Kelebeğin Rüyası

Kelebeğin Rüyası

“Günün birinde ermiş, rüyasında kelebek olduğunu görmüş. Uyandığında kafası karışmış. Kendi kendine şöyle demiş: ‘Ben mi rüyamda kelebek olduğumu gördüm yoksa kelebek mi rüyasında ben olduğunu gördü?’ “

Yılmaz Erdoğan’ın son filmi Kelebeğin Rüyası başrollerinde Kıvanç Tatlıtuğ, Mert Fırat ve Belçin Bilgin ile son dönem Türk sineması için önemli bir dönüm noktası niteliği taşıyor. Bu kadar iddialı bir cümle kuruyorum, çünkü Kelebeğin Rüyası, Türk sinema izleyicisinin hasret olduğu (Eşkiya’dan bu yana diyebilirim) romantik ve de insani duyguları, naif karakterler üzerinden en masum şekliyle aktarma tutumunu yeniden gün yüzüne çıkarıyor. Bağırmadan, izleyiciyi ağlak sahnelere boğup dramatizenin dibine vurmadan, kendi halinde bir film: Kelebeğin Rüyası…

Erdoğan’ın şiirlere olan özel ilgisi bilinir, şairliği birçok kimseler tarafından takdir görür hatta şair sıfatını fazlasıyla hak ettiği bile söylenebilir. Yılmaz Erdoğan, Kelebeğin Rüyası için de bu yanını hayli ön plana çıkarmış; bu defa “cebindeki kelimeleri” yüreğinin süzgecinden geçirip şahane bir hikaye yaratmış.

Kelebegin-ruyasi

1940’lı yıllarda Zonguldak’ta yaşamış iki genç şairin hayatını konu alan filmde Erdoğan kendi ustalığını yad edercesine bir başka ustayı, Behçet Necatigil’i canlandırıyor.  Genç öğrencilerinden Muzaffer Tayyip Uslu (Kıvanç Tatlıtuğ) ve Rüştü Onur (Mert Fırat) günün birinde zengin bir aileye mensup olan Suzan’a aşık olurlar ve bir iddiaya girerler. Çünkü “en güzelinin bile bir şiirlik canı” olduğuna, şiirin fethedemeyeceği kalp olmadığına inanırlar. Yalnız ikisinin de dikkate almadığı bir şey vardır ki onlara çok fazla zaman tanımaz: verem…

Her bir repliği izleyicinin kalbine yazılan film bittikten sonra, damağınızda kalan tat harika bir şiir okumuşsunuz hissiyle eş değer. Kıvanç Tatlıtuğ’un oyunculuk performansının zirve yaptığı filmde daha önce canlandırdığı karakterlerin hiçbirine benzemeyen, naif ama sıkı bir şairle karşı karşıyayız. Rolü için fiziksel değişimlerle hazırlanmasının yanı sıra, oyuncunun iç dünyasının da bu hazırlıklarda büyük yer kapladığı aşikar. Tatlıtuğ’un ağzından çıkan her bir dize adeta havada dağılıyor, izleyicinin dimağına kazınıyor. Mert Fırat ise canlandırdığı Rüştü karakterinin hakkını sonuna kadar veriyor. Muzip tavırları ve “en kötü sözleri bile en güzel” şekilde söylemesi oyuncunun üzerinde hiç de garipsenmiyor. Şunu rahatlıkla söyleyebilirim ki bu rolleri başkaları böylesine şiirsel yansıtamazdı… Belçim Bilgin’e gelirsek Aşk Tesadüfleri Sever’deki kadar donuk ve kötü bir oyunculuk izlemiyoruz ama, yine de yanında performanslarıyla devleşen oyuncuların arasında şımarık, zengin kızı Suzan rolüyle Bilgin ne yazık ki sönük kalmaya mahkum oluyor.

Kelebegin-Ruyasi

Arka planına Mustafa Kemal Atatürk sonrası İnönü ve yeni Cumhuriyet dönemini alan film alttan alta dönemin sistemine de dokunuyor. Zonguldaklı mutsuz ve yoksul elleri zincirli maden işçilerinin yer aldığı sahnelerle açılan film, devamında da sıkça bu duruma yer veriyor. Avrupa Savaşı’nın bir dünya savaşına dönüşmesi de aynı döneme rastlasa da filmde öne çıkmasına izin verilmiyor. Dönemin hastalığı verem ve zorlu tedavi koşulları da değinilen bir diğer önemli nokta.

Tek derdi şiir yazmak olan bu iki gencin hikayesi aslında odağına aşkı almış gibi görünse de tek bir şey söylüyor: “Şiir hayatın bahanesi…”

Filme dair tek olumsuz sayabileceğim eleştirimi ise filmin repliklerinden biriyle yapmak istiyorum: “Yolcu vedalaşmayı bilecek, yoksa… gölgesi boyunu aşar.” 138 dakika gibi uzun bir süreye yaymadan bazı sahneler daha kısa tutulsaymış sanki daha kolay ilerleyebilirmiş film. Bazı sahnelerde nasıl olsa zaman bol aceleye gerek yok hissi fark ediliyor; ama bunun da tabii ki çok göze batmayan bir detay olduğunu da özellikle belirtmeliyim.

En başlarda da söylediğim gibi film elinde bolca dramatize edeceği sahneler olmasına rağmen, bundan bilinçli bir şekilde uzak duruyor ve bu şekilde izleyicinin gönlüne ulaşmayı hedefliyor. Son zamanlarda izlediğim ve en çok beğendiğim Türk filmlerinden biri olan Kelebeğin Rüyası, izleyenlerin kendini kelebeğin yerine koymasını ve bir günlük hayatlarını gözden geçirmesini öğütlüyor…

Behçet Necatigil’in Yılmaz Erdoğan’ın sesinde hayat bulan dizeleri gibi:

“Belki bir kelebek o kadar memnun ki rüyasından

Uyanmak istemiyor uykusundan…”

FacebookTwitterGoogle+Share

6 Yorum

  1. hamdullah süren 26/02/2013 at 17:42 - Reply

    Filmi izledim hem çok beğendim hem çok kıskandım.Yılmaz abe beni zorluyorsun senden daha güzel film yapacam diye hayal ediyordum.Hep kendini aşıyorsun.Türkiye sinemasına ders veriyorsun İMDB notu da süper.Bence herkes izlemeli ve sinemamızın gücünü görmeli.Hollywood tan eksiğimiz yok diyebileceğimiz ender filmlerden.Oyuncularda süper.Yalnız sevgilinizle gitmenizi öneririm o gece oluşan duygusallık tan kesin faydalanabilirsiniz.Yani aşkınıza biraz aşk katacak.

Yorum yazın