Önceki Sayfa1 / 6Sonraki Sayfa

Sinemada Kente Göç Temsili

kente-goc-uzak-3-filmloverss

Sanayileşme sonrası kırsal kesimdeki makineleşme ile ortaya çıkan iş olanaklarının azalması, yoksulluk ve ek olarak kısıtlı yaşamlardan kurtulma isteğinden kaynaklanan köy iticiliği veya kentin barındırdığı tarım dışı ekonomik çeşitlilik, modern hayat arzusu ve hizmet imkanlarının çekiciliğinden ortaya çıkan iç göç olgusu kentleşmenin temelini oluşturur. Sosyolog Mübeccel Kıray’a göre kentleşme, “her şeyden önce nüfusun büyük oranının tarımdan ve topraktan kopup tarım dışı alanlarda, sanayide, karmaşık örgütlerde ve dolayısıyla köyden başka yerlerde, kentlerde hayatlarını kazanmaya ve yaşamaya başlamaları demektir” (Esen, 1996; 71). Sağlıklı bir kentleşme süreci için sanayileşme ile eş zamanlı ilerlemesi öngörülürken, Türkiye’de kentleşme hızının sanayi hızınının çok ilerisinde artması ve daha çok demografik bir özellik taşıması, modernleşme ve kentleşme hareketinin gecekondulaşmanın da temelini oluşturmasına neden olmuştur (Yıldız, 2008; 36). Batı’ya dönük gelişme projelerinin, ekonomik ve siyasi politikaların ani değişimlerinden kaynaklı kırsaldaki tarım faaliyetlerinin değişiminden veya kentlerin sunduğu imkanların artmasından kaynaklanan kentleşme ile Türkiye kent nüfusunun 1950 ve 2000 yılları arasında %30’un altından %64.9’a kadar çıktığı görülür (Yıldız, 2008; 35). Kentleşme hızının sanayileşme hızını geçmesi, kırsaldaki gizli işsizliğin kentte iş gücü fazlalığına dönüşmesine ve ‘marjinal işlerin’ ortaya çıkmasına, şehir içi belirgin ekonomik ve toplumsal ayrımların doğmasına, konut yetersizliğine ve doğal olarak da gecekondulaşmaya neden olmuştur (Güçhan, 1993; 118).

Türkiye’de kırsaldan kente iç göçün özellikle 1960’larda artmasıyla Türk sineması, içinde bulunduğu gerçekçilik ve ulusalcılık furyalarının da etkisi altında kentin içindeki gerçek hayata kamerasını çevirir. Başladıktan sonra sinemacıların eğilimiyle hızla popülerlik kazanan iç göç konusu, hem göçün çeşitli boyutlarını ele alarak sorunsal olarak yaklaşmakta çekingen kalan hem de sayısı az da olsa siyasi ve sosyal çıkarım yönleri açısından güçlü örneklerle Türk sinemasında her dönemde ve farklı türlerde yerini alır ve sinema, topluma bir nevi ayna görevini üstlenmeye gerçek anlamda başlar. Toplumsal değişimlerin sinemaya yön vermesi, sinemanın da hem bir aracı olarak hem de bir tüketim aracı olarak toplumsal değişimlere yol açması açısından bu iki olgunun birbirlerini büyük ölçüde etkilediğini düşünürsek, Türk sinemasında göçün hangi bakış açılarıyla ele alındığına kısaca bakmak iç göçün nasıl algılanıp nasıl aktarıldığını ve göçü farklı açılardan anlamlandırmada da fayda sağlayacaktır.

Kente Göç: Gurbet Kuşları, Bir Avuç Cennet ve Uzak Üzerine

Türkiye’de kırsaldan kente iç göçü konu alan ilk film olan Halit Refiğ’in Gurbet kuşları (1964); gecekondulaşma ve şehrin yetersizliklerini anlatan Muammer Özer’in Bir Avuç Cennet (1985)’i; göç edenlerin yerleşik hayatta kente uyumlarıyla kaybettikleri kimlik algılarını anlatan Nuri Bilge Ceylan’ın Uzak (2002)’ını ele alarak Türkiye’de kente, özellikle İstanbul’a olan göçün özelliklerini incelemeye çalışacağım. Göçün her dönem değişen veya değişmeyen nedenlerini; şekillerini; şehrin verebildiklerini, veremediklerini ve zaman zaman götürdüklerini; göç edenlerin şehir mekanları ile ilişkilerini ve son olarak şehir ile kırdan gelenin yansıtılması üzerine yaklaşımları, – filmlerde yer verilmemesinden ötürü gecekondulaşma üzerine çok duramamanın, bu türde komedi ve arabesk kültürü de kapsayamamanın eksikliğiyle göç sinemasını her yönünden ele alamayacak olsak da – bu üç önemli film üzerinden benzerlik ve farklılıklar üzerinden değerlendireceğiz.

Önceki Sayfa1 / 6Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi