Kemal Sunal filmleri zamansızdır. Hatta zamansızın ötesinde şarap gibidir. Şu an baktığımız yerden anlıyoruz ki, neredeyse tarih kitaplarından, akademiden, belgesellerden çok yaşadığı devri bugüne taşıyor bu filmler.

Sadece görmeye hazır gözlere görünen ince detaylardan, altı kalın kalın çizili mesajlara kadar uzanan bir ölçekte istediği her şeyi istediği gibi anlatmayı başarmıştır Kemal Sunal yaptığı filmlerle. Ve bize en çirkin şeyi bile aktarırken, yüzümüzde bir gülümseme bırakmayı başarır bu filmler. En ciddi olanı bile bir yerlerde güldürür bizi.

Kemal Sunal, boşuna Şaban diye anılmaz. Onu, sinemaya adımını attığı ilk yıllardaki gibi yakışıklı jönün yancısı olmaktan sıyırıp, filmlerin merkezine taşıyan bir hayli olağan dışı bir özelliğidir. Normalde seyirciye tepeden bakan, onlara gerçekçi olmayan hikayeler, ses tonları, takma kirpiklerden görünmeyen gözler sunan bir sektörün ortasında, seyirciyle değil kendisiyle dalga geçme erdemine sahip biri olarak bambaşka bir bağ kurmuştur sevenleriyle. Kitleleri güdülecek koyun gibi görmemiştir, hatta en sona yerleştirebileceğimiz videodan cesaretle şunu da söyleyebiliriz, Kemal Sunal filmleri halkın örgütlenmesini olumlayan pek çok unsuru içerisinde barındırır, devrimci bir damarı vardır, devrimcilikten arınmış durduğu yerlerde bile sosyo-politik bir başka kaygıyla yüzleşmemizi sağlar. Hatta başroldeki kahramanımız kendisini sürekli saf-salak durumuna düşürürken bile, tesadüfler silsilesi çoğu filmde baş kahramanımızla alay etse de esas zorbaları, egemenleri yerden yere vurur. Hırsızlık çoğumuzun algısında kötü bir şey olabilir, ama hırsızlar kötü değildir Kemal Sunal’ın dünyasında. En azından elinde bir şey yokken çalan masumdur, kodamanlar çalıyorsa işler değişir. İşçi, memur veya emekçi biraz aptal olabilir, aptallık iyi bir insanın avantajı haline bile dönebilir, lakin kötü olan sömürendir, işçi değil, çünkü zulüm bakidir. Bazen burnunun dikine giden halka da parmağını sallar, ama aşağılar gibi değil “Bak canım kardeşim, seni sadece sen kurtarabilirsin” diyecek bir ayna tutmak için. Halka kendi potansiyelini kanıtlar filmlerinde Kemal Sunal.

“Kemal Sunal sonuçta bir oyuncuydu, senaryoları kendisi yazmıyordu” diyenlerinizi duyar gibiyiz, keza zaten bu yaklaşıma sahip olan başkaları da halihazırda mevcut. Bu noktada Kemal Sunal’ın geride bırakmış olduğu çok ilginç bir belge, oyuncu olmasının onu pasif bir konuma getirdiğini düşünmemizi engeller vaziyette.

55 yıllık hayatına 82 adet film sığdıran Sunal’ın eğitim hayatı bu kadar hızlı değildi. Lise 11 yıl, Üniversite 27 yıl sürmüştü onun gerçekliğinde. Marmara Üniversitesi’nden “Televizyon ve Sinema’da Kemal Sunal Güldürüsü” isimli bir tezle mezun olan oyuncu, daha sonra Yüksek Lisansı da kazanarak bu tezini geliştirdi. Ve elimizde kendisinin, sosyologların da incelemesini istediği kapsamlı bir tezi var ve bu tez hem Om İletişim hem de Sel Yayıncılık tarafından basıldı da.

Om İletişim’in baskısının Şükran Esen tarafından 2001’de kaleme alınmış ön sözü var, ve kabaca tezin oluştuğu aşamaları aktarıyor. Tezin üç ana bölümü var. Önce güldürü türünde gerekli bilgiler, ve türün tarihsel sürecinin Kemal Sunal tarafından araştırıldığı bir bölüm çıkıyor karşımıza. İkinci bölüm dört ana başlıktan oluşuyor. “Kemal Sunal Filmlerinin Dayandığı Toplumsal Yapı” üst başlığı altındaki bu ana başlıklardan ilki, 70’li, 80’li ve 90’lı yılları siyasi, kültürel ve sosyo-ekonomik olarak ele alıyor. İkinci başlıkta filmlerini gruplandırıyor Sunal. Üçüncü başlığı, filmlerinin sinema için çekilmiş olmasına karşın televizyon dünyasında kapladığı yeri analiz etmeye ayırıyor. Son başlık ise televizyon için çekilmiş dizileriyle ilintili.

Kemal Sunal’ın, Dram Yönü Güldürünün Önüne Geçen Filmleri

Bizi en çok alakadar edense üçüncü bölüm. “Kemal Sunal Güldürülerinin Türk Sineması İçindeki Yeri” isimli bu bölümde ünlü oyuncu, elini hepten taşın altına koyup filmlerinin halk tarafından neden bu kadar sevildiğini açıklamaya girişiyor. Bu açıklamalarda kendi birikiminin yanı sıra sanatçı, eleştirmen, gazeteci ve sosyologların görüşlerinden de faydalanıyor. Ve kendisinin vardığı sonuç pekala enteresan. Şükran Esen‘in söylediklerini alıntılayacak olursak eğer: “Filmlerinin, sorunlar içinde bunalmış küçük insanı güldürerek, bir emniyet sübabı görevi gördüğü; iktidarların Kemal Sunal filmleri sayesinde ayakta kaldığı ve bu filmlerin daha uzun yıllar aynı işlevi sürdüreceği sonucuna ulaştı.”

Bu tezin bitmesinin hemen ardından rol aldığı film, Propaganda‘ydı. Eğer hayatını kaybetmeseydi bir sonraki filmi Balalayka olacaktı. 1991’de verdiği molanın ardından ciddi konuları olan, ağır iki filmi menziline almış olması pekala enteresan. Kariyeri sadece güldürülerden oluşmuyordu elbette: Davacı, Deli Deli Küpeli, Garip, Yoksul, Kiracı, Düttürü Dünya, Öğretmen, Gülen Adam, Abuk Sabuk Bir Film, Boynu Bükük Küheylan, Hanzo, Şaşkın Damat, Kapıcılar Kralı, Meraklı Köfteci, Sahte Kabadayı, Tosun Paşa, Süt Kardeşler, İbo İle Güllüşah, Çöpçüler Kralı, Sakar Şakir, Avanak Apti, İyi Aile Çocuğu, Kibar Feyzo, Köşeyi Dönen Adam, Korkusuz Korkak, Zübük, Devlet Kuşu, Gol Kralı, Davaro, Kanlı Nigar, Üçkağıtçı, Doktor Civanım, Yedi Bela Hüsnü, Çarıklı Milyoner, Kılıbık, Tokatçı, Postacı, Keriz, Tarzan Rıfkı, Yakışıklı, Bıçkın, İnatçı, Polizei, Sevimli Hırsız,Uyanık Gazeteci, Talih Kuşu, Zehir Hafiye, Koltuk Belası ve Varyemez bizzat Kemal Sunal’ın tezinde “Dram Yönü, Güldürünün Önüne Geçen Filmler” şeklinde kategorize ettiği filmler. Lakin farketmişsinizdir ki bu filmlerin pek çoğunun ismi veya konusu bile gülümsememize neden oluyor. Oysa ki Propaganda ve  Balalayka kesinlikle komedi çağrışımını barındırmayan filmler.

Kim bilir, belki de Kemal Sunal hayatta olsaydı, bizi yeterince güldürdüğüne ve artık güldürünün önüne başka kaygılarımızı yerleştirmemiz gerektiğine kanaat getirmiş olacaktı. Sınırları zorlayan, ama asla sınırların dışına taşmayan karakterlerin artık iktidarları ayakta tutmasını istemeyecekti. Belki de bunu düşünerek onu biraz daha yüceltmek, işimize gelen şey. Her halükarda Kemal Sunal’dan aldığımız miras bizi, espri anlayışımızı, hayata tutunma ve bu memleketi iyiye evirme arzumuzu güçlendirir nitelikte.

Ağlanacak halimize gülmeyi sayesinde bildiğimiz için, bu her günü bir öncekinden daha başka çirkinlikleri doğuran bu memlekette, 2013 Haziran’ını mizahla kapladık belki. Kemal Sunal hayatta olsa bu soruya da bir doktora tezi yazardı artık.

Kapanışı yukarıda izletme sözü verdiğimiz Köşeyi Dönen Adam filminden kesilmiş sahnelerle yapalım:


Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi