. Hatta bazıları bizde gösterildikten sonra da satın alınabiliyor. Bu filme çok ilgi var, o zaman alalım diyorlar. Çünkü nereden baksanız 150-180 arası film gösteriyoruz. Çok fazla olduğu için aradan kaçan, bizim dağıtımcıların görmedikleri filmler oluyor. Biz iyi bir film gördüğümüz zaman dağıtımcılara iletip, onlara satın almalarını da söylüyoruz. Bir taraftan da vizyona çıkan filmler belli. Hepsi vizyona çıkmayacak. Türk dağıtımcısı olsa bile, çıkmayacak olan filmler var.

Utku Ögetürk: Programda bir kez daha Can Evrenol ismi görüyoruz.

Kerem Ayan: Evet Baskın’ı geçen seneden önceki sene gösterdik.

Utku Ögetürk: Can’ın yapmak istediği sinema da, Artık Türkiye’de olmasını istediğimiz türden bir sinema.

Kerem Ayan: Evet. Bir de şöyle aslında, Can’ın tarihi de tuttu biraz şans eseri. Bu filmi Şubat festivallerine gönderiyor olsaydı, belki filmi festival programına alırdık. Ekim ayında olduğu için Can da filmin Filmekimi’nde olmasını istiyordu bir taraftan. O yüzden uğraşıp getirdik.

Utku Ögetürk: Peki Filmekimi’ne biraz daha Türkiye Sineması’nda filmler de kayar mı?

Kerem Ayan: Aslında biz bunu kaydırmıyorduk ama bazı filmler, çok beklenince eklendi. Mesela Baskın gibi, çünkü film fazlasıyla duyuldu. O yüzden Can ile konuştuk. Onur Ünlü’nün filmi de ‘cuk oturdu’ programa. Çünkü Adana ile yarışmaya da alındı. O sırada filmin de vizyona çıkma durumu vardı. Biz de istedik ama Onur, çok film yapan bir yönetmen. Birkaç filmi daha gelecek ve önümüzdeki sene, bu film eskimiş olacak, dedik. Ondan dolayı bu filmi Filmekimi’ne aldık. Çok güzel bir film bu arada. Şimdilik iki film var ama biz başka yönetmenlerle de konuştuk. İsim vermeyeyim ama kış sezonunda filmleri çıkacak bazı yönetmenlerle iletişime geçtik. Çünkü hem başka festivallere gidiyorlar, hem de vizyon görecekler. O arada Filmekimi’nde gösterelim diye düşündüklerimiz de oldu. Olmaz diye bir şey yok, filmine bağlı birazcık.

Utku Ögetürk: Filmine bağlı derken; aslında biraz Filmekimi’nin filmleri, -öyle olmasa bile- dışarıdan daha genç bir havaya sahip gibi gözüküyor. İstanbul Film Festivali ise biraz daha ağır gözüküyor.

Kerem Ayan: Aslında çok da genç bir havası yok. Yaş ortalamamız 28-29’larda. Bu biraz da Filmekimi’nin bir film festivalinden daha havalı bir etkinlik olmasıyla alakalı. Film festivali, sinefillerin festivali aslında. Bir sürü film eleştirmeni arkadaşımız da yazıyor, ‘Hadi şu filmi, festival bölümünde görelim’ diye. Dediğim gibi en güzel tarafının ‘keşif’ olduğunu düşünüyorum. Hiç tanımadığın bir şeyi keşfetmek. Ben de gençken bir sürü insan keşfettim festivallerde. Ondan sonra o insanları takip ediyorsun. Onun güzelliği var. Filmekimi’nde o yok ama. Mesela Fatih Akın’ın son filmi var  ve bu film kaçmaz, diyorsun.

Utku Ögetürk: O yüzden mi ‘sanat sineması’ Filmekimi’ne biraz uzak kalıyor acaba?

Kerem Ayan: Olabilir. Yani biraz daha tanınmış yönetmenleri alıyoruz. Daha doğrusu tanınmış yönetmenler ve adından bahsedilmiş filmler.

Ecem Şen: Ben, mother!’ı konuşmak istiyorum biraz. Venedik’te  yuhalandı film biliyorsunuz. Toronto’da da tuhaf olaylar yaşandı.

Kerem Ayan: Toronto’da tam olarak ne oldu gerçekten?

Utku Ögetürk: Toronto’da insanlar bayağı filme güldü. Ama dalga geçen bir gülme! Hatta bugün Indiewire’da okudum ve ‘çok zekice hazırlanmış bir komedi filmi’ diyorlar.

Kerem Ayan: Ben filme bayılanlar arasındayım bu arada. Bir kere izleyiciyi ikiye bölen filmlerin olmasının süper bir şey olduğunu düşünüyorum. Çünkü mother! öyle arada kalacağın ya da ‘eh işte’ diyeceğin bir film değil. Ya bayılıyorsun ya da nefret ediyorsun. Venedik’te bayağı yuhalandı film. Ben basın gösterimine gittim ve büyük yuhalandı. Bence çok enteresan bir film gerçekten. Sanatçı egosu üzerine yapılmış acayip bir film. Evet biraz kitsch olabilir, milleti biraz güldürebilir. Filmi nasıl algıladığınıza bağlı. Belki de filmi çok ciddiye almamak lazım. Bence çok sağlam bir film her şeyden önce. Gerçekten bir gerilim filmi gibi gidip de, korku unsurları da filmde ama korku filmi değil.

yönetmen-darren-aronofsky-mother-filmini-bir-operaya-dönüştürmek-istiyor-filmloverss

Ecem Şen: Aslında tanıtımlarda da bir korku filmi gibi lanse edildi.

Kerem Ayan: Bence Darren Aronofsky’nin şu ana kadarki en iyi filmi. Garip bir şekilde bunu söyleyebilirim.

Utku Ögetürk: Bence Noah’tan sonraki en alt filmi. Ben filmi izlerken şunu düşündüm: Film çok kişisel ve ben de kendime soruyorum ‘Ben bu filmi neden izliyorum?’. Mektubu eski sevgiline al gönder, diyorum içimden.

Kerem Ayan: Ben eski sevgili dedikodularını bilmiyorum. Şu an Jennifer Lawrence ile beraber. Ama Jennifer Lawrence da ne yazık ki, Darren Aronofsky’den çok daha ünlü. Ben filmde bayağı eğlendim ve  hatta benim seansımda filmi 2. kez görenler de vardı. Filmde garip bir çekicilik var ve film de 29 Eylül’de vizyona çıkıyor. Biz bu filmi almayabilirdik ama özellikle programda olsun istedik.

Utku Ögetürk: Festival seyircisiyle de izlemek güzel olacak sanırım.

Ecem Şen: O zaman film, Türkiye’de de izleyiciyi ikiye bölecek diye düşünüyorum.

Kerem Ayan: Muhakkak.

Ecem Şen: Filmekimi normalde İstanbul’la özdeşleşen bir festival ama artık Anadolu ayağı da var. Bu sene de yenilikler var sanırım. Biraz onlardan da bahsedebilir misiniz?

Kerem Ayan: Evet. Bu sene ilk defa Bodrum’a gidiyoruz. Oraya gitmek istedik, çünkü Bodrum’da bir kitle var. Bir sene gittik, bir sene gidemedik ama şimdi Edirne’ye tekrar gidiyoruz. Bir de birkaç senedir gidemediğimiz Diyarbakır’a yeniden gidiyoruz. Taleplerle de şekilleniyor. Mesela Edirne Belediyesi çok istiyordu tekrar oraya gitmemizi. Bu işte belediyelerin desteği de çok önemli.  Şehre yayılıp belediye ile beraber çalıştığımızda çok güzel oluyor. Üç gün gidiyoruz ama güzel oluyor. İzmir ve Ankara’ya da 5 gün yaptık, çok istek vardı bu yönde.

Utku Ögetürk: Bir de Filmekimi ile Ankara’nın kendi festivaline de bayağı bir süre var aslında.

Kerem Ayan: Evet var. Ankara’da biz 2 salon alıyorduk, onu şimdi bıraktık ve tek salon alıyoruz. İki salon olunca ‘Biz, hangi filme gidelim?’ karmaşası oluyor. Tek salon ama daha uzun yaptık. Böylesi daha iyi olacak sanırım.

Ecem Şen: Beyoğlu Sineması ile ilgili de konuşmak istiyorum.

Utku Ögetürk: Çarşamba günü sinemayı açıyoruz. Gala yapacağız.

Kerem Ayan: Filmekimi’nin bilet satışları başladı ve şu anda doluluk olarak Beyoğlu Sineması, 2. sırada. İnsanlara çok daha rahat bilet aldırıyor. Düz hali çok uzaklaştırıyordu insanları aslında. Festival oluyor ama insanlar şey diyordu: ‘Bu filme Beyoğlu’nda gitmeyeyim de nerede gideyim? Artık böyle bir dert olmayacak ve biz, bu haliyle çok mutluyuz.

Ecem Şen: Konserler de ilgili konuşalım biraz, geçen sene keyifli keyifli Beatles şarkıları söylenmişti bu sene festival takipçilerini neler bekliyor?

Kerem Ayan: Evet, geçen sene Beatles yaptık. Bu sene Filmekimi’nde biraz küçük küçük değişik şeyler yapmak istiyorduk. Şansımıza bu sene, Igorr var. Igorr, Bruno Dumont’un yönetmenliğini üstlendiği Jeanette’in film müziklerini yaptı. İnanılmaz iyi bir grup. Baroque ve çok gürültülü bir müzik yapıyor. Gautier Serre ile Cannes’da tanıştık. Onlar da gelmeyi çok istiyorlardı. Şimdi 2 Ekim’de geliyorlar. Yurtdışı turnelerini ilk olarak İstanbul’dan başlatıyorlar. İkincisi de Cümbüş Cemaat. Tony Gatlif’in son filmi Djam’in müziklerini yapmış. Djam zaten Fransa – Türkiye ortak yapımı bir film. Festivalin kapanış konseri olacak. Bir de ‘dans etmeli’ bir parti yapalım dedik. O da 7 Ekim’de olacak.

Ecem Şen: Son olarak takipçilerimiz için festivalde kaçırmamaları gerektiğini düşündüğünüz film önerilerinizi alabilir miyiz?

Kerem Ayan: Öncelikle Can Evrenol ve Onur Ünlü’nin filmlerinin sunumu olacak. Bunu belirtmek isterim. Programdaki favorilerimi söyleyecek olursak; bir kere Mother var ama o zaten vizyona girecek. Festivalde kaçırmayın dediğimiz bir film değil. Yorgos Lanthimos’un The Killing of a Sacred Deer filmi var. Klasik ama bir gerçek. Foxtrot, benim Venedik’te en çok beğendiğim filmlerden biri. A Gentle Creature’a ben bayılıyorum ama çok zor bir film. Filmden çıkınca şunu düşündük: Ya Altın Palmiye ya da hiç! Tam eski ağır bir Rus filmi ama çok sağlam bir film bence. Zama demek istiyorum ama çok şanssız bir film. Cannes’da yarışamadı, Venedik’te yarışma dışı. Yani tamamen yarışmaya alınacak bir film. Çok çok yazık edilmiş. Yani Lucrecia Martel! Bayağı süper bir film.  You Were Never Really Here filmi de var. Lynne Ramsey, Cannes’da kesinlikle En İyi Yönetmen ödülünü almalıydı. Alamadı. Gerçekten yönetmenlik dersi gibi bir şey ve müthiş bir film. Thelma‘yı henüz seyretmedim ve heyecanla bekliyorum. Çünkü Toronto’da gösterildi, Venedik’te yoktu. Loveless Cannes’da en beğendiğim filmdi. Tartışmalar var ama bayıldım. Bir de Safdie Kardeşler’in Good Time filmi. Ben büyük bir Safdie hayranı değilim ama bu film gerçekten çok çok sıkı bir film. Bunun yanında NICO filmini de söyleyebilirim. NICO, özellikle Trine Dyrholm’üm inanılmaz performansıyla oynuyor. Nico’nun son üç yılını gösteriyor film. 1988’de öldü zaten. Onun son dönemlerini anlatıyor ve Trine Dyrholm, şarkıları hep kendisi söylüyor. Tavırlar bakımından andırıyor ama tip olarak da hiç andırmıyor. Enteresan bir şekilde ama kadın acayip oynuyor. Söyleyeceklerim bu kadar diyebilirim.

Utku Ögetürk: Çok keyifli bir röportajdı. Teşekkür ederiz.

Kerem Ayan: Ben teşekkür ederim.

Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi