Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa

Hayatımız tesadüflerden mi ibarettir, yoksa farkında olmadan yaptığımız seçimlerin bize çizdiği yolda mı ilerleriz? Peki ya düşündünüz mü hiç, sağı değil de solu seçseydik hayatımızda neler değişirdi? Ya da bugün uyuyakalıp, otobüsü kaçırdığımızda hayatımızdaki hangi domino taşını devirdik misal? Kaçırdıklarımız ya da aslında hiç hayatımızda var olmaması gerekenler… tercihler ve beraberinde süregelen paralel hayatlar… Hal böyle olunca elle tutulmayan, tanımların kifayetsiz oladuğu zaman kavramında sıkışıp kalıyoruz. Ne bir adım geriye ne de bir adım öne.

“Amazon ormanlarında bir kelebeğin kanat çırpması Amerika’da fırtına kopmasına neden olabilir.” Bir sistemin başlangıç verilerindeki küçük değişiklikler; büyük ve öngörülemez durumları beraberinde getirebilir.  Bu paradoks Edward N. Lorenz’in ünlü çalışmalarından biri olan Kaos Teorisi’yle ilgili. İspatlanamayan bu durum sadece teori olarak kalmış; aslında bilimsel bir teoriyi daha çok felsefi açıdan ele almaya devam ediyoruz diyebiliriz. Ufak bir durumdan nasıl büyük olaylar yaratabileceği örneklerini verirken; ya da sinemada zaman kavramını ele alırken sıklıkla başvurduğumuz bu teori artık hayatımızın bir parçası olmuş halde. Felsefenin vazgeçilmez konusu ‘zaman’ kavramını, Freudyenler ve davranış bilimciler mekanizmacı olarak şöyle desteklerler; onlara göre olaylar bir neden-sonuç bağlamında gerçekleşir; herhangi bir şey bir diğerine yol açar; bir diğeri bir başkasını doğurur; Şu an yaşanmış bir durumu aslında geçmiş belirlemiştir. Zamanı bir doğru olmaktan çıkaran Carl Gustav Jung’a göre ise bu bağlantı bu kadar basit değildir; Jung’ın eş zamanlılık kuramına göre, birbirine teolojik olarak veya neden-sonuç ilişkisiyle bağlı olmayan, yine de aralarında anlamlı bir bağ olan iki olayın varlığından bahsederiz. Karmaşık olan zaman kavramı da bu şekilde, iyice içinden çıkılmaz bir hal almıştır.

Sinemacıların vazgeçemedikleri konuların başında gelen ‘zaman’, farklı kimliklerde hayat bulur kendine. Zamanda yolculuğun sıklıkla birçok tarzda filmde karşımıza çıkması ve bahsettiğimiz ‘kelebek etkisi’ kuramından çokça beslenmesi de bu sebeptendir. Kieslowski’nin Blind Chance’ından, ondan ilham alan Run Lola Run’a; Back to the Future’dan Mr. Nobody’e birçok yapıma yer verdiğimiz listede sizler için kelebek etkisini konu alan 10 filmi sıraladık.

Kelebek Etkisi Hakkında 10 Muazzam Film!

Blind Chance – 1981

blind-chance-filmloverss

1981 yapımı olan ancak Polonya’daki komünizm rejimi yüzünden 1987 yılında izleyiciyle buluşabilen Przypadek – Blind Chance,  Kieslowski’nin diğer filmleri kadar bilinmeyen ancak birçok filmin hikayesinin oluşmasında etkin rol oynayan filmi. Witek,  Varşova’ya giden bir trenin ardından koşmaktadır; film Witek’in bu koşusunu 3 farklı hikayeyle ele alır. 3 farklı olasılıkla sonuçlanan koşu, Witek’in geri kalan hayatının nasıl şekilleneceğini anlatan film, izleyiciye üç farklı varsayım üzerine harika bir kurgu sunar; Witek treni yakalarsa ne olur? Witek treni yakalayamaz ve istasyondaki polislerle kavga edip hapse düşerse ne olur? Witek treni yakalayamaz ve polislerle herhangi bir münasebeti olmaz ise ne olur? Witek’in alternatif hikayelerini izlerken; hayatta yaptığımız tercihleri sorgularken, bir yandan da kader ve şans kavramlarının aslında nasıl vazgeçilmez bir unsur olduğunu hatırlarız. Kieslowski’nin dediği gibi; “Hiçbir zaman kaderimizde ne yazılı bilmiyoruz. Şansın bizim için neler sakladığını bilmiyoruz.”

Back to the Future – 1985/89/90

back-to-the-future-filmloverss

Zamanın uçsuz bucaksız sonsuzluğunda yapılan yolculuktan bahsetmeye başladığımız an akla gelen ilk filmdir; Back to the Future. Kaykayıyla ayrılmaz bir bütün olan Marty McFly ile beyaz dağınık saçlarıyla, hafiften çatlak Dr. Emmett Brown’ın yılları birbirine kattığı; 1985 yılından, 1955’e, oradan geleceğe doğru 2015’e yapılan zamanda seyahatlerin anlatıldığı klasikleşmiş seri, zamanı ve zaman içinde yapılan ufak hamlelerin nelere neden olabileceğini anlatır. Tıpkı ‘kelebek etkisi’ kuramında bahseldiği gibi; Marty’nin geçmişe gidip kendi anne babasının gençliğiyle tanışmasının ardından kendi doğumunu engellemesine neden olacak hareketler zincirinin ilk halkasını taktığını unutmuyoruz… ‘DeLorean’ımız olsa zamanda yolculuk yapabiliriz’ fikrine inanan tüm 90’lı yıllarda çocuk olanlara sevgiler!

Önceki Sayfa1 / 5Sonraki Sayfa
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi