Müzik dünyasında cover albümler yapmak oldukça yaygındır. Müzik alanında önceden seslendirilmiş bir eserin ya da eserlerin, farklı bir sanatçı tarafından yeniden icra edilmesi anlamına gelen cover versiyonların sinemada karşılıklarını görmek ise çok sık karşılaştığımız bir durum değildir. Bir tür saygı duruşu olarak ya da tam tersi nedenle bir yönetmenin filmine göndermeler yapan filmler izlemek kimi zaman hoşumuza gidebilir. Fakat, eğer neredeyse tüm film bir tür toplama görüntüler üzerinden inşa ediliyorsa, bu durumu yeni ya da orijinal olarak kabul etmek pek de doğru olmayacaktır. Film eleştirisi yaparken özellikle kaçınmaya çalıştığım şeylerden biri; “Bu film şu filme çok benziyor, bak burada buna gönderme yapmış” ya da “Bu filmle oldukça yakın benzerlikler içeriyor” gibi cümleler kullanmaktır. Kısacası; filmleri birbirlerine bağlamaktan, aralarında kesişim kümeleri kurmaktan çok hoşlanmam. Zira her filmin kendine ait bir evreni, dokusu ve özgünlüğü vardır. Filmler arasında bu tür karşılaştırmalar yapmanın ve benzerlikler inşa etmenin -bir tür sağlama işlemi yaparcasına- sağlıklı bir yöntem olduğunu düşünmem.  Fakat ünlü oyuncu ve yeni yönetmen Ryan Gosling’in ilk yönetmenlik denemesi olan Kayıp Nehir – Lost River; beni bu tür bir eleştiri yapma noktasına bilerek ve isteyerek götürüyor. Bu sebeple en başta belirtmem gerekir ki; Gosling’in ilk filmi olan Kayıp Nehir’i bir ‘cover film’ olarak görüyorum.

Prömiyerini geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış (Un Certain Regard) bölümünde yapan Kayıp Nehir; çoğu izleyici tarafından beğeniyle karşılanmasına rağmen eleştirmenler tarafından vasatın biraz üstünde bulunmuştu. Bu ayrılığın en büyük sebeplerinden biri de az önce bahsetmiş olduğum cover film duruşunun Kayıp Nehir’in hemen yüzeyinde bulunması. David Lynch, Terence Malick, Nicolas Winding Refn, Dario Argento, Mario Bava ve Georges Franju gibi yönetmenlerin filmlerinden birçok referanslar içeren Kayıp Nehir’in en büyük hatası; bu referansları, temeli sağlam olmayan bir senaryonun içine yedirmeye çalışmasında. Daha doğrusu, Ryan Gosling’in henüz senaryo aşamasında sendelediğini söylemek gerek. Gosling’in Kayıp Nehir’i; belirli filmlerden alınmış tonlar ve sahneler üzerine yazılmış gibi bir izlenim uyandırıyor. Yani; Gosling’in önce bu sahneleri yeniden kurmayı düşünüp, sonrasında hikayeyi bu sahneler üzerine yedirmek istediği oldukça belirgin. Zira filmi; mortgage krizinin sonuçlarını bir aile ve mekan üzerinden inşa edip, sonrasında bu hikayeyi yeraltı ve hatta korku sineması tonlarına taşıyarak Amerikan Rüyası’nın foyasını ortaya çıkarmak ve bu durumu alt etmek için Atlantis’i bulup aileyi kurtarmamız gerektiğini söylemek olarak özetleyebiliriz. Mevzu böyle olunca insan haliyle, “Sanat sineması yapacağım diye bu durumu bu kadar komplike ve üstü kapalı  anlatmanın ne gereği vardı?” diye soruyor.

Filme adını da veren Kayıp Nehir kasabası, bir zamanlar nehre inşa edilen bir baraj seti yüzünden sular altında kalan bir başka şehrin üzerine kurulmuştur. Bu hayaletimsi kasabanın son sakinlerinden biri olan Billy (Christina Hendricks) iki oğlu Bones (Iain De Caestecker) ve Frankie (Landyn Stewart) ile birlikte yıkılmaya yüz tutmuş bir evde yaşamaktadır. Mortgage ödemelerinin üç ay kadar gerisinde olan Billy, evini kaybetmek istemediği için garsonluk yaptığı işini bırakır ve banka müdürü Dave’in (Ben Mendelsohn) oldukça sıradışı bir kulüpte çalışması için kendisine yaptığı iş teklifini kabul eder. Bu arada Bones, annesine yardım etmek ve bir gün bu kasabadan gidebilmek için terk edilmiş evlerin bakır kablolarını söküp satmaya çalışmaktadır. Fakat; kendini kasabanın sahibi olarak gören ve kendisine ihanet eden insanların dudaklarını makasla kesme eğilimi olan psikopat Bully (Matt Smith), Bones’un peşine düşer. Bones, bu kovalamaca anlarından birinde sular altında kalmış eski kasabayı keşfeder. Bully’nin açık hedefi haline gelen Bones, arkadaşı ve karşı komşusu olan Rat (Saoirse Ronan) ve büyükannesinin (Barbara Steele) hayatlarını da tehlikeye sokacaktır.

Filmin konusundan da anlaşılacağı üzere, Kayıp Nehir iki farklı olay örgüsüne sahip. Bunlardan biri; David Lynch’in İkiz Tepeler ve Mavi Kadife filmlerine bolca referanslar içeren, sadistik arzuların tatmininin sağlandığı bir gösteri dünyasına açılan kulüpte yaşananlar ve Billy üzerine inşa edilen hikaye. Henüz filmin ilk dakikalarında çerçeve içinde gördüğümüz banliyöler ve 50’li yılların melodilerinin de içinde bolca bulunduğu soundtrack; Ryan Gosling’in David Lynch’e olan hayranlığının boyutlarını da görünür kılıyor. Lynch’in Gosling üzerindeki etkisi başta psikopat Bully karakterinden (Mavi Kadife filmindeki Dennis Hopper’ı ve diğer psikopat kötü adamları düşünecek olursak), Billy’nin Mavi Kadife filmindeki Silencio isimli kulübe oldukça benzer bir kulüpte çalışmaya başlamasına kadar filmin hemen hemen her yerinde hissediliyor.

İkinci olay örgüsü; Bones karakteri üzerine kurulu ve sular altında kalmış kasabanın hikayesi üzerinden şekillenen yeraltı dünyasının sırlarını açığa çıkarıyor. Ryan Gosling’in bu bölümde, birlikte sıklıkla çalıştığı yönetmen Nicolas Winding Refn’in etkisinde kaldığını söylemek gerek. Özellikle Refn’in; yeraltı tonlamalarından sinematografisine ve şiddet imajlarına kadar birçok işinin Kayıp Nehir’e taşındığını söyleyebiliriz. Yine filmde yer alan korku ögelerinin ve gerçeküstü görünümdeki  vahşet sahnelerinin de Dario Argento filmlerine göndermeler yaptığını belirtebiliriz. Ryan Gosling’in gizemli ve sembolik olmak adına bu tür yönetmen referanslarını ön plana çıkararak filmin esas hikayesini ıskaladığını yeniden vurgulamak gerek. Kayıp Nehir’in belki de en başarılı elementlerinden biri olan sular altında kalan kasaba hikayesi bir tür peri masalı tonlarında ilerleyebilecekken, bu potansiyeli kullanamamış olmak; Gosling’in yönetmenlik anlamında henüz yolun oldukça başında olduğunu söylüyor.

Kayıp Nehir’in hikaye anlamındaki temelsizliğine rağmen oldukça başarılı bulduğum iki yönünden bahsetmeden geçmek istemiyorum. Bunlardan birincisi; filmin görüntü yönetmenliğini yapan Benoit Deibe. Özellikle, Gasper Noe’nin Enter The Void filminde kalplerimizi çalan Deibe’nin Kayıp Nehir filminde de harikulade sinematografik görüntüler yakaladığını üzerine basarak söylemek gerek. Bu oldukça güzel sinematografik görüntülere ek olarak; belirli bir kült film vizyonuna sahip olduğu aşikar olan Gosling’in kimi sahnelerde eğik ve ters kamera açıları kullanmak istemesinin de değerli olduğunu düşünüyorum. Aynı şekilde, filmin renk tonu paletinin genişliğinin ve kimi ışık oyunları üzerinden yapılan sembolik göndermelerin de oldukça başarılı olduğunu belirtmek gerek. Belki Kayıp Nehir filmi birçok kısa filmin birleşiminden meydana gelmiş olsaydı, görselliğin filmin anlatısıyla bütünleştiğini ve harika bir ahenge sahip olduğunu söylemek daha mümkün olurdu. İkinci başarılı nokta; filmin müziklerini yapan Johnny Jewel. Nicolas Winding Refn’in Sürücü (Drive) filminin müziklerinde de katkısı olan Jewel’ın; 50’li yılların melodilerinden Deep Purple’a ve yer yer techno tonlara kayan müzik seçiminin beni oldukça etkilediğini belirtebilirim.

Tüm bu olumlu ve olumsuz özellikleriyle birlikte; kült olmuş birçok filmi bir araya getirip kült olamayacak bir ‘cover film’ yapmasına rağmen, sahip olduğu film bilgisini ve vizyonunun genişliğini ortaya koyduğu için Ryan Gosling’in ikinci bir şansı hak ettiğini düşünüyorum.

Müzik dünyasında cover albümler yapmak oldukça yaygındır. Müzik alanında önceden seslendirilmiş bir eserin ya da eserlerin, farklı bir sanatçı tarafından yeniden icra edilmesi anlamına gelen cover versiyonların sinemada karşılıklarını görmek ise çok sık karşılaştığımız bir durum değildir. Bir tür saygı duruşu olarak ya da tam tersi nedenle bir yönetmenin filmine göndermeler yapan filmler izlemek kimi zaman hoşumuza gidebilir. Fakat, eğer neredeyse tüm film bir tür toplama görüntüler üzerinden inşa ediliyorsa, bu durumu yeni ya da orijinal olarak kabul etmek pek de doğru olmayacaktır. Film eleştirisi yaparken özellikle kaçınmaya çalıştığım şeylerden biri; “Bu film şu filme çok benziyor, bak burada buna gönderme yapmış” ya da “Bu filmle oldukça yakın benzerlikler içeriyor” gibi cümleler kullanmaktır. Kısacası; filmleri birbirlerine bağlamaktan, aralarında kesişim kümeleri kurmaktan çok hoşlanmam. Zira her filmin kendine ait bir evreni, dokusu ve özgünlüğü vardır. Filmler arasında bu tür karşılaştırmalar yapmanın ve benzerlikler inşa etmenin -bir tür sağlama işlemi yaparcasına- sağlıklı bir yöntem olduğunu düşünmem.  Fakat ünlü oyuncu ve yeni yönetmen Ryan Gosling’in ilk yönetmenlik denemesi olan Kayıp Nehir - Lost River; beni bu tür bir eleştiri yapma noktasına bilerek ve isteyerek götürüyor. Bu sebeple en başta belirtmem gerekir ki; Gosling’in ilk filmi olan Kayıp Nehir’i bir ‘cover film’ olarak görüyorum. Prömiyerini geçtiğimiz yıl Cannes Film Festivali’nin Belirli Bir Bakış (Un Certain Regard) bölümünde yapan Kayıp Nehir; çoğu izleyici tarafından beğeniyle karşılanmasına rağmen eleştirmenler tarafından vasatın biraz üstünde bulunmuştu. Bu ayrılığın en büyük sebeplerinden biri de az önce bahsetmiş olduğum cover film duruşunun Kayıp Nehir’in hemen yüzeyinde bulunması. David Lynch, Terence Malick, Nicolas Winding Refn, Dario Argento, Mario Bava ve Georges Franju gibi yönetmenlerin filmlerinden birçok referanslar içeren Kayıp Nehir’in en büyük hatası; bu referansları, temeli sağlam olmayan bir senaryonun içine yedirmeye çalışmasında. Daha doğrusu, Ryan Gosling’in henüz senaryo aşamasında sendelediğini söylemek gerek. Gosling’in Kayıp Nehir’i; belirli filmlerden alınmış tonlar ve sahneler üzerine yazılmış gibi bir izlenim uyandırıyor. Yani; Gosling’in önce bu sahneleri yeniden kurmayı düşünüp, sonrasında hikayeyi bu sahneler üzerine yedirmek istediği oldukça belirgin. Zira filmi; mortgage krizinin sonuçlarını bir aile ve mekan üzerinden inşa edip, sonrasında bu hikayeyi yeraltı ve hatta korku sineması tonlarına taşıyarak Amerikan Rüyası’nın foyasını ortaya çıkarmak ve bu durumu alt etmek için Atlantis’i bulup aileyi kurtarmamız gerektiğini söylemek olarak özetleyebiliriz. Mevzu böyle olunca insan haliyle, “Sanat sineması yapacağım diye bu durumu bu kadar komplike ve üstü kapalı  anlatmanın ne gereği vardı?” diye soruyor. Filme adını da veren Kayıp Nehir kasabası, bir zamanlar nehre inşa edilen bir baraj seti yüzünden sular altında kalan bir başka şehrin üzerine kurulmuştur. Bu hayaletimsi kasabanın son sakinlerinden biri olan Billy (Christina Hendricks) iki oğlu Bones (Iain De Caestecker) ve Frankie (Landyn Stewart) ile birlikte yıkılmaya yüz tutmuş bir evde yaşamaktadır. Mortgage ödemelerinin üç ay kadar gerisinde olan Billy, evini kaybetmek istemediği için garsonluk yaptığı işini bırakır ve banka müdürü Dave’in (Ben Mendelsohn) oldukça sıradışı bir kulüpte çalışması için kendisine yaptığı iş teklifini kabul eder. Bu arada Bones, annesine yardım etmek ve bir gün bu kasabadan gidebilmek için terk edilmiş evlerin bakır kablolarını söküp satmaya çalışmaktadır. Fakat; kendini kasabanın sahibi olarak…

Yazar Puanı

Puan - 55%

55%

55

Kült olmuş birçok filmi bir araya getirip kült olamayacak bir ‘cover film’ yapmasına rağmen, sahip olduğu film bilgisini ve vizyonunun genişliğini ortaya koyduğu için Ryan Gosling’in ikinci bir şansı hak ettiğini düşünüyorum.

Kullanıcı Puanları: İlk sen puanla!
55
Daha yazı yok.
Filmloverss.com size daha iyi hizmet sunmak için çerezleri kullanır. Sitede gezerek çerezlere izin vermiş sayılırsınız. Ayrıntılı bilgi