2000’li yılların başında sinemanın popüler konularından biri haline gelen siber korsanlık, sayısal teknolojilerin hızlı gelişimi sayesinde popülaritesini kaybetmiş değil. Gün geçtikçe daha farklı açılardan baktığımız bu konuya sinema perdesinde rastladığımızda, artık geleceği tasvir eden bilimkurgular gözüyle bakmıyoruz ya da kendi hayatımıza uzakta olduğunu düşünmüyoruz. Kendinol da siber dünyaya bir kapı açmak istiyor ve bunu gerçekliği önemseyerek yapma niyetiyle yola çıkıyor.

İnternet üzerinden oynanan bir oyun olan Kendinol, insanların gerçek hayatta yapması gereken görevlerden oluşur. Bu görevlerin amacı insanların kendilerini gerçekten tanımalarını sağlamak. Görevleri gerçekleştirdikçe oyun içinde puan kazanıp, rütbe sahibi olunuyor. Ünlü ve başarılı bir oyuncu olan Zeynep (İmer Özgün), bir gün bu oyundaki görevi nedeniyle özel bir mülkte kamp yapmaya karar verir. Onu fark eden evin sahipleri tarafından yakalanıp hapsedildikten sonra, Zeynep’in kurtuluş mücadelesi başlar.

Yönetmen Serkan Özarslan’ın ilk uzun metraj denemesi olan Kendinol, adından da anlaşılacağı üzere bir kişilik muhasebesi sunuyor. Sanal ile gerçeklik arasında bağ kurmaya çalışıyor. Kişinin yalnızlığını ve başarılı olsa bile kurtulamadığı mutsuzluğunu ön plana çıkararak, kendisine yabancılaşmasına odaklanıyor. Kendinol, mottosu ile genelde şehirli insana karşı bir söylem geliştirmeye çabalıyor. Ama ne yazık ki ortaya vasatın altında bir gerilim filmi çıkıyor.

Kişinin kendisini tanıması gerektiğini vurgulayan mottosuyla ilgi çekici bir başlangıç yapan Kendinol, gidişatını flashbacklerle (geri dönüşlerle) ve kronolojik olarak tersten inşa ediyor. Bu tercihle başta merak uyandırıcı bir atmosfere sahip olduğunu söyleyebilirim. Senaryonun iskeletinin de başarılı bir şekilde oluşturulduğunu kabul etmek gerek. Ancak, film devam ettikçe ve bazı kilit noktalar açıklığa kavuşunca sonu kolayca tahmin edilebilir bir hale geliyor. Ayrıca, filmin ilk dakikalarından sonra performansların ne kadar önemli olduğunun fark edilmesiyle filmin etkisi de gittikçe düşüyor. Çünkü performanslar filmin yükünü taşıyabilmekten çok uzakta kalıyor. Dolayısıyla Kendinol, başta sürükleyici bir tempo yakalasa da, bu temposunu aynı oranda tutamayarak düşen ve belki de hayal kırıklığına sebep olan bir son ortaya koyuyor.

Kendinol ile ilk uzun metraj yönetmenlik tecrübesini yaşayan Serkan Özarslan, yönetimiyle belli bir fark ortaya koyamıyor. Oldukça sabit ve durağan ilerleyen filmde, düğüm noktalarını hareketlendirebilecek ve kaybedilen merakı tekrar uyandıracak hamleler yapamıyor. Ayrıca yönetmenimiz sekanslara yerleştirdiği ve yetmeyip kelimelere döktüğü göndermelerini sıkça tekrarlıyor. Bu tekrarlar filmi boğucu ve ısrarcı bir havaya sokuyor, seyirciyi uzaklaştırıyor. Yönetmenin filme etkisinin az olması, zaman geçtikçe düşen ve heyecanını kaybeden filme olumsuz olarak direkt etki ediyor.

Prodüksiyon açısından da bir TV dizisini aratmayan Kendinol, hikayesini fazlaca küçümsemiş gibi görünüyor. Ucundan kıyısından Deepnet’e göndermelerde bulunsa ve izleyicisini daha derinlere çekme niyeti olsa daha etkileyici bir film ortaya çıkabilirdi. Çünkü 21. yy’da Kendinol’un bizlere anlattıklarından etkilenmemiz pek mümkün değil. Her gün içinde yaşadığımız ve parçası olduğumuz bir dünyanın, farklılık göstermeyen bir bakış açısıyla beyazperdeye yansıtılmasından ibaret olarak kalıyor. Filmin senaryosundaki aforizmalar, bakış açısını biraz derinleştirme gayretinin birer ürünü olarak göze çarpıyor. Fakat, bu temelsiz cümleler diyalogları çok yapay gösteriyor. Hemen her karakterin bu tarz söylemlerde bulunabilmesi de, aforizmaların sahip olduğu zayıf etkiyi iyice tüketiyor. Oyuncuların performanslarının da bu yapaylığa büyük katkı sağladığını söylemek gerek.

Kendinol, iyi bir başlangıç yapıp ardından bunu sürdüremeyen filmler kervanının son üyesi ne yazık ki. Kariyerinin henüz başındaki yönetmen, bazı cesur tercihlerle riskli bir işe kalkışmış. Bu tarz cesur hamlelerle kendi sinemasını özgün bir şekilde geliştirebileceğini söylemek yanlış olmaz. Kendinol’un senaryosunun sağlam bir iskeleti var ancak, senaryoya katılabilecek daha derin yorumlar ve unsurlarla belki fazlasını yapma olasılığı yüksekken, kendini sınırlandıran bir yapım. Bütün bunların sonucunda, alıştığımız bir hikayeden etkileyici bir gerilim yaratmak için gereken niteliklere sahip olamayan bir film çıkıyor karşımıza.

2000'li yılların başında sinemanın popüler konularından biri haline gelen siber korsanlık, sayısal teknolojilerin hızlı gelişimi sayesinde popülaritesini kaybetmiş değil. Gün geçtikçe daha farklı açılardan baktığımız bu konuya sinema perdesinde rastladığımızda, artık geleceği tasvir eden bilimkurgular gözüyle bakmıyoruz ya da kendi hayatımıza uzakta olduğunu düşünmüyoruz. Kendinol da siber dünyaya bir kapı açmak istiyor ve bunu gerçekliği önemseyerek yapma niyetiyle yola çıkıyor. İnternet üzerinden oynanan bir oyun olan Kendinol, insanların gerçek hayatta yapması gereken görevlerden oluşur. Bu görevlerin amacı insanların kendilerini gerçekten tanımalarını sağlamak. Görevleri gerçekleştirdikçe oyun içinde puan kazanıp, rütbe sahibi olunuyor. Ünlü ve başarılı bir oyuncu olan Zeynep (İmer Özgün), bir gün bu oyundaki görevi nedeniyle özel bir mülkte kamp yapmaya karar verir. Onu fark eden evin sahipleri tarafından yakalanıp hapsedildikten sonra, Zeynep'in kurtuluş mücadelesi başlar. Yönetmen Serkan Özarslan'ın ilk uzun metraj denemesi olan Kendinol, adından da anlaşılacağı üzere bir kişilik muhasebesi sunuyor. Sanal ile gerçeklik arasında bağ kurmaya çalışıyor. Kişinin yalnızlığını ve başarılı olsa bile kurtulamadığı mutsuzluğunu ön plana çıkararak, kendisine yabancılaşmasına odaklanıyor. Kendinol, mottosu ile genelde şehirli insana karşı bir söylem geliştirmeye çabalıyor. Ama ne yazık ki ortaya vasatın altında bir gerilim filmi çıkıyor. Kişinin kendisini tanıması gerektiğini vurgulayan mottosuyla ilgi çekici bir başlangıç yapan Kendinol, gidişatını flashbacklerle (geri dönüşlerle) ve kronolojik olarak tersten inşa ediyor. Bu tercihle başta merak uyandırıcı bir atmosfere sahip olduğunu söyleyebilirim. Senaryonun iskeletinin de başarılı bir şekilde oluşturulduğunu kabul etmek gerek. Ancak, film devam ettikçe ve bazı kilit noktalar açıklığa kavuşunca sonu kolayca tahmin edilebilir bir hale geliyor. Ayrıca, filmin ilk dakikalarından sonra performansların ne kadar önemli olduğunun fark edilmesiyle filmin etkisi de gittikçe düşüyor. Çünkü performanslar filmin yükünü taşıyabilmekten çok uzakta kalıyor. Dolayısıyla Kendinol, başta sürükleyici bir tempo yakalasa da, bu temposunu aynı oranda tutamayarak düşen ve belki de hayal kırıklığına sebep olan bir son ortaya koyuyor. Kendinol ile ilk uzun metraj yönetmenlik tecrübesini yaşayan Serkan Özarslan, yönetimiyle belli bir fark ortaya koyamıyor. Oldukça sabit ve durağan ilerleyen filmde, düğüm noktalarını hareketlendirebilecek ve kaybedilen merakı tekrar uyandıracak hamleler yapamıyor. Ayrıca yönetmenimiz sekanslara yerleştirdiği ve yetmeyip kelimelere döktüğü göndermelerini sıkça tekrarlıyor. Bu tekrarlar filmi boğucu ve ısrarcı bir havaya sokuyor, seyirciyi uzaklaştırıyor. Yönetmenin filme etkisinin az olması, zaman geçtikçe düşen ve heyecanını kaybeden filme olumsuz olarak direkt etki ediyor. Prodüksiyon açısından da bir TV dizisini aratmayan Kendinol, hikayesini fazlaca küçümsemiş gibi görünüyor. Ucundan kıyısından Deepnet'e göndermelerde bulunsa ve izleyicisini daha derinlere çekme niyeti olsa daha etkileyici bir film ortaya çıkabilirdi. Çünkü 21. yy'da Kendinol'un bizlere anlattıklarından etkilenmemiz pek mümkün değil. Her gün içinde yaşadığımız ve parçası olduğumuz bir dünyanın, farklılık göstermeyen bir bakış açısıyla beyazperdeye yansıtılmasından ibaret olarak kalıyor. Filmin senaryosundaki aforizmalar, bakış açısını biraz derinleştirme gayretinin birer ürünü olarak göze çarpıyor. Fakat, bu temelsiz cümleler diyalogları çok yapay gösteriyor. Hemen her karakterin bu tarz söylemlerde bulunabilmesi de, aforizmaların sahip olduğu zayıf etkiyi iyice tüketiyor. Oyuncuların performanslarının da bu yapaylığa büyük katkı sağladığını söylemek gerek. Kendinol, iyi bir başlangıç yapıp ardından bunu sürdüremeyen filmler kervanının son üyesi ne yazık ki. Kariyerinin henüz başındaki yönetmen, bazı cesur tercihlerle riskli bir işe kalkışmış. Bu tarz cesur hamlelerle kendi sinemasını özgün bir şekilde geliştirebileceğini söylemek…

Yazar Puanı

Puan - 37%

37%

37

Kendinol, iyi bir başlangıç yapıp ardından bunu sürdüremeyen filmler kervanının son üyesi ne yazık ki. Alışıldık bir hikayeden etkileyici bir gerilim yaratmak için gereken niteliklere sahip olmayan bir film.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
37
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi